Sıradan sorunlar siyaseti: Sanders ve Corbyn nasıl fırlayıverdi? -

ABD’de Bernie Sanders, Birleşik Krallık’ta Jeremy Corbyn deyim yerindeyse fırlayıverdiler.

Sanders, eyaletinde tanınan ve sevilen eski bir belediye başkanı, son yirmi yıldır da bağımsız senatördü. Corbyn ise İşçi Partisi’nin sol kanadı içinde yıllarca çalışmış bir partili. Fakat ikisi de, ülke çapında tanınan, bilinen isimler değildi. Sanki bir anda fırlayıverdiler ve kafaya oynadılar. Seçimleri kazanamasalar bile – Corbyn hala kazanabilir – gündemi belirlemeyi, kamuoyunda neyin tartışılması gerektiğini belirlemeyi gerçekten başardılar. Öyle ki, rakipleri onlara göre oynamaya başladı, yani siyaset sahasındaki dizilimi kendileri belirledi. Başlı başına bir zaferdir bu.

Sanders ile Corbyn’in ortak bir özelliği var ve onları bir meşhur adam, sempatik adam figüründen ayıran, tüm medya karalamalarına rağmen, “dış kapının mandalı” olmalarına rağmen gündeme bomba gibi düşmelerini ve güçlenmelerini sağlayan bu: Sansasyonel meseleler yerine sıradan ve yaygınlaşmış sorunları konuşmakta ısrar ediyorlar. Türkiye siyasi tarihinden bir jargon kullanmak gerekirse, Sanders ile Corbyn’in demokratik sosyalizm dedikleri şey, “halkçılık” diye tercüme edilebilir. Türkiye tarihinde Ecevit’in ‘80 öncesi figürüne yakınlar. Ecevit, çiftçiliğin hala çok sayıda insanı doyurduğu bir dönemde, “Toprak işleyenin su kullananın” diyerek, kent yaşamının sanayi işçiliği ile belirlendiği bir dönemde sendika yanlısı durarak, bir tür “yaygın sorunlar” siyaseti gütmüştü. Sanders ve Corbyn, artık sol veya sosyal demokrat niteliğini tamamen yitirmiş merkez sol partileri, daha sola, aslında epey sola kaydırmaya çalışıyorlar.

Sanders ile Corbyn’in beklentileri ters köşeye yatırarak, kısa sürede çok gündem yaratabilmiş olmaları, önemli dersler içeriyor. İkisini güçlü kılan şey, “Kapitalizme karşı sosyalizm daha doğru, daha güzel bir sistemdir” gibi doktriner savunular yapmalarından ziyade, toplumda çok yaygın tecrübe edilen yetersizlik hissine ve bunların yarattığı birikmiş hayalkırıklıklarına, öfkelere hitap edebilmiş olmaları. Yani yaygınlaşmış, common sense haline gelmiş, Türkçe söylersek, çok sayıda insanın “adı gibi bildiği” birtakım açmazları ve yılgınlıkları siyaset gündemine taşımaları.

Sosyalizmi, geniş kesimlerin adı gibi bildiği açmazlar ile örnekleyerek anlatan birer gizli ideolog var bu iki İngilizce konuşan halkçının içinde. İkisi de çok zengin olmayan orta sınıf ailelerden geliyorlar. Corbyn, siyasi kariyerini sendikacılık ile İşçi Partisi içinde sol kanatta geçirmiş, Sanders, bu tür “kariyerlere” izin vermeyen ABD’de, Demokrat Parti içinde değil, bağımsız belediye başkanlığı yaparak siyasete girmiş ve daha sonra eyaletinde kazandığı sempati ile senatör olmuş. Corbyn’in hikayesi, farz-ı misal DİSK’in CHP’yi ele geçirmesine, Sanders’ın hikayesi Ovacıklı komünist belediye başkanının bir anda Tayyip Erdoğan’ın ve Kılıçdaroğlu’nun karşısına dikilmesine benziyor. İşin ilginci, hayatında sosyalizm sözcüğünü veya Marx’ın bir kitabını bile duymamış geniş kitleler, nasıl olduysa, bu adamların doğruyu söylediğine çabucak ikna oldular. Bunun nedenlerini sorgulamak gerekir.

Herkese dokunan meseleler

Dediğim gibi, ortak yanları, çok sayıda insanın “adı gibi bildiği” yılgınlıkları gündeme getirmekteki becerileri. Örneğin Sanders, ABD’de yaşayan ve gerçekten zenginler, çok zenginler dışında herkesi bunaltan hastane masrafları ve sağlık sigortası sorununda ısrar ederek yükseldi. Birçok eksende ayrışmış, çok kimlikli, çok etnisiteli, çok dinli, çok meslekli, doğusu batısına benzemeyen ABD toplumunda, birçok katmanı veya grubu kesen, ortaklaştıran bir mesele. Yine Jeremy Corbyn, devlet ilkokullarında yemekhanelerin ve ücretsiz öğle yemeklerinin eksikliğini, çalışan ailelerin çocuğun yanına öğle yemeği koyma kaygısını gündeme getiriyor. “Ben, Daniel Blake” filmine konu olan Kuzey İngiltere’deki kronik işsizliği merkeze koyuyor.

Bu tür sorunlara, çok sayıda insanın “adı gibi bildiği” sorunlar, sıradan, yaygınlaşan, toplumun “şanslı” bir azınlığı dışında neredeyse herkese dokunan, herkesi aynı şekilde vurmasa bile mutlaka herkese dokunan sorun türleri diyebiliriz. Ne kadar çalışırsan çalış zengin olamayacağını aslında alttan alta biliyor olmanın verdiği nafilelik hissi, emekli olup hayatın son yıllarında keyif çatamadan bir gün çalışırken hastalanıp öleceğimizin ve yaşamın bundan ibaret olduğunun karamsar düşüncesi, hastane faturası kaça patlar korkusundan doktora gitmemek, banka borcunun bir sonraki taksidinin insanın içini kemirmesi, ay sonunun karın ağrısı, çocuğu vermek zorunda olduğun devlet okulunun bazı diğer okullarla asla aynı kefede sayılmayacağını bile bile mecburen yine oraya yazdırmak çocuğu, aylarca iş arayıp bulamadıkça biriken insani sıkıntı ve yılgınlık, geleceğe güvenle bakamamaktan veya yarın öbür gün sözleşmem yenilecek mi kaygısından doğan boşvermişlik…

Sağ popülizmden farkları, bütün bu birikmiş yılgınlıkları bir günah keçisi bulup “şunların günahı”, “bunların günahı” diyerek hayali düşmanların omzuna yükleyen, gaz veren ve saldırgan taktikler kullanmamaları. Oldukça sakin ama ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde, gühanın dışarıda değil içeride, bizzat bizden olanlarda olduğunu, sorunların özünde yıllardır uygulanan ekonomi politikaları olduğunu anlatıyorlar. Karşılarına hep gündem değiştiren, zemin kaydıran sorular çıkıyor: Sanders’ın önüne Sovyetlere sempati duyan gençlik yılları ve Sandinistaları ziyareti geldi mesela. Corbyn’e, 20 yıl önce İngiliz polisini öldürmeye giderken öldürülmüş IRA “terörist”lerinin anma törenine katılması soruldu. Anaakım siyasetin sınırlarını aştıkları, devlet politikalarını çiğnedikleri örneklerle sınandılar.

Hepsine, basit ve dürüst yanıtlar vererek şöyle bir tavır aldılar: “Sadede gelelim, asıl konumuz ekonomi! Bizim başka bir ekonomi politikamız olacak! İnsanların bugünkü dertlerini konuşalım!” Tüm o tonton tiplerinin ve kucaklayıcı mizaçlarının yanında, siyaseti az sayıda ama olabildiğince yaygın bir tabanı ilgilendiren temel meselelere bağlayarak, ilkeli bir sosyalizm, bir tür “kibar indirgemecilik” gösterdiler. İndirgemeciliği belki de en olumlu şekilde anladılar: çok sayıda farklı farklı yılgınlığın ve bıkmışlığın az sayıda sebebi olabilir ve eğer böyleyse, hedefi doğru belirleyip bu az sayıda sebebe odaklanırsak, birçok alanda birden iyileştirme yapabiliriz! Tektipçilik değil fakat saçılıp dağılmaya karşı, örgütleyici bir derleme toplama stratejisi.

Güttükleri strateji, bir tür sıradan sorunlar siyaseti: devlet okullarında eğitim, işsizlik ve sağlık hizmetine erişim sorunu. İnsanların siyasi okur yazarlık ihtiyacı duymaksızın tanıdığı, yani “adı gibi bildiği” sorunlar. Israrla dönüp dolaşıp konuyu bu birkaç temel mevzuya getirmeleri, ideolojik veya sansasyonel tartışmalara gömülmeden, onları diğer türlü bir kaşık suda boğacak doktrinler ve “şu konu hakkında ne düşünüyorsunuz” şeklinde magazinleşen “kanılar” savaşından sıyrılmalarını sağladı.

Kibar indirgemecilik

Aslında bunu yapabilmelerinin sebebi, ideolojisiz olmaları değil, sosyalist düşüncenin toplumsal-siyasal sorunların kökenine dair temel öğretilerini içselleştirmiş olmaları ve sosyalizmin ahlaki üstünlüğünü, demokrasinin ancak sosyalist bir demokrasi olarak kendini var edebileceğini, doktriner göndermelere ihtiyaç duymaksızın, sıradan örnekler üzerinden, onları birer “vaka analizi” gibi kullanarak açıklamaktaki ustalıklarıydı. Mesela ABD’de yoksul siyahların sıkça maruz kaldığı polis şiddeti konusunda Sanders, sık sık: “Toplumsal eşitsizlik, kolluk kuvvetleri ile çözülmez. Eşitsizlik, isyana neden olabilir. Bu işin bir bilimi var. Her sonucun sebebi vardır. Yoksulluk ve işsizlik, amaçsızlaşmaya ve çeteleşmeye yöneltir. Haksızlık şiddeti körükler. Devlet, toplumsal sorunlara güvenlik sorunu muamelesi yapıyor. Eşitlik olmazsa toplumsal huzur da olmaz,” gibi ilkeli, kısa, net, aslında kavramsal yanıtlar veriyordu.

Vurgulamak istediğim temel nokta şu: Sanders ve Corbyn, dünya tarihin hem jeopolitik gerginlikler, hem ekonomik kriz hem siyasi alternatifsizlik ile sıkıştığı bir kriz ortamında hiç yoktan çıkmış gibi bir anda fırlayıverdilerse, bunun nedenlerini düşünmeli, neyi başarıp başaramadıklarını iyi incelemeli, çıkaracak dersler var mı yok mu tartmalı. Bana kalırsa, gündemi belirleyebilmelerinin altında yatan şey şu: kültür endüstrisinin/medya şarlatanlığının ve ayrıca rekabetçi bir siyasi-toplumsal ortamın dayattığı, siyasi çatışma eksenlerini çeşitlendirme ve çoğu zaman bunu yaparak ortamı bulandırma ve tartışmayı sulandırma eğilimlerine karşı, ilkeli ama kibar bir indirgemecilik sergilemiş olmaları.

Sorun çeşitliliğinden ortaklık ve benzerlik yaratabilme, çağımızın hem düşünsel hem siyasi taktiksel zorluklarından biri. Yani, çok sayıdaki tartışma hattından ve farklı farklı açılardan dillendirilen eşitlik ve adalet istekleri karşısında, dallanıp budaklanmış bir siyaset gündeminden bir kader ortaklığı hissi çıkarabilme, çokluktan azlık yaratabilme, meseleleri sayıca azaltma, sorunların sayısını kabaca değil ustaca indirebilme zanaati. Bu zanaatte ustalık gösterdi Sanders ve Corbyn.

*

Yazı ilk olarak Can Evren’in bloğunda yayımlandı:

https://canevren.wordpress.com/2017/06/01/siradan-sorunlar-siyaseti-sanders-ve-corbyn-nasil-firlayiverdi/

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında