Referandum sonrası kolay mı? -

16 Nisan referandumuna çok az bir zaman kaldı. Referandumun OHAL koşullarında iktidar lehine bir “tek kale maç” gibi geçeceğini sananlar yanıldı. “Hayır” kampanyalarının bu baskı koşullarında gösterdiği canlılık, sonuçtan bağımsız olarak tüm toplumsal muhalefet güçleri açısından ciddi bir umut kaynağıdır. Şu kalan kısa zamanda, bir yandan “hayır” oylarını daha da artırmaya çalışırken diğer yandan da 16 Nisan sonrası koşullarda ne yapılması gerektiğini tartışmaya başlamak, 7 Haziran sonrasında olduğu gibi geleceğe hazırlıksız yakalanmamak için elzemdir.

Referanduma neden gidildi?

Erdoğan, mevcut iktidar blokunun (15 Temmuz darbe girişimiyle açık seçik hale gelen) çözülüşünü farklı devlet hizipleri ile savaş (özellikle de “Kürt koridorunun” önlenmesi) temelinde kurulacak yeni bir uzlaşmayla telafiye yöneldi. Kürt meselesindeki keskin dönüş, Erdoğan için yeni ittifaklar oluşturarak devlet içerisindeki pozisyonunu tahkim etme ve toplumsal tabanını genişletme girişiminde bir kaldıraç işlevi gördü.

Savaş politikaları, fiili olağanüstü hali meşru ve kabul edilir kılması yanında, birbirine rakip çıkarları olan güçlerin uzlaşmasını mümkün kılan bir zamk işlevi gördü, devlet katında “yerli ve milli”, yeni bir ittifaklar mimarisinin oluşmasına olanak verdi. Bahçeli, Perinçek, Ağar, Feyzioğlu ve hatta Baykal gibi siyasal isimler aracılığıyla anılan bu mimari, Erdoğan’a, devlet katında Kürtlere karşı kolektif reaksiyonun sözcü ve yürütücüsü olmak iddiasıyla (hele hele darbe girişimi gibi zor zamanlarda) güç verdi.

Ancak bu “uzlaşma” süreklilik kazansaydı farklı hizipler arasında bir eşdeğerlik ilişkisi gündeme gelecek, Gülencilerle olduğu gibi iktidarın paylaşılması anlamını taşıyacaktı. Referandum, bu paylaşım riskini önlemenin, hizipler arası yeni ittifak ilişkilerini Erdoğan’ın mutlak hâkimiyetinde tanzim etmenin yolu olarak gündeme geldi. Referandum yeni müttefiklerin bazılarını yabancılaştırma tehlikesini içerse de amaçlanan, devlet katında hizipler arası rekabeti, “şef” merkezli bir biçimde sadeleştirip yeniden örgütlemekti.

“Evet” cephesinde dağınıklık

Bu anlamda Erdoğan’a bir nevi kadir-i mutlaklık atfeden ve solda da yaygın görüşlerin aksine referandum, Erdoğan’ın sürüklendiği ve sonu belirsiz bir kumardır. Sürecin başlangıcında sonucun ister istemez “evet” yönünde olacağına dair yaygın kanaat hızla gerilemiş, iktidara yakın çevrelerin de dolaylı biçimlerde itiraf etmek durumunda kaldıkları gibi “kafa kafaya” bir yarış görüntüsü hâkim olmuştur. Erdoğancı blok kağıt üzerinde ne kadar güçlü olursa olsun şu ana kadar seçim sürecinin havasını belirleme, bir mutlak üstünlük görüntüsü yaratma konusunda başarısız olmuştur. AKP neredeyse ilk defa böyle bir dağınıklıkla seçim sathı mailine girmektedir.

AKP ve MHP tabanında (oranını bilmek mümkün olmasa da) ciddi fireler olma ihtimali iktidar çevrelerini korkutmaktadır. MHP’de AKP ile geçişkenliği yüksek Orta Anadolu tabanı haricinde, batı ve güney sahillerindeki tabanın önemli ölçüde “hayır” seçeneğine yöneldiği, dış siyasette estirilen fırtınaların bu yönelimi değiştirmeye yetmediği görülmektedir. İktidarın “hayır” oyunu terörizmle, neredeyse vatan hainliğiyle özdeş kılmaya dönük girişimleri boşa çıkmıştır. AKP tabanındaysa “hayır” demese de eli “evet”e gitmeyebilecek “endişeli pragmatislerin” sesinin daha gür çıkmaya başladığı söylenebilir. Dahası Newroz görüntüleri, HDP’nin toplumsal tabanıyla bağının koptuğu yorumlarını çöp sepetine yollayıvermiş, Kürt illerindeki “hayır” oylarının yüksek olabileceğine dair ipucu vermiştir.

Referandumun muhtemel sonuçları

Referandum sonuçlarını kestirmek mümkün olmasa da evet ile hayır arasındaki farkın çok düşük olması yüksek ihtimaldir. Bu durumda sonuç az bir farkla evet olsa da bu, Bonapartist rejimin istikrar kazanmasını sağlayacak bir çoğunluğa işaret etmeyecektir. Türkiye’de mutlakiyetçi bir rejimin yerleşiklik kazanmasını sağlayacak koşullar (uluslararası alanda güçlü ittifak ilişkileri, uzun vadeli ekonomik istikrar ve büyüme beklentisi, hâkim sınıf içerisinde oydaşma vb.) yoktur. Dolayısıyla burun farkıyla kazanılmış bir evet, hiçbir şekilde “her şeyin bittiği” anlamına gelmeyecek, toplumsal muhalefet güçleri açısından bir demoralizasyonu tetiklemesi muhtemel olsa da kesin, sonuçları itibariyle geri döndürülemez bir yenilgi anlamını taşımayacaktır.

Sandıktan “hayır” çıkması durumundaysa yeniden bir “7 Haziran sonrası” senaryosunun yaşanacağı, Erdoğan’ın şu ya da bu biçimde duruma yeniden ve rahatlıkla hâkim olabileceği yönündeki varsayım belli bir tecrübeye dayansa da bu kez geçerli olmayabilir. Devletteki kırılganlaşmanın derinleşmesi dolayısıyla ittifaklara mahkûm kalmış Erdoğan’ın sandık yoluyla bu ittifakları kendi lehine tanzim edemediği koşullar, onun hareket alanını ciddi ölçüde daraltacaktır. “Hayır” sonucu sağ bloğu bölecek gelişmeleri hızlandırabilir, devlet katındaki hizipler çekişmesinde de Erdoğan’ın kredibilite ve gücünü sınırlayabilir. Dolayısıyla referandum sonucunun “hayır” yönünde olması, hâlihazırda zaten oturmamış, istikrarlı bir iktidar bloğu yaratamamış mevcut güçler dengesinde ciddi bir kırılganlaşmaya yol açacak, hatta belki de bir dekompozisyonu tetikleyecektir.

Ancak her durumda referandum sonrasının kolay olmayacağı, siyasal iktidarın sert bir reaksiyonunun gündeme gelme ihtimalinin hiç de düşük olmadığını akılda tutmak gerekir. Sandıktan “hayır” çıkması ihtimali, toplumsal muhalefet güçleri için ciddi bir moral girdi sağlasa, o güçlerin manevra sahasını genişletse de 16 Nisan sonrası karşı karşıya olunan görevlerin daha da karmaşıklaşacağı anlamına gelecektir. Bu bakımdan referandum sonrasının zor ama pekâlâ kurucu ihtimaller içerebilecek koşullarına şimdiden hazırlık yapmak gerekmektedir.

16 Nisan’dan sonra

“Hayır” çalışmaları, daha şimdiden toplumsal muhalefet güçlerinde belli bir derlenmenin, son bir yılın atalet ve sinmişliğini silkelemenin bir vesilesi olmuştur. Ancak karşı karşıya olunan meydan okumanın büyüklüğü yanında bu görece siyasallaşmanın yetersiz olduğu, üstelik cılız (“iyi” durumda liberal, kötüsündeyse milliyetçi argümanlara bulanmış) bir siyasal içeriğinin olduğu unutulmamalıdır. “Hayır” çalışmaları sola yeniden sokağa çıkma ve siyasal faaliyet yürütme olanağı sağladıysa da solun “hayır” kampanyalarının toplamda “hayır” seçeneğinin muhtevasını belirlemede etkisi sınırlı olmuştur. Sosyalist solun merkezi düzeyde siyasal alana müdahale kapasitesinde ciddi bir düşüş söz konusudur. Hele hele referandum sonrasında söz konusu düşüşün nasıl telafi edileceği, sosyalist solun memleket siyasetinde nasıl yeniden anlamlı bir referans noktası haline gelebileceği hepimiz açısından cevabı gerekli bir sorudur.

Sonuç “evet” ya da “hayır” yönünde olsa da 16 Nisan sonrasında “sert” bir siyasal iklimin hâkim olacağı söylenebilir. Kürt karşıtlığından Suriyeli düşmanlığına milliyetçi alarmizmdeki yükseliş de bu bakımdan dikkate alınmalıdır. “Evet” kampanyasının “millilik” temasına demir attığı bir ortamda MHP muhaliflerinin etkili çalışmalarının yanında CHP’nin de “hayır” faaliyetlerinde milliyetçi argümanlara yer vermesi, referandum sürecinde milliyetçiliğin toplamda artışı anlamına gelmiştir. Milliyetçiliğin farklı, hatta birbirine rakip bu lehçelerindeki toplam yükseliş, referandum sonrasında küçümsenmemesi gereken bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır.

İstibdat karşıtlığının patriyarkaya ve sermayenin tiranlığına karşı mücadelelerle birleştirilmediği, bu yönde çaba sarfedilmediği koşullarda siyasal alanın sağın sağla rekabeti çerçevesiyle sınırlanması tehlikesi vardır. Sınıf muhtevası belirgin, “bütünsel” bir antiotoriterizm yönünde solun çabaları elbette mevcuttur ve önemlidir. Ancak sosyalist hareketin “yapısal” diye nitelendirilebilecek zaaflarının da etkisiyle bunlar bir türlü toplumsallaşamıyor, siyaseten görünür hale gelemiyor. Hal böyle olunca da sınıf içeriği belirsiz liberal, milliyetçi ya da cumhuriyetçi renklere bulanmış muhalefet biçimlerinin sesi çok daha gür çıkıyor. Bahsi geçen çabaların daha görünür, duyulur, bilinir kılınabilmesi açısından birleşik cephe taktikleri yakıcı bir ihtiyaçtır. Mevcut halde sessizleşmiş, bastırılmış olsa da halen varolan tepkileri yaratıcı-buluşturucu toplumsal biçimler, araçlar ve mecralar aracılığıyla yeniden harekete geçirmenin olanakları vardır. Referandum sürecindeki “birleşik-çoğulcu” pratiklerin deneyiminden de faydalanarak 16 Nisan sonrasında her düzeyde irili ufaklı birleşik eylem ve mücadele formlarının öne sürülmesi gerekmektedir.

Bütün eksik ve kısıtlarına karşın referandum sürecindeki (mütevazı bir başlangıç noktası sayılabilecek) görece hareketlenme, toplumsal muhalefet güçlerinin taşıdığı tükenmemiş potansiyellere işaret etmesi açısından anlamlıdır. Küçümsemememiz gereken bu hareketlenmeyi, referandum sonrasına da taşıyabilir, mesela mevcut Hayır Meclislerini aşağıdan bir birleşik cephenin mevzileri haline getirebilirsek çok anlamlı olabilecek bir başlangıç gerçekleştirebiliriz. Bu meclisler, referandum sonrasındaki zor süreçte, emekçi ve ezilenlerin çıkar ve taleplerini gündeme taşıyacak ortak siyasal faaliyetler aracılığıyla bugün tahmin edemeyeceğimiz toplumsal enerjileri açığa çıkartabilir. Örneğin hemen 16 Nisan sonrasında OHAL’i hedefleyen yaygın, birleşik ve toplum nezdinde görünür bir ortak siyasal faaliyet yürütmek mümkündür. Böyle bir birleşik cephe, sosyalist solun siyasal müdahale kapasitesini artırabilecek, toplumsal mücadelelerin karşı karşıya olduğu tecrit olma riskini kısmen de olsa engelleyebilecek bir “megafon etkisi” yaratabilecektir.

Her birimizin zihin ve kalplerinde ayrı bir yeri olan “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganının hakkını vermenin tam zamanıdır!

30-03-2017

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar

Son Yazılar
Yayın Politikamız
“Öğrenci Dayanışması” 6. sayı çıktı: Organize oluyoruz! -

Devrimci hareketin fikri dağınıklığı haliyle gençlik hareketine de sirayet etmiş durumda. Üniversite mücadelesi cılız, dağınık ve motivasyonsuz bir dönemden geçiyor. Fikri dağınıklığı gidermeden mücadele alanlarında güçlenmek, pratik mücadele içerisinde yoğunlaşmadan fikri dağınıklığı aşacak bir ufuk geliştirmek söz konusu değil. Bu nedenle işimiz sanıldığından daha zor. Siyasi bir içeriği olmadan içi boş ‘’sokak ve direniş’’ çağrıları yapmak, gerçekliği görmezlikten gelip oyalanma ve bekleme stratejileri üretmek artık...

Devamı ...