müslüman gençlik mi, ışid mi? – y. doğan çetinkaya -

 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süredir “IŞİD sempatizanı” olduğu söylenen bir grup Kürt öğrencilere ve okulda demokratik siyaset yürütmeye çalışan sol gruplara saldırıyor. Bu grubun saldırıları her ne kadar Kobane olayları sırasında artmışsa da hafızası iyi olanlar bundan öncesini de hatırlayacaklardır. Geçtiğimiz sene Antikapitalist Müslümanlar’a da benzer bir saldırı gerçekleşmişti aynı üniversitede. O zaman bu grubun Müslüman Gençlik olduğunun söylenmesi sol mahfillerde şaşkınlıkla karşılanmıştı. Zira üniversitede sol içi birçok çatışma yaşanmış olsa da klasik “sağ-sol” çatışması ülkücülerle yaşananlardı. Yine idare, özel güvenlik, ve polis destekli saldırıların ülkücüler tarafından gerçekleştirilir olduğu bilgisi solda yaygındı. Hatta bu saldırıların IŞİD savunusu değil de olsa olsa afişlerde İslam’a ilişkin ifadelerden çıkmış olabileceğine dair fikirler de sıklıkla gündeme geliyordu.

Çünkü her ne kadar Müslüman Gençlik ile devrimci sol arasında özellikle 1980’li yılların sonu ve 1990’lı yılların başlarında yoğun çatışmalar yaşanmış olsa da bunlar biraz mazide kalmış ve unutulmuştu. Özellikle 1990’ların ortasından itibaren Müslüman Gençlik’in sol ile ciddi bir çatışması olmadığı gibi, daha çok bir platform olan bu yapının içindeki birçok grubun solun farklı unsurlarıyla düzeyli bir ilişki tesis ettiği de bir gerçekti. İki grubu karşı karşıya getiren Sivas Katliamı’nın yıldönümlerinde dahi ülkücülerle olan çapta ve boyutta çatışmaların önüne geçiliyordu.

Bir üniversite ve gençlik teşkilatı olarak Müslüman Gençlik politik İslam içinde önemli yeri olan bir örgüttü. 1990’lı yılların sonunda kitleselleşen öğrenci hareketinin inişe geçmesiyle sol yapıların çözülmesi gibi Müslüman Gençlik de 2000’li yıllarda politik İslam’ın AKP tarafından sisteme ve özellikle kapitalizme entegre edilmesiyle kadrosal anlamda önemli bir kriz yaşadı. Daha birçok etkenin yanı sıra belediyeler, bankalar, şirketler, yayınevleri önemli bir kuşağı yedi. Velhasıl söyleyeceğim o ki, Müslüman Gençlik 2010’lu yıllara girdiğimiz dönemden beri bir gerçekliği olmayan, örgütsel bir devamlılığı olmayan bir teşkilat. Bu noktaya gelirken 2008’de Hüseyin Üzmez davası çerçevesinde bazı grupların bu adla aldığı pespaye tavır da bu sönümlenmenin bir göstergesiydi. Ya da başka türlü söyleyelim; bugün adı üstünde kavgalar dahi edilen Devrimci Gençlik ne kadar bir gerçeklikse o kadar gerçekliği olan bir yapıdır artık. Bu gerçekten yola çıkan birçok kişi de son günlerde yoğunlaşan saldırılardan dolayı bu grupları Müslüman Gençlik ile ilişkilendirmekten imtina etmeye çalışıyor. Bunların ya yeni dönemin korunup kollanan yeni piyonları olduğu ya da Kürdistan’daki Hüda-Par benzeri bir grup olduğu düşünülüyor. Yukarıda yaptığım çok kısa özetin de bu yorumu doğruladığı düşünülebilir. Ne yazık ki olay o kadar basit değil!

Her şeyden önce 1980’li yılların sonundaki çatışma süreci bir yanlış anlama veya anlayışsızlıktan ortaya çıkmamıştı. Üniversitelerde var olma merkezinde yoğunlaşan stratejik bir çatışmanın sonucu olarak gerçekleşmişti. Ve karşılıklı çatışmalar 1993 yılına gelindiğinde karşılıklı alınan zımni bir anlaşma ile yani yine stratejik bir değerlendirme sonucunda sona erdirilmiş ya da soğutulmuştu. Zira bu çatışmaların sisteme veya rejime muhalif kesimlere çok bir yararı olmuyor, bilakis 1990’lardaki siyasal rejimin komplo ve provokasyonlarına yarıyordu. Solun da bu bağlamda çok farklı bir gündemi ve mücadelesi vardı. İki cenah farklı bir tercihte bulunmuştu.

Peki bugün tekbirlerle ilk önce Kobani afişlerine, daha sonra hiçbir somut gerekçe olmadan Kürtlere ve sola saldıranlar kim? Olayların safça düşünüldüğü gibi afişlerde İslam’a ilişkin bir takım ifadelerden meydana gelmediği artık çok açık. Herhangi bir istihbarat bilgisine haiz olmadığımız için saldıranların IŞİD veya Hüda-Par ile bir ilişkisi olup olmadığını bilemeyiz. Ancak saldırının tarzı ve sistematiğini yakından gözlemlediğimizde bir takım sonuçlar çıkartabiliriz. Bu grubun Müslüman Gençlik ile bağlantısı ve devamlılığını tespit etmek için henüz erken. Ancak şu bir gerçek ki bu grup yeni mücadele hattıyla yeni Müslüman Gençlik olmaya oynuyor. Şu an hali hazırda marjinal olsa da. Ancak burada önemli olan husus IŞİD ile olan benzerlikleri.

Saldırılar her şeyden önce basit birer faşist saldırı ya da başka İslamcı gruplarla, MGV (ya da Anadolu Gençlik) ile olan çatışmalardan çok farklı. Çok net bir strateji göze çarpıyor. Dar, disiplinli ve dışarıdan bindirilmiş kıta şeklinde bir ekip uzun çatışmalara meydan vermeden vurup gidiyor. Bir nevi gerilla taktiği ile hareket ediyor yani. Ve bunu çok tutarlı ve bir süreklilik içinde yapıyor. An itibarıyla okulda tutunmak gibi bir dertleri yok. Bundan dolayı da uzun ve politikleşebilecek bir çatışmadan daha ziyade bıktırıcı ve yıldırıcı bir özellik arz ediyor. Dahası aynı Ortadoğu’nun IŞİD’i gibi şiddeti bir siyaset biçimi olarak kullandıkları ortaya çıkıyor. Okulda kendilerine yer açıldığı takdirde bir siyaset yapma niyetinde değiller. Saldırıları IŞİD’in şiddeti kullanmasının bir benzeri olarak taktiksel değil stratejik olarak gerçekleştiriyorlar. Bu saldırılar ile İslami gruplar içinde gençliğin sesine, cihatçılığın sesi olmaya oynuyorlar. Yani bu şiddet ve saldırılar ile kendilerini kurmaya çalışıyorlar. Bundan dolayı hem öğrenciler hem de demokratik kamuoyu tarafından bu strateji ile başa çıkmak için ona uygun bir pozisyon alınması gerekiyor.

Bu çerçevede yine birçok selefi grubun Ortadoğu’da bir hamisi veya destekçisi olması gibi an itibarıyla resmi çevrelerin dengeli bir hoşgörüsüne de mazhar olmuş durumda bu grup. Ancak nasıl IŞİD Ortadoğu’da herhangi bir emperyal gücün maşası değilse, bu grubun da basitçe bir piyon olmadığı bir gerçek. Ancak Kobane’de bir benzerini gördüğümüz gibi AKP’nin PYD’den kurtulmak ya da ehlileştirmek için kurduğu ilişkinin bir biçimini burada da müşahede ediyoruz. Bu gruba ilişkin Müslüman Gençlik bu değil, ya da İslam bu olamaz yollu tahliller bir şey yapmamanın teorisi değilse bayağı bir safdilliktir. Zira selefi cihadilik de Arap Baharı öncesinde ve hatta Suriye’deki İç Savaşın belli bir aşamasına kadar marjinal iken bugün Ortadoğu’daki birçok yapılanma selefilikle bağlantılı. Bu nedenle bu grup ve IŞİD İslam’ın bir yüzüdür. Ve politik ve askeri bir strateji ile güç olmuştur. Bu grup da bu saldırılarla günümüzün Müslüman Gençliği olmaya çalışıyor. Başaracak mı zaman gösterecek.

Klasik çatışmalardan farklı olarak bu düzenli saldırılar karşısında da solun istikrarlı bir şekilde durabildiğini söylemek zor. Zaten bu saldırıları tehlikeli kılan da bu. Bu çok net bir şekilde IŞİD’in uyguladığı bir strateji. Nitekim bu saldırılar karşısında daha örgütlü kesimlerin ve özellikle Kürtlerin duruyor olması da bir tesadüfün eseri değil. Bu noktada saldıranların başlıktaki soru çerçevesinde ne oldukları an itibarıyla önemli değildir. Ne olacakları ise gündelik hayatı ve üniversiteyi doğrudan belirleyecektir.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar