Mesele en radikal olmak değil kazanmak – Alicia Garza -

ABD’deki Black Lives Matter hareketinin kurucularından Alicia Garza, aşağıdaki yazısında 21 Ocak’ta Washington’da gerçekleşen Kadın Yürüyüşü’nü değerlendiriyor. Garza aynı zamanda Ev İşçileri Birliği’nin aktivistlerinden.

Hepimizin mücadeleye farklarımızla birlikte katılmamız gereken bugünlerde, sinizmle nasıl baş edeceğimiz üzerine kafa yoruyorum.

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Washington’da sokaklara dökülen bir milyondan fazla kadının arasına karışıp, yeni ABD hükümetini protesto ettim. Ülkenin farklı kentlerindeki yürüyüşleri dahil edersek ABD tarihinin en büyük tek günlük eylemi olan Kadın Yürüyüşü’ne katılmak, benim için hem büyük sembolik öneme sahipti, hem de zor bir karardı.

Pek çok siyah kadın gibi, ben de, katılıp katılmama konusunda tereddütlüydüm. Belli ki bir grup beyaz kadın bu yürüyüşü, 1963 Washington İş ve Özgürlük Yürüyüşü’nden esinlenerek düzenliyordu, ama bu tarihi örneği zikretmiyorlardı. Bu da benim tepemi attırıyordu. Al işte, diye düşündüm, yine biz siyahların yaptığı bir işi örnek alıyorlar, ama esamemiz okunmuyor.

Zaten öncesinde de epey öfkeliydim. 2016 başkanlık seçimlerinde sandığa giden beyaz kadınların %53’ü, toplumsal gerilemeye yol açacak bir adama oy vermişti. Şimdi beyaz kadınlar birden pişman mı olmuştu? Biz siyahlar sokaklarda öldürülürken, işsizlik ve evsizliğe mahkum edilirken, hapishaneleri doldurup okullardan atılırken, bütün bu beyaz kadınlar neredeydi? Sizler herkes için mi özgürlük istiyorsunuz, yoksa sadece kendiniz için mi?, diye düşünüyordum.

Haftalar geçti, hazırlıklara katılmadım. E-mail gruplarında yürüyüşe katılıp katılmama konusunda dönen tartışmaları gördüm; sosyal medyada “beyaz kadın yürüyüşü” göndermeleri çoktu. Beyaz kadınların hepimizin hakları için mücadele vereceğinden hiç de emin olmayan pek çok insan yürüyüşe katılmamaya karar verdi.

Derken günler geçti; Donald Trump’ın iktidara geleceği gerçeğiyle yüzleştikçe, içimi bir şeyler kemirmeye başladı: Ülkedeki iktidar ilişkilerini dönüştürmek için bir kitle hareketinin gerekli olduğuna inanıyor muyum? Bu kitle hareketinin farklı ırksal ve toplumsal kesimleri kesen bir hareket olması gerektiğine inanıyor muyum? Bu kitle hareketini inşa etmek için “sen ben bizim oğlan”ın dışına çıkmak gerektiğine inanıyor muyum? Madem cevabım evet, tüm bunları nasıl gerçek kılacağız ve ben burada nasıl bir rol oynayacağım?

Kendime meydan okuyup, kusursuz olmayan ve değerlerimi istediğim şekilde ifade etmeyen bu yürüyüşe katılmaya karar verdim. Kendi görüşlerimden emindim, ama orada, ilk kez eylem yapan insanların arasında ve savunmasız olacaktım. Beyaz kadınlara yönelik eleştirilerim baki olsa da, bütün hayatlara aynı değerin verilmediğinin ayırdına varan tüm bu beyaz olan – olmayan kadınların arasına karışabilirdim. Bunu yapmakla haysiyet, güvenlik ve radikal siyasi çizgimden ödün vermiş olmuyordum.

Nihayetinde, Washington’da 1 milyon ve tüm dünyada 3 milyon kişinin sokağa çıktığı bu eyleme katıldım. Daha önce de yüzlerce eyleme katılmıştım, ama belki de ilk kez eylemdeki insanların çoğunun siması tanıdık değildi.

Kalabalığın içinde balık istifi vaziyetindeyken, eyleme katılanlarla lafladım: Çoğu ilk kez bir kitle eylemine katıldığını söylüyordu. Bazılarının ilk eylemi değildi, ama onlar da kısa süre öncesine kadar haklarımız için eylem yapma zamanının geçtiğini düşünüyordu. Eyleme neden katıldıklarını sordum. Hepimiz için bir şey yapmak ihtiyacı hissettiklerini söylediler. Saldırının kendilerini de kapsadığını fark etmişlerdi. Herkesin değer gördüğü, güvende olduğu ve ihtiyaçlarını karşılayabildiği bir dünyada yaşamak istiyorlardı. Bu kadar çok insanın Donald Trump’ın başkan olmasını protesto etmek için sokağa dökülmesine çok şaşırmışlardı. Çaresizlik hissini kırıp, bir şeyler yapmak istiyorlardı.

Aynı akşam, Ev İşçileri Birliği’nin düzenlediği bir forumda konuşmacıydım. İçeride 700 kişi vardı, 1100’den fazla insan da dışarıda bekliyordu. Toplantıdakilerin çoğu beyazdı, ancak beyaz olmayanlar da katılmıştı. Katılanların yaklaşık yarısı, Kadın Yürüyüşü’nün hayatta katıldıkları ilk kitle eylemi olduğunu söyledi. Değişimi nasıl başlatabileceğimizi ve kendilerinin nasıl katkı koyabileceğini öğrenmek istiyorlardı. Ve bu daha başlangıçtı.

O gece sosyal medyada gezinirken, yürüyüşü eleştiren sayısız yorum gördüm. Oysa eylem, yüzbinlerce insan için dönüştürücü bir deneyim olmuştu. Bir an düşündüm; insanları eyleme çağırmak yerine defolup eve gitmelerini mi söyleseydim? Bir daha eyleme gelirler miydi? Gelip gelmemeleri önemli miydi?

Öfke siyasi bilinci dönüştürmede önemli, ama yeterli değil

Siyasi bilincimizi dönüştürmede öfke önemli bir rol oynar, hiç süphesiz. Mesela yürüyüşe katılan beyaz kadınlardan birinin kafasında, “vajina”yı temsil eden bir şapka vardı; çünkü kadın, Trump’ın kadınları vajinasından kavramakla övündüğünü duyunca müthiş öfkelenmişti. Belki o ana kadar bir şey yapmış değildi, ama artık harekete geçmeye karar vermişti. Ha keza ABD’nin, göçmen emeğine bağımlı olduğu halde kağıtsız göçmenleri kaçak göçek yaşamaya zorlamasına öfkelenip eyleme gelenler vardı. Siyah Amerikalılar ise bu ülkenin insanca yaşama hakkımızı elimizden almasına karşı ateş püskürüyordu, ve bu nedenle, önceden katılmayacakları bir yürüyüşe katılmışlardı.

Solange adlı arkadaş “Öfke duyduğum çok şey var ve öfkelenmekte haklıyım” dediğinde, kendisine katıldım. Ama öfke tek başına yeterli değil. Sadece öfke ile güç inşa edemez veya iktidarı alamazsınız. Öfke, Cumhuriyetçilerin yürütme, yasama ve yargıyı ele geçirdiği gerçeğini ve 32 eyalette her iki yasama meclisini kontrol ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Öfke, silahlı korucuların [vigilante] mahallelerimizde terör estirmesini engellemiyor. Öfke, çoğumuzu ıskartaya çıkartan bir ekonomik yapıyı da değiştirmiyor.

Önümüzdeki mesele ahlaki değil pratik. Bizim siyah, queer, feminist, çokboyutlu, anti-kapitalist, anti-emperyalist çizgimizi belki sahiplenmeyen, ama daha iyi bir hayat hak ettiğimizi düşünen ve bu uğurda mücadele etmeye istekli insanlarla biraraya gelip bir kitle hareketi inşa edebilecek miyiz, edemeyecek miyiz?

Örgütlenme alanındaki süper güçlerimizi harekete geçirmenin vaktidir bugün. Siyah insanlar veya diğer halklardan insanlar artık beyazlardan hesap sormasın, falan demiyorum. Beyaz insanlar pek bir mesafe kat etmiş değil, ama farklı düşünmeye ve davranmaya başlamazsak biz de pek mesafe kat edebilecek gibi değiliz.

Yüz binlerce insan bir harekete katılmanın ne demek olduğunu anlamaya çalışıyor. Eğer bir harekete katılmak isteyenlere, insanların değişmeyeceğini söylersek, dönüşümün mümkün olmadığını söylersek, başka insanlara değmenin ve ulaşmanın değil de hep haklı olmanın önemli olduğunu söylersek, kazanamayız.

Güç oluşturmak konusunda ciddi değilsek, hareketimizi, hangimizin en radikal olduğunu ispatlama yarışına indirgeriz.

Hepimiz bir an durup, mücadeleye ilk katıldığımızda nasıl bir insan olduğumuzu hatırlayalım. Sabırla bize emek veren aktivistleri düşünelim: Bizimle hemfikir olmadıkları zaman da yanımızda oldular, çokbilmişlik tasladığımız vakit dahi bize gülümsemeye devam ettiler.

Bir hareket inşa etmek için hemfikir olduğunuz insanların ötesine uzanmanız gerekir

Hayatımı harekete adamadan önce nasıl birisi olduğumu çok iyi hatırlıyorum. Sonrasında, bana sabır gösteren insanlar vardı. Benim bir katkı yapabileceğimi gören insanlar vardı. Hep yanımda olan insanlar vardı. Kararlılığımı artırmak için emek veren insanlar vardı. Bana hesap vermeyi öğreten insanlar vardı. Karşılaştığımız sorunların altında yatan nedenlere dikkatimi çeken insanlar vardı. Gelecek perspektifimi başkalarıyla paylaşmamı teşvik eden insanlar vardı. Bir harekete katılmak isteyen diğer insanları nasıl dahil edebileceğimi gösteren insanlar vardı.

Ülkede yaşanan değişim hepimizi etkiliyor. Çoğumuz daha önce de günlük yaşamımızda nefret, kofluk ve açgözlülüğe maruz kaldık kalmasına, ama bu yeni dönem öncekilerin hiçbirine benzemiyor.

Birbirinden farklı insanları kapsayan, milyonlarca kişilik bir hareket oluşturabiliriz. Farklı toplum kesimlerini, ırkları, cinsiyetleri, yaşları, inançları, kağıtlı – kağıtsızları, engelli – engelsizleri birleştiren bir hareket inşa etmeye ihtiyacımız var. Bir hareket inşa etmek için, sizinle hemfikir olmayanlara el uzatmanız gerekir. Özetle, birbirimize ihtiyacımız var, dahası önderlik ve stratejiye ihtiyacımız var.

Durup durup insanlara, geçmişte sokağa çıkmadıkları için bugün çıkma hakları olmadığını söyleyebiliriz elbet. Ama inanın, bu yaklaşımla bir arpa boyu yol alamayız.

*

Alicia Garza:

ABD Ev İşçileri Birliği’nde (National Domestic Workers Alliance) proje koordinatörü olan Alicia Garza, Oakland’da yaşayan bir örgütçü, yazar, ve özgürlük düşçüsü. Alicia 2013 yılında #BlackLivesMatter hareketinin kurucularından biri oldu: Trayvon Martin’in katledilmesinden sonra kurulan bu uluslararası örgütlenme ağı, siyahlara yönelik ırkçılığın tüm veçheleriyle mücadele ediyor.

*

Yazının orijinali şurada yayımlanmıştır:

https://mic.com/articles/166720/blm-co-founder-protesting-isnt-about-who-can-be-the-most-radical-its-about-winning#.VvrpVpUyI

Çeviri: Barış Yıldırım

Bulunduğu kategori : Örgütsel Deneyimler

Yazar hakkında