Savaş çığırtkanları ve emekçiler -

Son birkaç gündür Suriye’deki savaş dâhilinde ABD, Fransa, Rusya ve İran arasında geçen sözlü atışmalar gündemi bir hayli meşgul ediyor. Etmesi de gerekir, çünkü ortada tarafsız bir komisyon tarafından araştırılması gereken bir kimyasal saldırı iddiası ve buna binaen ortaya çıkan bir kriz var. Bu krizin sıcak çatışmaya dönme ihtimali herkesin aklını kurcalıyor.

Aslında bu söylemdeki sertleşme ve sıcak çatışma beklentisinin artışı bize 1980’lerde Soğuk Savaş’ın tarafları arasında artan silahlanma yarışının ve sertleşen söylemleri hatırlatabilir. O dönemi kısaca hatırlayarak bu gibi siyasi oyunların neyi amaçladığına ve ne gibi sonuçlar doğurabileceğine ilişkin akıl yürütebiliriz.

1980’ler ABD’de, Avrupa’da, Latin Amerika’da, Asya’da ve Orta Doğu’da, kısacası sermayenin erişebildiği her coğrafyada neoliberal yönetim anlayışının yerleştirilmeye başlandığı bir dönemdi. Bugün Trump yönetiminin yaptığı gibi, Reagan yönetimi de uluslararası kapitalist sınıflara getirdiği vergi kesintileri ve teşvikler gibi uygulamalarla bunların sınıfsal üstünlüklerini pekiştirmelerini amaçlamıştı. Ayrıca Reagan’ın SSCB için “Kötülük İmparatorluğu” (Evil Empire) diyerek ilişkileri sertleştiren bir söylem benimsemesi ve “Yıldız Savaşları” gibi uçuk silahlanma projeleri ortaya atması SSCB’yi hem diplomatik olarak hem de ekonomik olarak yarışa zorluyordu.

Bu dönemde SSCB’nin kaynaklarını silahlanma yarışına harcamasının Birliğin çöküşünde önemli bir rol oynadığı artık kabul ediliyor. Ayrıca hatırlanmalıdır ki o dönem Reagan gibi siyasi bir birikime sahip olmayan birisi ABD başkanıyken, bugün doğrudan uluslararası kapitalist sınıfın bir üyesi oval ofiste oturuyor. Bunları aklımızın bir köşesinde tutarak günümüze bakalım.

Hâlihazırda malum ajan krizi ile Atlantik İttifakı (ABD ve Batı Avrupa devletleri) ve Rusya arasında diplomatları sınır dışı etmeye ve elçilikleri kapatmaya kadar varan bir gerginlik var. Bununla birlikte Rusya ekonomisindeki kötü gidişat, örneğin ruble’nin dolar karşısında Türk lirası ve İran riyali gibi aşırı değer kaybetmesi[1] ve son birkaç yıldır devam eden Rusya GSYH’sindeki düşüş[2] ve yoksulluk artışı[3], Rus dış politikasını, ekonominin daha da kötüleşmesi korkusuyla sınırlayabilir.

Bunun farkında olan ABD yönetimi, Trump’ın tweetleri aracılığıyla Suriye’ye saldıracağını ve Rusya’nın buna hazır olması gerektiğini belirttikten sonra, Rusya’yla ilişkilerin bu kadar kötü olmasında ABD içindeki Trump karşıtlarının da payı olduğunu belirtip, Rusya’nın ekonomisini düzeltmek için kendilerine ihtiyacı olduğunu ilan ediyor. Kısacası Trump, daha kimin sebep olduğu kanıtlanmamış bir krizi kullanarak hem toplumsal ve bürokratik muhalefeti sindiriyor, hem de Rusya’nın ekonomik olarak daha zor bir duruma girmesi için savaş-silahlanma siyaseti güdüyor ve kesin bir üstünlük söylemi ortaya koyuyor.

Fransa’dan ortaya çıkan “kimyasal saldırıya tepki” siyasetini anlamaya çalışırken de, sadece Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ve başbakanın açıklamalarıyla yetinmemeliyiz. Malum, ikisi de bu kimyasal saldırıya güçlü bir yanıt vermekten, bunun kırmızı çizgiyi aştığından bahsediyor. Lakin bu açıklamaları gündemi meşgul etme fırsatını kaçırmamak olarak yorumlamak mümkün. Çünkü Macron’un iktidara gelmesinden bu yana gerçekleştirmeye çalıştığı neoliberal, emek dünyasının haklarını gasp etmeye yönelik düzenlemeler geçen seneden beri ülke içinde tepkiyle karşılanıyor. En son Nisan ayı başında başlayan ve üç ay sürmesi planlanan grevler ile, farklı sektörlerden emekçiler bu düzenlemeleri geri çektirmeyi amaçlıyor.

Rus ajanslarındaki haberlere baktığımızda ise Başkanlık sözcüsü Dmitry Peskov’un, Rusya’nın bu Twitter diplomasisine katılmayacağını ve ciddiyet beklediklerini, ek olarak kimyasal saldırı iddiasının abartı olduğunu ve güç kullanımına bahane edilemeyeceğini söylediğini görüyoruz. Bu açıklamalarla birlikte Rusya genelkurmayından kimyasal saldırıyla ilgili olarak, “beyaz miğferler” gibi bednam STK’ların katkısıyla gerçekleştirilen başarısız ve sahte bir oyun olduğu, açıklaması geldi.

Neredeyse eldeki hiçbir bilginin kesin bir şekilde doğru kabul edilemeyeceği bir dönemden geçiliyor. Fakat tarihin ve ekonomik verilerin bize gösterdiği yerden en azından şunları söyleyebilmek mümkün. Dünya bugün giderek otoriterleşen neoliberalizmin emekçiler üzerindeki artan baskısına şahit oluyor. Neoliberalizmin ilk ortaya çıktığı dönemde bugüne temel kaynaklar ve üretilen değerler kapitalist sınıflara, emekçilerin savaşlarla, darbelerle ve katliamlarla ezilmesiyle peşkeş çekildi.

Silahlanma ve savaş söylemleri özellikle kriz dönemlerinde ortaya atılıp emek hareketlerinin toplumsal tabana yayılması engelleniyor. Biz emekçiler olarak öncelikle bu oyunun farkında olmalı, savaşın sadece uluslararası kapitalist sınıflara yarayacağını ve emekçilere zarardan başka bir şey getirmeyeceğini bilerek bütün savaş çığırtkanlıklarına karşı çıkmalıyız.

Notlar

[1] Rublenin son bir haftada dolar karşısındaki kaybı %12,5.

[2] https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.CD?end=2016&locations=RU&start=2013

[3] https://data.worldbank.org/indicator/SI.POV.NAHC?end=2016&locations=RU&start=2014

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar