“Siyasi-kırım” karşısında Kürtler -

Bugün sabah haberlerinde belki gözünüze çarpmış, kulağınıza çalınmıştır: “Ankara’da sabah saatlerinde eş zamanlı yapılan baskınlarda çoğunluğu HDP çalışanı en az 19 kişinin gözaltına alındı.” Hemen her gün benzer bir “operasyon” haberiyle karşılaşır olduk. Saray ve hükümeti, hiç değilse seçim gününe kadar HDP’yi paralize etme amaçlı bu gözaltı-tutuklama dalgasını belli ki sürdürecek.
Kürt halkının taleplerini dillendiren politik simaların topluca zindanlara tıkılması yeni bir şey değil elbette. Bu devlet geleneğimize has eski bir uygulama, hatta “refleks” sayılabilir. 1959’da 49 Kürt aydınıyla başlayan toplu tutuklamalar, AKP döneminde “KCK operasyonlarıyla” kitlesel ve sansasyonel gözaltılara dönüşmüştü. Kürt hareketi o zaman, KCK operasyonlarını, yani bu kitlesel gözaltı-tutuklama dalgasını “siyasal soykırım” ya da daha isabetli tabirle “siyasal kırım” olarak adlandırmıştı.
Tanım hiç de abartılı filan değil. Gerçekten de (hani Erdoğan’ın sevdiği tabirle) “literatürde”, baskı altındaki bir topluluğun, halkın ya da grubun siyasal, kültürel, entelektüel vs. lider grubunun ya da potansiyel liderliğinin imha ya da tasfiyesine “siyasi-kırım” (politicide) deniyor. Zamanında KCK operasyonlarında “cinai temizlik” yöntemlerine başvurulmadan, yani açık şiddet yoluyla bir tasfiye uygulanmadan ortaya konan pratik, tam da Kürtlerin siyasal, toplumsal, moral ve kültürel alanlarda liderlik edebilecek geniş kadrolarının, yani Kürt meselesini “hikmet-i hükümet”ten farklı bir biçimde ortaya koyup siyasallaştıracak kesimlerin ortadan kaldırılması, pasifize edilmesi girişimiydi.
Benzer bir durumla karşı karşıya olduğumuz rahatlıkla iddia edilebilir. Tek farkı, savaşın alevlenmesiyle bu kez “cinai temizlik” yöntemlerinin de eşlik ettiği bir “siyasi kırım” operasyonunun devreye sokulmuş olması. Bu anlamda o zamandan çok daha vahim bir durumdayız aslında. Neticede içinde bulunduğumuz durum, genel geçer bir otoriterizm ya da baskı dalgasının ötesinde, tıpkı zamanında KCK operasyon ve yargılamalarıyla yapılmak istendiği üzere bir imha edimi, (üstelik savaşın da eşlik ettiği) bir siyasi-kırım operasyonudur.
Siyasi-kırım, siyasetin spesifik (çoğu zaman muhalif) bir anlama, anlamlandırma ve uygulama biçimini tahrip ve tasfiye etme girişimi olarak da tanımlanabilir. AKP liderliği tam da bu manada, sadece Kürt meselesi etrafında siyasal söz söyleyen insan kümelerini hedef almıyor, neredeyse bütün Kürt siyasallaşma biçimlerini, Kürt halkının talepleriyle oluşturulan siyasal alanı (bir kez daha) parçalamaya girişiyor. Kürt sorununun herhangi bir veçhesinin kendi haricindeki düşünülme ve anlamlandırılma, dolayısıyla da siyasallaştırılma biçimlerini bir bütün olarak “terörizm” ile özdeş kılarak siyasal alanın dışına atıyor.
Yani mesele bir “cadı avı”, mevcut sorunlar karşısında başta Erdoğan bir kısım siyasetçinin verdiği aşırı ya da fanatik tepkiden ibaret değil. Çok daha kapsamlı bir stratejiyle, Kürt meselesini Kürtsüz, yani muhatapsız “çözmeye”, daha doğru tabirle başta HDP bütün muhatapları kriminalize ederek “hal etmeye” yönelik bir planla karşı karşıyayız.
Bu girişimin kapsam ve hedefi konusunda hiçbir yanılsamaya kapılmamalı, onu sadece savaş politikalarının basit bir devamı ya da tamamlayıcısı saymamalı. AKP hükümeti bir yandan Kürt halkını siyasal, entelektüel ve moral liderlikten mahrum bırakarak dilsizleştirmek, diğer yandan da Kürt sorununun düşünülme ve siyasallaştırma biçimlerinde mutlak bir tekele ulaşmak istiyor. Böylece Kürtler bu ve benzeri operasyonlar neticesinde siyaseten kişiliksiz; ancak devlet erkânının ihsanlarına muhatap edilebilecek bir parya halk konumuna itilmek isteniyor. Bu zihniyete göre Kürtler, olsa olsa, hem döven hem de seven (ve elbette günümüzde Erdoğan’ın şahsında tecessüm eden) devlet babanın müşfik eline muhtaç bir mağdurlar topluluğu olabilirler, siyasal bir topluluk değil. Onların olan ve olabilecek siyasallıkları imha edilmelidir.
İşte bu imha girişiminin “normalleşmesine” geçit vermemeliyiz. Çünkü bu siyasi-kırım operasyonu, sadece Kürtleri değil, dur diyemezsek hepimizi yutacak bir zifiri karanlığın belki de en sinsi işaretidir.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar