Katar’ın “günahı” ne? -

Suudi rejimiyle Katar arasındaki gerilim, Vahabiliği benimsemiş iki devlet arasında sıradan bir “kardeş kavgası” değil. “Kavga”, iki aktörün uluslararası siyasette işgal ettiği pozisyonla doğrudan alakalı. Şöyle ki: Bölgede siyasal gericiliğin adeta karargâhı olan Suudi rejimi esas itibariyle statükocu (“muhafazakâr”) bir güç. Suudi Krallığı, “Arap baharı” denen isyanları ta en başından itibaren bu çerçevede, kendi konumunu istikrarsızlaştıracak bir tehdit olarak gördü. Tunus’ta devrilen diktatör Bin Ali’nin soluğu Suudi monarşisinin şefkatli kollarında aldığını, Sisi darbesini desteklemeden evvel Suudi rejiminin son anına kadar Mübarek’in yanında yer aldığını ve elbette Bahreyn’de halk hareketinin ezilmesine ön ayak olduğunu unutmayalım.

Katar ise uluslararası etki kapasitesini artırmaya, uluslararası sistem çerçevesinde kendisine dayatılan sınırlardan belli oranda “özerkleşmeye” çalışan bir “revizyonist” güç. Tam da bu nedenle Katar, Suudilerden farklı olarak “Arap baharını” başından itibaren bir tehdit değil, muazzam bir fırsat olarak gördü. Bu sürece angaje olup onu kendi jeostratejik etki ve gücünü artıracak bir olanak olarak değerlendirmeye çalıştı. Büyük medya gücünü, gelişmeler üzerinde söz sahibi olmasını sağlayacak şekilde seferber etti (Mübarek’in devrilişini hepimiz Al Jazeera’dan canlı izledik.) Zaman zaman Batı bloğunun desteğini alarak, ancak bazen de bizzat o bloğun dayattığı kimi sınırları ihlal ederek ulusaşırı İslamcı ağları aktif bir biçimde destekledi, geniş finansal kaynaklarını bu yolda kullandı. Uluslararası sistemin istikrarsızlaşmasının yarattığı “boşluklardan” faydalanarak “Arap baharının” yol açtığı destabilizasyon dalgasının tepesine binmeye çalıştı.

Suudi rejiminin ve BAE’nin başını çektiği tecrit politikası, esas olarak bu özerkleşmeye meyyal, “aktivist”, hatta “başına buyruk” dış siyasete yöneliktir ve bölgedeki gelişmelerin uluslararası sistem açısından ciddi güvenlik riskleri yaratmış olması dolayısıyla bu statükocu reaksiyon, yeni ABD yönetiminin de aktif desteğini almıştır. Trump, bütün diplomatik teamülleri hiçe sayarak Suudi, BAE ve Mısır öncülüğündeki statükocu reaksiyonu benimsemiş, bölgedeki en önemli askeri üssünü barındıran ülkeyi, terörizmi desteklemekle alenen itham etmiştir. Bu durum, aynı dönemde Katar’a çok yakın bir dış siyaset çizgisi ve pratikleri geliştirmiş Türkiye liderliği açısından da ciddi, çok ciddi sonuçlar yaratmaya gebedir…

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında