‘Memnuniyet verici’ tavrı Türkiye’yi zora sürükler -

ABD’nin Suriye saldırısının sahadaki gerçekliği değiştirmeyeceğini, Rusya’nın ise ABD ile karşı karşıya gelecek gücünün olmadığını söyleyen yazar Foti Benlisoy, bu saldırıdan Esad’ın güçlü çıktığını belirterek, “Türkiye’nin ‘memnuniyet verici’ tavrı onu zor ve tehlikeli bir sürece sürükleyebilir” dedi.

Bilal Seçkin / Mezopotamya Ajansı 

ABD, Fransa ve İngiltere’nin Suriye’ye dün sabaha karşı gerçekleştirdiği saldırıyı ve bundan sonra Suriye’de yaşanacak muhtemel gelişmeleri yazar Foti Benlisoy değerlendirdi. Kimyasal saldırı meselesinin Suriye’de başlayan iç savaştan bu yana kriz olarak gündeme geldiğini belirten Benlisoy, Duma’da kimyasal saldırının yapılıp yapılmadığının net olarak bilinmediğini ifade ederek,”Ama buradan hareketle, ‘Suriye yapmaz’ diye açık çek vermek doğru olmaz. Çünkü zaman içerisinde muhaliflerin kullanmış olduğu gibi rejimin de dönem dönem kimyasal silah kullandığı belgelendi. Dolayısıyla yapar mı, yapmaz mı bu tartışmayı bir tarafa bırakmak gerekiyor. Çünkü yapar deyince muhtemel bir ABD ya da batı propaganda oyununa alet olmak var” dedi.
‘SALDIRI SAHADAKİ GERÇEKLİĞİ DEĞİŞTİRMEZ’
ABD merkezli saldırının sahadaki gerçekliği değiştirecek bir müdahale olmadığını söyleyen Benlisoy, Trump’ın rejim değişikliğini önceleyen bir politikasının da görünmediğini ifade etti. Benlisoy, “ABD’nin şuandaki müdahalesi de bir yandan, Rusya’ya Suriye’deki sınırlarını hatırlatmak, bir güç gösterisinde bulunmak diğer yandan da uluslararası kamuoyuna Trump liderliğindeki ABD’nin kararlılığını bir biçimde sergilemektir. Bunun ötesinde ABD’nin Suriye’de kalıcı, maliyeti yüksek olacak uzun süreli bir angajmanı söz konusu değil. Bir de Rusya ile karşı karşıya gelecek bir angajmanı mümkün değil. Biliyoruz ki geçtiğimiz günlerde Trump, ‘Suriye’den çekiliyoruz’ açıklamalarında bulunmuştu. Bu da Ortadoğu’da özellikle maliyetli askeri kampanyalara karşı bir tutum sergiliyor” diye vurguladı.
‘SURİYE IRAK GİBİ OLACAK SÖYLEMLERİ GERÇEKÇİ DEĞİL’
ABD’nin Ortadoğu önceliklerinin değiştiğini de sözlerine ekleyen Benlisoy şunları belirtti: “2003 Irak işgalinin gerçekleşmesiyle beraber ABD’nin Ortadoğu’daki amacı esas itibariyle bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol edebilme ve yükselmekte olan birtakım güçlerin karşısında bariyer oluşturmaktı. Bu yüzden ABD’nin esas önceliği, Asya-Pasifik bölgesidir, Güneydoğu Asya’dır. Esas askeri, siyasi, diplomatik ağırlığını oraya veriyor. Çin’i çevrelemek olarak özetlenebilecek bir hedef doğrultusunda kullanılmaktadır. ABD artık, Ortadoğu coğrafyasında pahalı, maliyetli askeri, siyasal, diplomatik angajmanlardan kaçınıyor. Ki Trump yönetimi özellikle kaçınıyor. Çünkü bu vaatle seçildi. Trump’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Suudi krallığı liderliğine verdiği mesajlar da böyle. Açık açık; ‘Biz burada kalacaksak ve sizin bir takım işlerinizi yapacaksak bizi finanse edin’ diyor. Dolayısıyla Suriye’de Libya, Irak’ta olduğu gibi bir politika izlenmeyecek. Dolayısıyla Suriye Irak gibi olacak benzetmeleri çok gerçekçi değildir.”
‘ESAD’IN GİTMESİNİ İSTEMEK GİBİ BİR POLİTİKASI YOK’
Bu saldırının Trump’ın iç siyasetteki ihtiyaçlarıyla da alakalı olduğuna dikkat çeken Benlisoy, “Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale ettiği iddiasıyla Trump hakkında FBI soruşturması var. Trump yönetiminde olan bir dizi insan FBI soruşturması neticesinde görevden çekilmek durumunda kaldı. Ve bu koşullar altında Trump’da Rusya’ya karşı bir tür kararlılık gösterisinde bulundu. Bu saldırıyla Trump, ‘Ben Rusya’nın adamı değilim’ demiş oldu” dedi.
“Başta da belirttik, ABD’nin mevcut durumu değiştirecek bir askeri harekat yapması beklenemez. ABD’nin esas hedefi bugün itibariyle IŞİD’İ geriletmek ve Fırat’ın doğusunda hem IŞİD karşısında hem de özellikle İran karşısında bir yerleri elde bulundurmak” diyen Benlisoy, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “ABD o bölgelerin muhafazası ve müdafaası açısından kararlı olduğunu gösterdi ama o bugün değildi. Birkaç ay önce Suriye rejim güçleri ve Rus paralı askerleri Derazor’a bir sızma operasyonu düzenlemeye çalıştılar. Suriye ve Rusya çok ağır kayıplar vererek geri çekildi. O alanın dışında ABD’nin Suriye’nin bütününe dair, ‘Esad askeri, siyasal kontrol gücünü yitirsin’ gibi hedeflerinin olduğunu pek zannetmiyorum.”
‘RUSYA’NIN ABD’YLE KARŞI KARŞIYA GELME GÜCÜ YOK’
ABD’nin saldırısına Rusya’dan verilen tepkileri de değerlendiren Benlisoy, Rusya’nın, Suriye içerisinde ABD ile karşı karşıya gelmek için ne isteğinin olduğunu ne de gücünün olduğunu belirterek, “Rusya ne askeri olarak ne de ekonomik olarak ABD’nin ayarında bir ülke değil. Askeri olarak Rusya’nın ABD ile kapsamlı bir çatışmayı göze alacak durumu yok. Bilakis Rusya sahada kazanmış olduğu zaferi konsolide etmek istiyor. Bu kazanımlarının uluslararası düzeyde tanınmasını istiyor. Esad Rejimi ise sahada ciddi başarılar elde etmiş ve bunu Astana’sıyla Cenevre’siyle tasdik etmek istiyor” diye ifade etti.
‘SALDIRIDAN ESAD GÜÇLÜ ÇIKTI’
ABD’nin bu saldırıyla güç gösterisinde bulunduğunun da altını çizen Benlisoy, “Trump kendi pozisyonunu güçlendirdi ve içerde yaklaşan seçimler öncesi kendi seçmenine ‘Ben sertim, güçlüyüm’ mesajı vermek istedi. Rusya da bunun kapsamlı bir saldırı olmadığını biliyor ve dolayısıyla ABD’ye cevap verme durumundan kurtuldu. Fakat bu iki durumdan güçlü olarak çıkan Esad oldu. Çünkü ABD, İngiltere ve Fransa gibi güçlü ülkelerin saldırısından ayakta kalmış pozisyonu verdi. Dolayısıyla bu saldırıda herkesin memnun olduğu ortada, pek bir şey de değişmeyecek” dedi.
‘GÜÇLERİN SERGİLENDİĞİ ALAN’
Suriye’nin bölgesel ve emperyal güçlerin kapasitelerini sergiledikleri alan olduğunu vurgulayan Benlisoy, “Amerikalılar yeni füzelerini kullandı. Ruslar kendi silahını denemiş oluyor. Yine Türkiye, milli ve yerli ağır silahlarını Suriye’de deniyor. Dolayısıyla Suriye, bu güçler açısından böyle bir alana ev sahipliği yapıyor” diye belirtti.
