“Savaş fikrini ortaya atmaları dahi yeterlidir” -

Sınırda tatbikat adı altında askeri güç gösterisi, “bağımsızlık referandumu” konusunu ele almak için öne alınan MGK toplantısı, Irak ve Suriye’ye tezkereyi görüşmek üzere TBMM’nin olağanüstü toplantıya çağrılması, İdlib’e yönelik askeri harekat söylentileri… Bu tartışmaların nereye varacağı, özellikle referandum gerçekleşirse bir askeri müdahalenin mümkün olup olmadığı meselesi bir yana, savaş atmosferi adeta kalıcı bir hal alıyor.

Bu atmosferin neye hizmet ettiği ortada. Mesele bir dış politika tercihleri tartışmasından ibaret değildir. Savaş atmosferi ve ona bağlı ulusal tehdit kaygılarının köpürtülmesi, Türkiye’de Bonapartist-şefçi tipte bir rejim inşasının kaldıracı işlevi görmektedir. İktidar bloğunun yeniden örgütlenmesinde, muhalefetin hizaya çekilerek “majestelerinin muhalefeti” konumuna itilmesinde, ordunun bütünlüğünün sağlanarak kontrol altında tutulmasında “Kürt koridoru” tabiriyle özetlenen jeostratejik kaygının kışkırttığı militarist hava ve onun yarattığı jingoist seferberlik söylemi, kilit bir rol oynamaktadır.

Toplumun tehdit altında, düşmanlarla kuşatılmış olduğuna dair beka kaygısı, bir “kurtarıcının” gerekli olduğunu hatırlatmak üzere mütemadiyen kışkırtılmaktadır. Milliyetçi hezeyana yol veren ajitasyonun hedefi, “kurtarıcıya”, “reise” olan ihtiyacı hatırlatmaktır. İki savaş arası dönemin Alman komünist önderlerinden August Thalheimer’ın hatırlattığı gibi, “Faşizm ve Bonapartizm burjuva toplumuna ‘düzen ve güvenlik’ sözü verir. Ancak toplumun daimi ‘kurtarıcıları’ olarak vazgeçilmezliklerini ispat etmek için devamlı olarak kaygı ve güvenliksizlik hissi yaratacak şekilde toplumun sürekli tehdit altında olduğunu göstermeleri gerekir.”

Savaşın rejim inşasındaki bu rolüne dair bizde çok şey yazıldı gerçi ancak yine de şu sözü çok edilen MGK toplantısına saatler kala şöyle iki yüz küsür yıl geriye giderek hatırlatmakta yarar var: Fransa’nın savaşa girmesi yönündeki beyan ve söylentilerin çoğalması üzerine 2 Ocak 1792’de Jakobenler Kulübü’nde söz alan Robespierre, Roma devrinde savaşın, yöneten patrisyenlerin pleblere karşı bir silahı olduğunu şöyle hatırlatıyordu: “Halk senato ve patrisyenlerin usulsüzlüklerine karşı haklarını talep ettiğinde senato savaş ilan ediyordu ve halk hakları ve öfkesini unutarak sadece savaşla ilgileniyor, iktidarı senatoya bırakarak patrisyenlere yeni zaferler hazırlıyordu.”

Robespierre için “halkın dikkatini özgürlüklerinin temeliyle ilgili siyasal gelişmelerden alıkoyan” savaşın siyasal işlevi açıktır: “Savaş bakanlar için iyidir çünkü onların eylemlerini neredeyse kutsal sayılan bir karanlık perdeyle örter. Savaş saray için, yürütme için iyidir; çünkü savaş onun gücünü, popülaritesini ve etkisini çoğaltır.” Tanıdık gelmiştir herhalde. Robespierre nutkunun devamında, bizler için kritik olan bir hususu hatırlatır: “Bu amaçlarına ulaşmak için ciddi bir savaşa girmelerinin de aslında gerekli olmadığını not edin. Bizleri bir savaş atmosferine sokmaları yeterlidir. Sınır dışında bir savaş fikrini ortaya atmaları dahi yeterlidir.”

George Orwell tarafından “1984” romanı için muhtemelen Troçki’den ilhamla yaratılmış ve totaliter İngsos rejimine bayrak açmış bir kurgu karakter olan Emmanuel Goldstein, modern savaşın uluslararası bir mesele olmaktan çıktığını ve aslında “hiyerarşik bir toplum için gerekli olan ruhsal havayı sürdürmeye” yaradığını aktarır. Bu nedenle savaş artık “bir ülke içi sorun” haline gelmektedir. Süreklileşmiş savaş, halkın “korku, kin, yaltaklanma ve aşırı coşkulanma özellikleri olan tinsel bir yapı” ile donatılmasının, “akıl parçalanmasının” evrenselleşmesinin temel yoludur. “Bugün savaş, uluslar arasında değil, baştaki yöneticilerle yönetilenler arasındadır. Amaç, ülkenin ele geçirilmesine engel olmak değil, toplumun yapısını olduğu gibi korumak ve sürdürmektir. Bu nedenle, söz konusu durum için ‘savaş’ sözcüğünü kullanmak yanıltıcı olabilir. Süreklilik kazanmakla savaş, savaş olma özelliğini yitirmiştir denebilir.”

Hatırlatmış olalım: Bir askeri müdahale olur mu olmaz mı tartışması bir yana, “savaş fikrini ortaya atmaları dahi yeterlidir”…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar