Referandum sonrası Kadıköy sokak eylemleri -

Sayıca iki buçuk milyonu bulduğu iddia edilen mühürsüz oyların son anda YSK tarafından geçerli sayılması sonucu ufak bir farkla Evet’in galip geldiği şaibeli referandumun akşamı başlayan ve Hayır Meclislerinin inisiyatifiyle hâlâ devam etmekte olan sokak eylemleri, referandum sonrası siyasi sahnede gelişen en önemli reflekslerden biri haline geldi.

Kadıköy’de referandum akşamı öfkeyle sokağa dökülen kalabalıklar, büyük ölçüde, Gezi protestolarında yaygınlaşan sloganları atan mahalle sakinleriydi. Referandum kampanyası sürecinde aktif bir biçimde çalışan Hayır Meclisinin sokak eylemlerinde inisiyatif alması sonucu, eylemler, söylemsel düzlemde, referandumun meşruiyetini sorgulayan ve Hayır’ın kazandığını vurgulayan bir çerçeveye evrildi. Pazar ve Pazartesi günü Boğa’ya ve Rıhtım’a çıkan öfkeli mahalle sakinleri, OHAL sürecinde protestolara kapatılan meydanları uzun bir süreden sonra ilk defa yeniden sahiplendiler. Polisin, Gezi’den aldığı dersle, toplumsal bir ayaklanmayı tetikleyebileceği korkusuyla müdahale etmekten çekindiği protestocular, referandum sonrası iktidarın içine düştüğü meşruiyet krizinin yarattığı boşluğu kendi lehlerine çevirerek İstanbul ve diğer illerde, sokaklarda görünür olmaya devam ediyor.

İktidarın bilinçli bir biçimde, kendiliğinden sönümlenmesini beklediği bu protestoların önündeki en büyük engel, belli ki, bu öngörünün haklı çıkması. Nitekim, Çarşamba akşamı, bu defa hava muhalefeti olmamasına rağmen, mahallede ve Yoğurtçu Parkı civarında yürüyüşe ciddi bir katılım gösteren protestoculardan az bir kısmı YSK önündeki basın açıklamasına kaldı. Yine Pazar günü Şaşkınbakkal’dan başlayıp Rıhtım’da son bulan yürüyüşe katılım da ilk günler Caferağa mahallesinde yürüyen kalabalıktan ciddi miktarda fazla olmadı.

Bu durumu, OHAL sürecinde Hayır Meclisi aktivistlerine dönük gözaltılara bağlamak mümkün olsa da, sokağa dökülen mahallelinin eylemlerin örgütleyicisi Hayır Meclisleri ve bu meclislerde gece gündüz çalışan aktivistlere dönük devlet baskısını pek de bilmediği düşünüldüğünde, dikkati başka bir noktaya çevirmekte fayda var: Sokak eylemlerinin örgütleyicisi olan ve çeşitli siyasi parti ve örgütlerden oluşan bir platform işlevi gören Hayır Meclisi ile sokak eylemlerinin taşıyıcısı olan mahalleli arasındaki iletişimsizlik.

Kadıköy Hayır Meclisi aktivistlerinin hayır kampanyası sürecinde ve referandum sonrası eylemlerin örgütlenmesinde sarf ettikleri emek ve bu süreçte göze aldıkları bedellerin altını çizerek başlamalı söze. Sabahlara kadar süren toplantılar sonucunda örgütlenen bu eylemlerin sürdürülebilirliğinin önündeki engelse, söz konusu süreçlere dahil olmayan, ancak eylemlerin esas taşıyıcısı olan, her sokağa çıktığında hafızasında Gezi’den bir şeyler canlanan protestocular arasındaki kopukluk.

Gezi mekanizmalarını işletmek

Gezi’de ön plana çıkan eşit katılım, dahiliyet, hesap verebilirlik gibi siyasi değerler ve bunların taşıyıcısı olan herkese açık forum, kürsü gibi mekanizmalar işletilmedikçe, Gezi sürecinde geniş kesimlere hitap etmediği net bir biçimde anlaşılan, basın açıklamasıyla son bulan yürüyüşler, ‘kitleyle’ iletişim için salt bildiri yönteminin kullanılması gibi klasik sola mahsus araçlar, protestoların sürdürülebilirliğinin sağlanması ve bu çerçevede siyasi bir hattın kurulması için yeterli olmayacaktır. Gezi’yi görmüş ve benimsemiş kitlelerin, örgütleyicisinin kim olduğunu bilmediği -ve bu hususta salt, geri-bildirim olanağını ortadan kaldıran ‘bildiriler’ üzerinden bilgilendirildiği-, attıkları sloganların ve yürüyüş tarzlarının sıkı bir biçimde denetlendiği protesto eylemlerinde uzun süre sebat edemeyeceği açıktır.

Bu noktada, Hayır Meclislerine düşen, son 4 sene yaşanmamış gibi yaparak aşina oldukları eylem biçimlerine gerilemek değil, Gezi sonrası dönemde siyaset yapmanın radikal biçimde değiştiğini görmek olacaktır. Zira, sokak eylemlerinin, her şeyden önce, Gezi görmüş, forumlara katılmış, mahalle dayanışmalarıyla tanışmış ve sokağa çıkmayı bu süreçlerle özdeşleştiren protestocuların enerjisine ihtiyacı var. Yine, bilhassa park forumu gibi mekanizmaların işletilmesi, günlerdir sokağa çıkan protestoculara eylemlere ve sürece dair görüşlerinin sorulması, onların Hayır Meclisleri ve eylemlerin örgütlenme sürecine dair bilgilendirilmesi elzemdir.

Forumları, salt karar alma veya doğrudan demokrasiyi işletme mekanizmaları olarak değil, aynı zamanda, ortak bir duygulanım ve bedensel ritim yakalama mekanları olarak görmek gerekir. Gezi’den iki yıl önce, 2011 yılında, İspanya’da ortaya çıkan Gezi’ye kardeş 15M hareketi üzerine yazan Adolfo Estralella ve Alberto Corsìn Jimenez (2015)1, forumların bu duyusal önemine değinirler. J. Ranciere’e referansla, siyaset yapmanın estetik ve duyusal koşullarını ön plana çıkaran Estralella ve Jimenez, forumun her şeyden önce ortak bir duygulanım, ortak bir bedensel ve duyusal deneyim, dolayısıyla mevcut olana alternatif dünyalar yaratma mekanı olduğunu ileri sürer (s. 148).

Sokakta görünür olmayı ve sokak eylemlerinin sürdürülebilirliğini yeniden düşündüğümüz bu tarihsel anda, ortak mekanlarda, alternatif konuşma ve dinleme edimleri vasıtasıyla ortak duygulanımların, ortak bedensel ritimlerin yaratılmasının önemini anımsamakta fayda var. Zira, Gezi gibi deneyimlerden ciddi ölçüde etkilenmiş olan muhalif kesimlerin sokağı sahiplenmesinin yolu buradan geçiyor.

1 Estralella, A. & Jimenez, A. (2015). Matters of Sense: Preoccupation in Madrid’s popular assemblies movement. http://digital.csic.es/bitstream/10261/141856/1/matters%20of%20sense%20urban%20cosmopolitics%202016.pdf

Bulunduğu kategori : Örgütsel Deneyimler

Yazar hakkında