‘GERİLİMİN DEVAM ETMESİ TÜRKİYE’Yİ ZORLAR’
ABD’nin saldırısında gösterilen tepkilerde en ilginç olanının Türkiye’nin “Memnuniyet verici” açıklamasının olduğunu sözlerine ekleyen Benlisoy, “Çünkü İran ve Rusya pozisyonları itibariyle kınama açıklamaları yapmak durumundadır. Türkiye Astana sürecinin bir parçasıdır. Rusya ve İran’la tabiri caizse Suriye’de işportacı rolüne soyunmuş. Türkiye’nin Afrin operasyonu, Rusya’nın özellikle izniyle ve desteğiyle oldu. Rusya operasyon sırasında Afrin’de hava sahasını Türk savaş uçaklarını kapatmış olsaydı operasyon gerçekleşemezdi. Dolayısıyla sadece izin vermek değil Rusya aktif olarak destekledi. Türkiye Suriye’de askeri siyasi diplomatik gerilimin artması durumunda Amerika ile Rusya arasında tercih yapmaya zorlanabilir. Bu da Türkiye açısından çok sıkıntılı bir pozisyondur. Bu gerginliğin sürmesi esas olarak Türkiye’nin aleyhine olur. Çünkü tam olarak tarafını seçemeyecektir. Bir yandan NATO üyesi, ABD ile partnerlik içerisinde. Diğer yandan da Ortadoğu’da güç konfederasyonu var. Dolayısıyla Türkiye, çelişik bir pozisyon oynamaktadır. Yine Türkiye’nin Suriye’de beraber çalıştığı güçler tabi ki ABD’nin hava saldırılarının daha şiddetli olmasını istiyor. Onların Esad rejiminin gitmesi yönünde bir amaçları var ama Türkiye’nin öyle bir amacı yok” diye aktardı.
‘TÜRKİYE İÇİN ESAS MESELE KÜRTLER’
Türkiye’nin politik önceliğinin, yıllar önce olduğu gibi Esad rejiminin devrilmesi değil, esas itibariyle Kürtlerin siyasal kazanımlarının ortadan kaldırılması olduğunu aktaran Benlisoy, “Bu Esad ile olur, Esad’sız olur. Türkiye için önemli değildir. Türkiye için esas mesele Kürtler ve koridordur. O bölgede de Suriye’ye giden ABD’nin güç kazanması Türkiye kırmızı ışığını yakacaktır. Türkiye’yi zor ve tehlikeli bir sürece sürükler” ifadelerini kullandı.
‘BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİNİ HATIRLATIYOR’
Uluslararası sistemin bugün çok kırılgan olduğunu, daha askerileşmiş, istikrarsız, rekabetçi bir dünyaya gidildiğini belirten Benlisoy, bu durumun tıpkı Birinci Dünya Savaşı öncesini hatırlattığını söyledi. Benlisoy son olarak şunları ifade etti: “Bu krizler yarın öbür gün büyük bir takım uluslararası çatışmalara meydan verebilir çünkü savaş hiçbir zaman böyle tam olarak kestirilebilecek bir mesele değil. Ama günün sonunda Suriye’de, ABD ve Rusya’nın da doğrudan çıkarına değildir. ABD zaten Esad gitsin diye savaşacak değil, Rusya da ABD ile savaşı göze alabilecek durumda değildir. Astana Süreci Esad’ın lehine bir süreç, çünkü bu anayasa yazım süreçleri gibi hepsini seçim öncesini tahvil ediyor. Dolayısıyla ben Esad’ın gitme meselesinin artık kapandığını düşünüyorum. Bir siyasal geçiş süreci var bu da kolay bir şey değildir.”
Orijinali:
http://mezopotamyaajansi.com/tum-haberler/content/view/20969
Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında