Suriye’de etnik temizlik savaşları -

The Independent’ın deneyimli Ortadoğu muhabiri Patrick Cockburn, Suriye’deki son gelişmeleri değerlendirerek etnik temizlik tehlikesine dikkat çekiyor…

Çeviri: Başlangıç Kolektifi

Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonuna liderlik eden Suriyeli Arap milisler bölgedeki Kürt nüfusu, IŞİD ve El Kaide çizgisinde bir İslam’ı benimsememeleri halinde katletmekle tehdit ediyor. Geçmişte, bu tür taleplerin ardından hem Suriye hem Irak’ta azınlık mezhep ve etnik gruplara yönelik kitlesel kırımlar yaşanmıştı.

Bir videoda, bir grup milisten biri, Kürtleri “kafir” olarak tanımlıyor ve sert bir tehdit savunuyor: “Allah aşkına, eğer tövbe eder ve Allah’a geri dönerseniz, sizin bizim kardeşlerimiz olduğunuzu anlarız. Ama eğer bunu reddederseniz, kafalarınızın koparmamız için hazır hale geldiğini anlarız.” Her ne kadar Afrin’deki Kürtler Sünni Müslüman olsa da, IŞİD ve El-Kaide kendi görüşlerini benimsemeyenleri ölümü hak eden sapkınlar olarak görüyor.

“Video yüzde yüz gerçek,” diyor Rami Abdulrahman The Independent‘a verdiği röportajda. Kendisi videoyu yayımlayan Suriye İnsan Hakları Gözlem Örgütü’nün başında. Abdulrahman, Afrin’de ilerleyen Türk güçlerinin ele geçirdiği kimi Ezidi köylerinin akıbetinden ciddi endişe duyduğunu ifade ediyor ve bizzat milisler tarafından çekilmiş bir videoda, ”milislerin yaşlı bir Ezidi adamı sorguladığını, günde kaç kere namaz kıldığını sorduğunu” ifade ediyor.”

2014 yılında Kuzey Irak’ta, IŞİD, Müslüman olmadıklarını ispatlamak amacıyla Ezidileri bu şekilde sorgulamış; bunu da cinayetler, Ezidi kadınlara yönelik tecavüzler, ve seks kölesi olarak kaçırılmaları izlemişti. Suriye’deki önde gelen insan hakları gözlemcisi olan ve ülke çapına yayılmış muhabirler ağı ile çalışan Abdulrahman, uluslararası kamuoyunun dikkatinin sadece Suriye ordusunun Doğu Guta’ya yönelik saldırısına odaklanmasından dolayı kaygı duyduğunu belirtiyor ve Afrin’de Kürtlerin ve diğer azınlıkların katledilmesi ihtimalinden “hiç kimse bahsetmiyor” diyor.

Abdulrahman’a göre iki bölgedeki durum birbirine benziyor, zira “Başar El-Esad’ın güçleri Guta’nın yüzde 60’ını ele geçirirken, Erdoğan’ın güçleri de Afrin’in yüzde 60’ın aldı.” Buna göre bir milyon Kürt tehdit altına girebilir; bu insanların Afrin’den çıkması da giderek son derece zor bir hal alıyor, çünkü güneydeki Halep’e giden yegane yol üstündeki Suriye hükümetinin kontrol noktalarında “insanların geçişine izin vermek için aile başına 4000 dolara kadar çıkan rüşvetler isteniyor.”

Abdulrahman’a kalırsa, ÖSO üyesi olduğunu iddia eden milisler tarafından çekilmiş videoların sunduğu bol miktarda kanıta göre, düzenli Türk ordusunun önünden giden birlikler aşırılıkçı cihatçılar. Bu iddia, geçen ay The Independent’e konuşan eski bir IŞİD üyesi tarafından da dile getirilmişti: Bu kişi, eski yoldaşlarının pek çoğunun Türk ordusu tarafından yeniden eğitildiğini ifade etmişti. Eski IŞİD üyesi, bu milislere Türk eğitmenler tarafından, bombalı araçlar gibi geleneksel taktiklerini yaygın biçimde kullanmamaları yolunda talimat verildiğini, aksi takdirde terörist olarak damgalanacaklarının söylendiğini belirtmişti. Bu kişiye göre, IŞİD savaşçıları Türkiye’nin YPG’ye karşı savaşında harcanacak güçler olarak kullanılacak, ardından da bir kenara atılacak.

Türk ordusu Afrin’e doğru yaklaştıkça ve Suriye ordusu muhaliflerin kontrolündeki Doğu Guta’nın içlerine nüfuz ettikçe iki bölgedeki insanlar da zora dayalı bir nüfus değişimine kurban gitmekten korkuyor. Irak’taki bir Kürt gözlemciye göre, Afrin’deki nüfusun çoğunluğunun Kürt olmadığını ifade eden Erdoğan “Kürtlerin yerine iskan etmek için Türkmenleri ve başkalarını getirecek.”

IŞİD, ABD’den destek alan YPG’ye şiddetli bir düşmanlık besliyor, zira YPG IŞİD’i Suriye’nin dörtte birinden kovdu ve dört aylık bir kuşatmanın ardından, geçen Ekim ayında IŞİD’in fiili başkenti Rakka’yı aldı.

Abdulrahman’ın belirttiği gibi, Afrin ve Doğu Guta kuşatmalarının pek çok ortak yönü var, ancak Afrin’de sıkışmış insanların sayısı daha yüksek olabilir. Evlerini terk etmeme motivasyonları da büyük ölçüde birbirine benziyor. “Guta’yı asla terk etmem” diyen hükümet karşıtı gazeteci Haytham Bakkar, Suriye ordusunun taarruzu başlarken şöyle konuştu: “Biz yüzlerce, binlerce yıldır burada yaşıyoruz. Dedelerimiz burada yaşamış. Evlerimiz ve mezarlarımız burada. Burada doğduk burada öleceğiz. Ruhumuz ve köklerimiz burada.”

Bakkar’a göre, Doğu Guta’daki pek çok insan kendilerinin bölgeyi terk etmelerinin hükümetin daha geniş bir planının parçası olduğuna inanıyor; hükümet radikal nüfus değişimleri yapmaya ve mülklerini başkalarına vermeye hazırlanıyor. Bakkar, insanların bölgeden çıkmak için gerekli olan tehlikeli yolculuğu atlatsalar bile, “TV haberlerini açıp da evlerimizde başkalarının yaşadığını görmek istemiyoruz” diye düşündüğünü belirtiyor.

Kürtler de benzer bir biçimde düşünüyor, ancak onların bölgeden ayrılması da son derece tehlikeli bir hal alıyor. 2011’den bu yana, gücü ele geçirenlerin diğer topluluk mensuplarını kovduğu pek çok durumda görüldüğü gibi, etnik ve mezhepsel temizliğin örnekleri Suriye’nin her yerinde mevcut.

YPG önemli bir askeri güce sahip; YPG sözcüsü Nouri Mahmoud grubun Afrin’de 10,000 savaşçısı olduğunu ve sonuna kadar savaşmaya kararlı olduklarını ifade ediyor. Kürtlerin şimdiden yerlerinden edilmekte olduğunu, “bir köyde 600 kişiye gitmelerinin söylendiği”ni belirtiyor. Mahmoud, Kürtlerin bir soykırımın hazırlanmakta olduğundan korktuğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Uluslararası medyanın odağının Doğu Guta’da olması, Türkiye’ye dünya fazla dikkat etmezken Afrin’deki operasyonu hızlandırma fırsatı verdi”. Kürt yetkililer Afrin’deki sivillerin yaşadıklarını gündeme taşımaya çalışsa da şu ana dek pek başarılı olamadılar.

Uzun vadede -ve belki de kısa vadede- Afrin’i savunmanın mümkün olmadığı ortaya çıkabilir. Afrin’i kuşatmış olan Türk kuvvetleri ve müttefik ÖSO güçleri sayıca çok daha üstün, ağır silahlara sahip, hava güçlerini ve toplarını herhangi bir engelle karşılaşmadan kullanıyor.

Suriye krizindeki dış güçlerin hiçbiri Türkiye’ye karşı müdahalede bulunma işareti vermiyor. Türkiye 20 Ocak’ta Afrin’e taarruz başlatabildi, çünkü Rusya hava sahasını açma kararı aldı. Kürt liderlere göre, Rusya, İran ve Türkiye, Türkiye’nin Afrin’i ele geçirmesi konusunda anlaşmaya vardı; buna karşılık da Türkler İdlib’deki son büyük Esad karşıtı bölgeye yönelik desteği kesebilir.

Türkiye’nin Kürtlere yönelik taarruzu Afrin’in düşmesiyle sona ermeyecek, hatta kentin alınması daha doğudaki Kürt kontrolündeki bölgelere yönelik Türkiye’nin hamlelerinin önünü açabilir. Bu da Türkleri Washington’la karşı karşıya getirecek; ancak eğer ABD güçleri Suriye’de kalacaksa sahadaki müttefiklerinden biri olarak Kürtlere ihtiyaç duyacaklar. Gelgelelim eğer Afrin’in düşmesi beraberinde kitlesel kırımlar ve etnik temizlik getirirse, o zaman kuzey Suriye’deki savaş daha da korkunç bir hal alacak demektir.

14 Mart 2018

Orijinali:

https://www.counterpunch.org/2018/03/14/syrias-war-of-ethnic-cleansing/

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar