Şöyle düşünüyorum! -

Akşamdan sabaha, sabahtan akşama değişiyor hayatlarımız. Bari aynı anda uyuyup uyansak. Çünkü her sabah, geceden olanlara şiş gözlerle alışmak çok zor, baş ağrısı yapıyor.

Mutsuzluk, insanın kendini huzursuz, umutsuz ve karamsar hissetme halidir ya, hepimiz öyleyiz artık bence. Mutsuzsun dostum. Kalemtraşını al, gel çöpün başına gidip duvara bakalım. Biraz durunca anlayacaksın, mutsuzsun. Bırak Sinop’taki mutluluk anketini, onlar da ‘aldırma gönül, aldırma’ diyor da cevaplıyor anketi.

Belki de sadece bir kısmımız öyle, yani mutsuz. Yanımızda yöremizdeki eşimiz, dostumuz, ailemizden bazısı… “Ülke elden gidiyooooor” derlerdi önceden. Ama itilaf devletleri, ittifak devletleri vardı. Topraklarımıza göz diken batı ve ahlaksızlığı vardı. ABD emperyalizmi vardı. Tamam teorik tartışma yaratmayalım, ABD emperyalizmi hala var. O zaman içimizden birileri artık şöyle bağırabilir sanki “Ülke çıldırdı komşuuuu”. Yok aslında bu da olmaz, o zaman komşudan medet ummak olur, mandacılık olur.

Biz faniler için bir takım alternatif durumlar söz konusu; büyük çoğunluk için mutsuzluk, parasızlık/ cep delikliği, bitmeyen krediler, sağlık noksanlığı, huzursuzluk, umutsuzluk. Misal gündelik hayatımızda şöyle pratikler var; metroda canlı bomba aramaca, toplu taşımada yanındaki kişi tacizci mi değil mi deneme sınavı, eczanede ilaç faturasına şaşırmaca, her ay zamlarla birlikte elektrik faturasının ne kadar geleceğini tahmin etmece. Tabi bunların ötesinde bir kısmımız için ölümler, tutuklamalar, tecavüzler var. Bunlardan arda kalan bir diğer kısmımız içinse “ah ile vah ile geçti bu ömür, yaşadım mı, öldüm mü anlayamadım.”

Taciz, tecavüz haberleri gırla. Diyanetin akıl almaz yorumları -gerçi son dönem akıl pek bir şey almıyor ya-, kendini muhafazakar bilenlerin çılgın tavsiyeleri… Toplu tecavüzler, vakıflar, okul müdürleri, mini etek timleri… Manyak, sapık şeklinde kişileri tarif etmekle açıklayamayacağımız bir sistematik taciz tecavüz vaka bütünü.

Ülkenin bir kısmında savaş koşulları mevcut, ‘gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir’ miydi? Gülemeyen bir halk olduk. Bir halk değil, halklar daha doğru. Aylardır süren savaşı takip etmekle ilişebiliyoruz konuya ancak. Siyaset yapma zeminlerimiz daraldıkça daraldı. Sokağa çıkmak çözüm olmuyor. Ki zaten sokağa çıkma pratiklerinde ciddi anlamda bir düşüş söz konusu. Artık yalnızca gaz, plastik mermi, gözaltı ihtimali değil bir de yaşam meselesi var. Yürüyüşler zaten neredeyse başlamadan dağıtılıyor, basın açıklamalarının süreleri iyice kısaldı, hızlıca okunup bitiyor (Feminist gece yürüyüşünü dışarıda bırakıyorum).

Barış için akademisyenlerin başlattığı imza kampanyası ve sonrasında yaşananlar bize gösterdi ki, iktidar politik taraf olma halini her türlü pratikte baskılayacak. Cumhurbaşkanı’nın dediği çok açık; Birtakım çevreler yol ayrımı durumundalar, ya bizimle olacaklar ya da teröristin yanında yer alacaklar. Ama ile fakat ile başlayan açıklamaları, teröristin yanında yer almak olarak görüyoruz.” Mesele burada geldi kitlendi ya.. ya da.. “Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın”

Peki bu her alanda baskılama nereye varır? İşte bunu bir bileydim iyiydi…

Şimdi şurası çok açık sanırım bu mutsuzluk, huzursuzluk, anksiyete hali hepimizin ya da çoğumuzun üzerine çökmüş durumda. Kabuğumuza çekilmeye öyle yakınız ki. Ana akım iktisadın toplumu bireylerin toplamından hareketle yaptığı tarif? Yoksa!? Hayır hayır.

Şöyle mi yapmalı?

Epeyce ikna olduğum şudur ki; dirsek teması kurulamadan politik faaliyete dahil olunamıyor, politik faaliyet yürütülemiyor. Daha çok birlikte olmaya ihtiyaç var. Toplantılar, eylemler ve gündemi takip edip haberdar olarak geçirdiğimiz günlerin yanında bir siyasi faaliyeti örmeye/ örgütlemeye yarayacak küçük grup ilişkileri bizi gerçek bir dil üzerinden birleştirebilir. Bu şaşkınlık ve karamsarlık halini üzerimizden atacağımız zeminlere ihtiyacımız var. Belki gerçekten karşılıklı küçük çaplı ilişkilere emek vererek başlamak gerekiyordur. Elbette bahsettiğim küçük kapalı gruplar değil. Birbirimizden haberdar olmak, haberdar olduğumuz çemberi sürekli genişletmek. Temas etmek. Evet en çok temas etmek.

“Çok olun, çocuklar, çok olun,
yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce.
Daha çok olun, daha çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.”

A.Kadir

 

Bulunduğu kategori : Ruhun Gıdası

Yazar hakkında

Son Yazılar
Yayın Politikamız
“Öğrenci Dayanışması” 6. sayı çıktı: Organize oluyoruz! -

Devrimci hareketin fikri dağınıklığı haliyle gençlik hareketine de sirayet etmiş durumda. Üniversite mücadelesi cılız, dağınık ve motivasyonsuz bir dönemden geçiyor. Fikri dağınıklığı gidermeden mücadele alanlarında güçlenmek, pratik mücadele içerisinde yoğunlaşmadan fikri dağınıklığı aşacak bir ufuk geliştirmek söz konusu değil. Bu nedenle işimiz sanıldığından daha zor. Siyasi bir içeriği olmadan içi boş ‘’sokak ve direniş’’ çağrıları yapmak, gerçekliği görmezlikten gelip oyalanma ve bekleme stratejileri üretmek artık...

Devamı ...