Putin, İskender olmaya mı soyunuyor? -

Geçtiğimiz hafta Rusya’nın Suriye’ye sevk ettiği askeri güçlerle IŞİD ve Esad muhalifi diğer unsurlara karşı hava operasyonlarına başlaması, Türkiye’de ve uluslararası arenada en çok tartışılan konulardan birisi oldu. Putin yönetimindeki Rusya Federasyonunun son hamlesini değerlendirirken ilk söylenmesi gereken, uluslararası sistemin içerisinden geçtiği dönüşümün bu eylemi mümkün kıldığıdır. ABD’nin küresel hegemon olarak emperyalist hiyerarşi içerisindeki pozisyonu görece geriliyor; bu da küresel güç mücadelesi içerisinde farklı aktörlerin ABD’nin tümüyle belirleyici olamadığı alanlarda hareket serbestisi bulmasına olanak sağlıyor. Foti Benlisoy’un Başlangıç Dergisi’nde yayınlanan yazısında isabetle tespit ettiği üzere “…günümüzde ABD emperyalizmine karşı olmak tutarlı ve bütünlüklü bir antiemperyalist tutum için gerek şart olmasına karşın yeter şart değil. Suriye’de ya da mesela Ukrayna’da ABD’nin sıkışması ya da zorlanması (örneğin zamanında Vietnam’da olduğu gibi) emperyalizmin mevzi kaybettiği anlamına gelmiyor.” Meseleye bu perspektiften bakmazsak ABD Başkanı Obama’nın Rusya’nın Suriye’deki tutumuna ilişkin “(IŞİD’e karşı savaşta) Rusya’nın başarılı olmasını da isterim. Suriye’yi ABD ve Rusya arasında bir vekalet savaşına dönüştürmeyeceğiz” açıklamasını anlamakta zorlanırız. İsterseniz Suriye’de Rusya’nın olası hedeflerine bakalım; sonra Suriye özelinde ABD ile Rusya ilişkisine dönelim.
Suriye’de ayaklanmanın patlak vermesinden itibaren Rusya, Esad rejiminin devamından yana taraf olmuştu. Ayaklanmanın küresel ve bölgesel güçlerin müdahalesiyle hızla mezhepçi dozu yüksek bir iç savaşa dönmesinden sonra da rejimin ayakta kalması için siyasal, iktisadi ve askeri yardımlarını esirgemedi. Bunun arkasındaki en önemli neden, SSCB döneminden miras kalan Tartus deniz üssü vasıtasıyla Doğu Akdeniz’deki varlığını sürdürme isteğiydi. Doğu Akdeniz’de son on yılda bulunan devasa doğal gaz yatakları bölgenin stratejik önemini daha da artırmıştı. Dahası kendisine gitgide daha da bağımlı hale gelen rejim aracılığıyla bölgesel nüfuzunu artırmak istemekteydi. Ancak esaslı desteğini en sona sakladı. Lazkiye’de bulunan Basil El-Esad Havaalanı’nın Rusya’ya tahsis edilmesiyle geçen aydan itibaren bu devlete ait gelişmiş havadan havaya muharebe uçakları (SU-34), yer saldırı uçakları (SU-24 ve SU-25), helikopterler, gelişmiş hava savunma sistemleri ile son model tanklar (T-90) ve zırhlı personel taşıyıcılarla beşbin kadar Rus ordusu personeli Suriye’de konuşlandırıldı. Suriye’de dört seneden beri süren iç savaşta oyunu tümden değiştirebilecek bu hamlenin zamanlamasının arkasında birkaç sebep var.
İlk neden Rusya’nın Esad rejiminin özellikle insan kaynakları açısından çok zorlanmaya başladığını fark etmiş olması. Kuzeyde Halep’in güneyinden ince bir hatla önce Hama ve Humus’a, sonra da Şam’a kadar uzanan kuşakta IŞİD ve diğer muhalif unsurlar rejimi çok yıpratmış, ana stratejik yollar tehdit altına girmeye başlamıştı. Rusya özellikle hava gücü ile sahadaki dengeyi rejim lehine çevirmeyi istiyor. Ancak gönüllülerden oluşacak (resmi üniformasız Rus askerleri okuyun) unsurları da sahaya süreceği ifade ediliyor. Özellikle İdlib’i geri almaya yönelik bir karşı saldırıda bu unsurlar İranlılar, Hizbullah ve rejim askerleri ile birlikte harekata girişebilir. İsrail ve ABD ile hava saldırılarına ilişkin örtülü bir pazarlık olması ise çok muhtemeldir çünkü yaşanabilecek olası bir çatışma taraflarca kabul edilemeyecek derecede ağır riskler içeriyor. Evvelsi gün bir Rus uçağının Türk hava sahasına girmesi Rus tarafının ne kadar ciddi olduğunu gösterme isteği olarak okunmalı. NATO Türk tarafına desteğini hemen açıklamış olsa da bu birkaç seneden beri Rusya’nın süreklileştirdiği bir taktik olmuş durumda. Özellikle Kuzey Denizi’nde uzun mesafeli uçakları (Örneğin Tu-95 Bombardıman Uçakları) aracılığıyla NATO ülkelerinin hava sahasını ihlal eden Ruslar, egemenlik sahalarını tahkim etme ve Batı Bloku’na göz dağı verme amacını güdüyor. Açık çatışmadan ise soğuk savaş oyununu oynamaya alışmış tüm taraflarca kaçınılıyor.
İkincisi deniz üssünden sonra bir de hava üssünü elde eden Rusya, Esad rejimi üstündeki tesirini olabildiğince artırarak daha dengeli adımlar atılmasını ve meselenin diplomatik yollarla bir an önce çözülmesini istiyor olabilir. Suriye iç savaşının bu kadar uzamasının asıl nedeni ABD’nin doğrudan müdahil olmaya yanaşmayarak yarattığı boşluğun Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi İslamcı-mezhepçi politikalar izleyerek rejimi devirmeye çalışan bölgesel güçlerce doldurulmak istenmesiydi. Onlara karşı İran-Hizbullah ve Irak’lı Şiilerden oluşan diğer bölgesel blok rejimin yardımına koşmuştu. Kısa sürede bölgesel aktörlerin kör döğüşüne dönen savaş, hem rejime sürekli gönderilen ve hiç de sınırsız olmayan Rus kaynaklarının tükenmesi hem de Suriye’de savaşa koşan Rus vatandaşı cihatçıların sayısının gün geçtikçe artması demek. Cihatçılar savaşı kendi ülkesine taşımadan onlarla Suriye’de savaşmayı tercih ediyor. Bu bağlamda Rusya doğrudan müdahele ederek çözülmesi mümkün olmayan bir düğüme benzeren Suriye sorununda İskender rolüne soyunmuş olabilir. Bu aynı zamanda Rusya’nın benzer pozisyon aldığı İran, Hizbullah ve Irak’ı da belli ölçüde hizaya getirmesi anlamına gelebilir. Böylece Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu hem askeri hem de siyasi açıdan artıracak Rusya, rekabet ettiği Batı ile selefi-cihatçılığa karşı ortak mücadele zemini üstünden biraraya gelip kendisine avantajlı koşullar sağlamaya çalışabilir.
Üçüncüsü Rusya’nın ekonomisi kötüye gidiyor. Ukrayna Krizi ve Kırım’ın ilhakından sonra Batı’nın Rusya’ya karşı uyguladığı ambargo ekonomik açıdan hasar vermeye devam ediyor. Petrol fiyatlarındaki düşüşle de birlikte Rus ekonomisinin bu sene yüzde 4 küçülmesi bekleniyor. Emekçi kitlelerinin de yoğun desteğiyle iktidarını perçinleyen Putin için maaşlarda yaşanan azalmalar iyiye işaret değil. Üstelik önümüzdeki sene için de kredi değerlendirme kuruluşu Moody’s eksi yüzde 0.5-1.5 arasında bir küçülme öngördüğünü açıkladı. Geçen sene toplam 84 milyar dolarlık askeri harcama yapan Rusya, bu seneki savunma bütçesinin yarısını yılın ilk üç ayında harcadı. (Küresel hegemon ABD’nin ise yıllık savunma bütçesi 600 milyar dolar). Şu anda federal bütçedeki örtülü fonlardan altmış milyar dolarlık ek ödenek kullanıldığı iddia ediliyor. Bu ekonominin canlanması için kullanılabilecek çok değerli kaynakların israf edilmesi demek. Bu riske girilmesi için iki neden ileri sürülebilir: Birincisi Kremlin’dekiler Suriye’ye bizzat girip, bölgesel tansiyonun artırarak petrol fiyatlarının yükselmesini hesaplamış olabilirler. Böylece ihracatının aslan payını doğal gaz ve petrolle yapan Rus ekonomisi can bulabilir. İkincisi, IŞİD’le mücadelede aynı safta bulunulan Batı’nın ambargoyu kısa sürede hafifletmesi veya hepten kaldırması planlanmış olabilir.
İşte tüm bu sayılanlar ışığında baktığımızda Suriye’deki ABD-Rusya mücadelesinde ortada bir yerde anlaşılmaya yakın olduğu söylenebilir. ABD’nin elindeki eğit-donat faaliyeti gibi araçlar alay konusu olacak şekilde iflas etmiş olmasından Rusya yararlanmaktadır. ABD’nin Suriye’de tek dayanağı olarak ideolojik-politik açıdan hiç hazzetmediği YPG kalmıştır. Havadan yoğun destek verdiği YPG’nin IŞİD’e karşı mücadelede gösterdiği olağanüstü başarı sayesinde Amerikan postalları Suriye topraklarına değmemiştir. IŞİD’in daha da geriletilmesi için YPG’ye doğrudan silah yardımı yapılması kararı Obama’nın masasındadır.
Büyük oyuncuların sahaya indiği bu uğrakta Türkiye’nin hala kendi gündemini taraflara dayatmaya çabalaması ise beyhude ve komik kaçıyor. Tel Abyad’ın düşmesinden sonra Cerablus-Afrin arasındaki bölgenin YPG denetimine geçmemesi için bu sahada güvenli bölge kurulması önerisinin uygulanabilme olasılığı sıfıra yakındır. Rusya oyunda dengeleri zorlarken NATO müttefiki Türkiye’nin ısrarla kendisini dayatması İncirlik verilmiş olsa bile ABD tarafında hiç hoş karşılanmamaktadır. ABD sözcülerince YPG’nin üstüne basılarak terörist bir örgüt olmadığının söylenmesi bunun nişanelerindendir.
Sonuç olarak ABD ve Rusya’nın Suriye’de doğrudan karşı karşıya gelmesi pek olası değildir. Amerikalılar Rusların kısıtlı kaynaklarını kullanarak bu hamleyi yaptıklarının farkındalar. O açıdan yıpranmalarını arzu etmekteler. Bir diğer yandan IŞİD’e karşı mücadelede ve iç savaşın sonlandırılmasında Rusların sahadaki varlığı ABD’nin işlerini kolaylaştırabilir. Ruslarsa kısa süreceğini hesapladıkları müdahaleyle masada elini güçlendirmek istiyor. Bazen savaşın sisi hakikati çok farklı gösterebilir. Mühim olan sislerin arasında rakip güçlerin nerede durduğunu anlamaya çalışmak.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar