Savaş ve Başkanlık Dayatmasına Karşı Demokratik Seçenekleri Güçlendirelim! -

7 Haziran’dan beri AKP’nin hamleleriyle hem içeride hem de dışarıda bir savaş haline doğru çekilmekteyiz. Kürt meselesi, gittikçe daha çok bölgesel ve uluslararası bir boyut kazanıyor. Türkiye’nin, Kürtlerin ve Ortadoğu’nun diğer halklarının kaderi birbirine daha çok bağlanıyor. Şurası açık ki güçler dengesi ezilenler lehine değişmediği sürece tüm bölge mezhep savaşları, katliamlar, göç ve başka insanlık dramlarıyla barbarlığın içine doğru yuvarlanmaya devam edecek. Emperyalizmin av sahalarından biri olan Ortadoğu’da içine doğru çekildiğimiz bu kaostan kurtulmanın, emperyalist güçlerin (ister ABD ister Rusya olsun) müdahalelerini ve sahte çözüm girişimlerini savuşturmanın yolu, bölge halklarının sorunları kendi öz güçlerine dayanarak ve birbirleriyle demokratik ilişkiler geliştirerek çözmesinden geçiyor.

Bölgedeki anti demokratik, özgürlük ve eşitlik karşıtı güçleri hep beraber alaşağı edebilmenin de tek yolu budur. Ortadoğu’da barışın sağlanabilmesi için bölge halkları arasındaki ilişkilerin eşitlik ve adalet temelinde şekillenmesi ve her inançtan, her kimlikten insanın kendini özgürce ifade edebilmesi fikrinin diğer siyasal seçeneklerden daha güçlü hale gelmesi gerekiyor. Bu nedenle bu fikri Ortadoğu’da güçlendirmek amacıyla Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) “bir tartışma ve uzlaşma arayışı” ile kaleme aldığı özerklik deklarasyonunu önemli buluyoruz.

Gerçek barış ancak ve sadece eşit haklar temelinde kurulabilir. Türkiye’de barışın sağlanması Kürtlerin siyasal ve kültürel özerklik ve demokrasi taleplerine kayıtsız kalınarak gerçekleştirilemez. Ortadoğu’nun barışı için geçerli olan Türkiye’nin barışı için de geçerlidir.

AKP iktidarı, Kürtlerin statü ve eşitlik taleplerini, bir takım “asayiş” önlemleriyle bastırabileceği düşüncesiyle, daha önce farklı iktidarlarca denenmiş ve meseleyi daha karmaşık ve çözümsüz hale getirmek dışında hiçbir işe yaramamış “askeri çözümü” tekrar uygulamaya sokmuştur. Bu yöntemin acı sonuçlarını, bizi nasıl bir manzarayla karşı karşıya bıraktığını Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur ve Dargeçit’te gördük ve görmeye devam ediyoruz. Ölen gençler ve çocuklar, sokağa çıkma yasakları, göç, tahrip edilmiş yerleşim yerleri, sokaklarda hayvan ölüleri Picasso’nun Guernica’sını hatırlatıyor. Yaşam hakkı dahil temel insan haklarına yönelik devlet eliyle gerçekleştirilen bu saldırıların bir an önce durması, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması ve müzakere masasına acilen geri dönülmesi gerekiyor.

Bu kritik aşamada, DTK’nin deklarasyonu meselenin siyaset zemininde, eşitlik ve adalet çerçevesinde tekrar müzakere edilmesi imkânını gündeme getiriyor.

Kürtlerin statü ve kendi kendini yönetmeye dönük demokratik taleplerinin karşılık bulması, Türkiye’nin demokratikleşmesi meselesinden ayrı ele alınamaz, hatta bugün için bu iki mesele her zamankinden daha fazla birbiriyle ilişkili hale gelmiştir.

Anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarının yoğunlaştığı ve Anayasa’nın fiilen askıya alındığı bu dönemde DTK’nin Türkiye halklarına yaptığı demokratik teklif, sadece mevcut savaşı sonlandırmak üzere değil, Türkiye’de toplumsal hayatın bundan sonra nasıl düzenleneceğine dair de bir öneridir. Türkiyeli sosyalistler, bu öneriyi ciddiye alarak, eleştirileri ve katkılarıyla bu tartışmaya dahil olmazlarsa, önümüzdeki dönemde gündeme gelecek anayasa tartışmalarının dışında kalabilirler.

Eskiden “Türkiyeli” olmamakla suçlanan Kürt Özgürlük Hareketi’nin şimdi “Türkiyelileşmesi”nden endişe edilip, bunun önüne geçilmeye çalışılıyor. Kürt Özgürlük Hareketi ve genel olarak bölge yalnızlaştırılıyor. Bu ablukanın kırılması için Fırat’ın batısından doğusuna samimi ve güçlü bir dayanışma elinin uzatılması gerekiyor.

Bunun için Türkiyeli sosyalistler olarak yapacaklarımız belli: Kürt hareketinin özgürlük ve demokrasi taleplerini Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesinin bir parçası olarak görüp sahip çıkmak; halkların bir arada yaşaması fikrini kuvvetlendirmek; barışın, özgürlüklerin ve demokrasinin ezilenler lehine derinleşmesi için birlikte mücadele etmenin zeminlerini çoğaltmak, canlı tutmak.

Deklarasyonun bazı noktalarıyla, talepler olarak formüle edilmiş maddeleriyle ilgili farklı görüşlerimiz olabilir. Bunları tartışmaya, kimi yönlerini eleştirmeye devam edebiliriz, etmeliyiz. Fakat DTK’nin teklifini Türkiye’ye dayatılan Başkanlık rejimine karşı geliştirilmiş en ciddi demokratik önerilerden biri olarak görmemiz gerekiyor.

Saray ve AKP rejiminin saldırısı sadece Kürt halkına değildir. Kürt halkına saldırı, psikolojik, siyasi ve askeri-polisiye hamleler üzerinden Türkiye halklarının ve iktidar karşıtı muhalefetin tümden teslim alınması üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu minvalde bizlere düşen Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya koyduğu özerklik ve özyönetim fikriyatı ile etkileşim içerisinde, düzen içi seçeneklere kendisini hapsetmeyen, ezilenlerin öz güçlerini hâkim kılmayı hedefleyen sosyalist bir özyönetim siyasetinin batıda ve her yerde savunucusu olmaktır.

 

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar