Suriçi: Eskinin enkazı, yeninin belirsizliği -

Diyarbakır Sur’da 22 Mayıs’tan beri elektrik ve su yok, çocuklar salgın hastalık riskine rağmen sokaklarda oynamaya devam ediyor. Sebebi ise kentsel dönüşüm olarak adlandırılan, bir tarihi yok etme projesi.

Sur sınırlarında yaklaşık 187 hektar alan 22.10.2012 tarihinde 6306 sayılı kanuna göre “riskli alan” ilan edildi; Bakanlar Kurulu 21.03.2016 tarihinde Sur İlçesi’nde bulunan ve ilçenin yarısından fazlası demek olan 6292 parselin, “acele” kamulaştırılmasına karar verdi. Acele kamulaştırma? Sıkıyönetim/ savaş koşullarında ya da ‘yüksek kamu yararı’ olduğu durumlarda, Bakanlar Kurulu’nun mekanı şekillendirmek adına alabildiği kararlardan biri.

Suriçi’nin mevcut dokusuna rağmen bu nasıl bir “kamu yararı” ki tarihi mirastan daha önemli olsun, ya da bu nasıl bir savaştır ki Tahir Elçi’nin hayatı pahasına korumak için mücadele ettiği bütün o tescilli yapıları yok sayabilsin; bir ilçe, sit alanı olmasına rağmen acele yollarla devletin mülkiyetine geçirilsin? Koruma alanlarını korumamak için elinden geleni yapan bir hükümetin, Suriçi’nin kentsel dokusunu bozmayacağını düşünmeyi bir tarafa bırakıp gerçeklere bakalım.

Sit alanı olan ve “Dünya Kültür Mirası” olarak tescillenen yapıların bulunduğu Sur için Bakanlığın onayladığı Koruma Amaçlı İmar Planı Değişikliği hakkında, TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyonu’nun ciddi eleştirileri var. Plan değişikliği ile sosyal donatı alanlarının (sağlık, eğitim vb. alanı) azaltıldığı, yolların tescilli yapılar ve tarihsel doku dikkate alınmadan genişletildiği ve planın ilçeyi bir güvenlik çemberine alarak savunma amaçlı hazırlandığı belirtiliyor ki, Koruma Amaçlı İmar Planlarının asıl amacı mevcut dokuyu korumaktır ve mevcut doku çevresi beton duvarlarla çevrilen emniyet hizmet alanları ile korunmaz.

Savaş sonrası yöntemler ile ilçenin mülkiyetinin devlete, kamuya değil devlete, geçirilmesi, mevcut dokunun değiştirilerek yolların genişletilmesi ve planlarda sosyal alanlardan ziyade savunma alanlarının dikkat çekmesi akla ilk 1830 ve 1848 yıllarında yaşanan ayaklanmalardan sonra Paris’in yaşadığı “kentsel dönüşümü” getiriyor. Aksini iddia eden kent bilimciler olsa da, Napolyon Paris’i devrimci barikatlardan “kurtarmak” ve her türlü askeri saldırı gücünü kontrolü altına almak için Mimar Baron Haussman’a yeniden planlatır. Hausmann şehri geniş bulvarlarla çevreler ve işçiler için kent merkezinden uzak banliyöler kurar. Paris artık burjuva sınıfnın hizmetine açılmıştır.

Diyarbakır’da da durum pek farklı değil; dönemin Başbakanı Davutoğlu Sur’u dönüşümden sonra Toledo’ya çevirmenin müjdesini ”terörle mücadele” kapsamında yaptıkları yeni açılımlar eşliğinde söylemişti. Dolayısıyla Sur’da yaşanan kentsel dönüşümde de onaylanan koruma amaçlı imar planlarında da öyle “koruma” politikaları, şehircilik ilkeleri vs aramaya gerek yok; mevzu gayet açık: terörle mücadele!

Peki şimdi neler oluyor Sur’da? Operasyonlar bitse de sokağa çıkma yasakları bitmiyor, insanlar kendi mahallelerinde yaşamaya devam etseler de elektrik ve su verilmiyor ve belki de yüz yıldır Sur’da yaşayanların ilçeyi terk etmeleri ile, gelecekte kimlerin buralarda ikamet edeceği bilinmiyor. Acele olan olmayan bütün kamulaştırmalar kamu yararı gözetilmeden yapılıyor.

David Harvey’in mülksüzleştirme yöntemleri için söylediği gibi “Kentsel dönüşüm sayesinde, artık emilimi daha da karanlık bir yüze sahiptir; bu süreçten en başta acı çekenler yoksullar, ayrıcalıksızlar ve siyasi iktidardan dışlananlar olduğundan ‘yaratıcı yıkım’ın hemen her zaman sınıfsal bir boyutu vardır. Eskinin enkazı üzerine yeni kentsel dünyayı yapmak için şiddet gerekir. Haussmann, kentsel gelişme ve yenileme adına kamulaştırma güçlerini kullanarak eski Paris varoşlarını sildi süpürdü; bile bile işçi sınıfının çoğunun ve diğer asi unsurların toplumsal düzen ve siyasi iktidarına tehdit oluşturdukları kent merkezinden uzaklaştırılmasını düzenledi.”

Ve şimdi Suriçi, hanlar, Dört Ayaklı Minare ve tarih, ve Tahir Elçi ve susuz yaşayan çocuklar. Yok edilen bizim tarihimizdir, bütün farklılıklardan, nefretten ve savaştan azade bir tarih. Fotoğraflardan bakmak zorunda kalmak üzere olduğumuz bir tarih. Palmira, Efes, Sur, Hevsel Bahçeleri veya Validebağ Korusu fark etmez, kentlerin hafızası ve anıları vardır ve bize düşen onları korumaktır.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında