Kadınlar ve Bolşevik devrimi -

Ekim Devrimi’nde başı çeken kadınlar, 1917 sonrası tarihte görülmemiş kazanımlar elde etti; peki ilerleyen yıllarda bunları ne kadar koruyabildiler? Sovyetler Birliği üzerine çalışan ABD’li araştırmacı Wendy Z. Goldman, Kadınlar, Devlet ve Devrim (Women, State and Revolution) adlı çalışmasıyla 1990’lı yıllarda tanındı; sonraki araştırmaları Stalinizmin toplumsal boyutlarına odaklandı.

Goldman, adı geçen kitabında 1917 devriminden sonra Bolşeviklerin nasıl kadın kurtuluşunun maddi temellerini kurmaya çalıştığına, ardından Stalin döneminde bu kazanımların nasıl budandığına odaklanır: Örneğin, Ekim 1920’de Sovyetler Birliği dünyada hem kürtajı hem isteğe bağlı boşanmayı yasallaştıran ilk ülke haline gelmişken, 1936 yılında Stalin tarafından kürtaj tekrar yasaklanacak, boşanma çok zorlaştırılacaktı. Left Voice tarafından Goldman’la yapılan söyleşinin çevirisini paylaşıyoruz.

Çeviri: Başlangıç Dergi

Kadınlar, Devlet ve Devrim kitabınızın ilk bölümlerinde, 1917 Devrimi’nde özellikle kadınların sivil hakları açısından önemli bir hamle yapıldığını belirtiyorsunuz. Sizce en önemli kazanımlar nelerdi?

1918 yılına bakarsak kadınlar açısından en önemli haklar, hukuk önünde eşitlik, boşanma hakkı ve ücretsiz, yasal kürtaj hakkıydı. Bu haklar, kadınların Ortodoks kilisesi ve diğer dini kurumlar gibi patriyarkal yapılardan, ayrıca baba ve kocalarının kontrolünden özgür hale gelmesi açısından temel önemdeydi. Hukuk önünde eşitlik; kadınlara ücret ve mülklerini kontrol etme, boşanma durumunda çocuklarının velayetini talep etme ve nerede yaşayacaklarına, okuyacaklarına, çalışacaklarına karar verme hakkı verdi. Söz konusu haklar devrimden önce yoktu.

Bugün dünyanın pek çok yerinde kadınlar hala temel sivil haklara veya erkeklerle eşitliğe sahip değil. Bence temel sivil haklar, – istihdam, siyasi katılım, eğitim, toplumsal roller ve fırsatlar açısından erkeklerle eşit muamele görmek – günümüzde de yakıcı konular. Kapitalizm altında, yaşanabilir bir ücret hakkı iki cins için de temel önemde. Eğer dünyanın her yanındaki kadın ve erkekler, temel istihdam hakkına ve bir aileyi geçindirmeye yetecek ücrete sahip olsaydı, günümüzdeki sosyal problemlerin bazıları ortadan kalkardı.

DNNQ1s7WkAAY5Jq

[*1921 tarihli, kadınları geleneksel rollere karşı mücadeleye çağıran Sovyet afişi]

Sovyetler Birliği’nin savaşın hemen ertesinde, toplumun çoğunluğu köylüyken, yoksulluk çok yaygınken, bu tür kazanımlar sağlaması nasıl mümkün oldu? Bolşevik Parti’nin buradaki rolü neydi?

Sovyetler Birliği’nin bu yöndeki çabalarında her zaman başarılı olduğunu düşünmeyelim. Yoksulluk, düşük eğitim düzeyi, işsizlik, 1920’lerdeki ekonomik yıkım, kırdaki patriyarka ve toprak ilişkileri, devletin kaynak eksikliği, pek çok fikrin gerçekleştirilmesini zorlaştırdı. Bolşevik Parti burada önemli bir rol oynadı, ama parti de yekpare bir oluşum değildi. Kendi görüş ve önyargıları olan üyelerden menkuldü.

İşçi kadınların mücadelesini yükseltmede en büyük rolü bizzat, kadınların yaşadığı zorlukları çok iyi bilen, parti üyesi işçi ve köylü kadınlar oynadı. Aleksandra Artiukhina ve Klavdia Nikolaeva gibi bu kadınlar, en yoksul kesimlerden geliyordu, anneleri tekstil işçileri veya çamaşırcı kadınlardı: Çarlık zamanında daha çocuk yaşta çalışmaya başlamışlardı. Bu kadın parti üyeleri, parti içinde mücadele vererek ayrı bir kadın örgütlenmesi oluşturdular ve kadınlar için hak ve imkanlar talep ettiler.

Erkek parti üyeleri, ister liderler düzeyinde, ister köylerde, isterse fabrikalarda olsun, kadınların taleplerine genelde olumsuz yaklaştı. Ancak bu kadınlar özgürlüğün kimseye gümüş tepsi içinde sunulmadığını biliyordu. İnsanların, başta kadınların, özgürlük için mücadele etmesi gerekiyordu. Her ne kadar parti resmi olarak kadın kurtuluşu taleplerini benimsiyorduysa da, kadın parti üyelerinin kendi kaygılarını parti gündemine getirmek için mücadele etmeleri gerekti. Parti, katman katman liderlik kademelerinden oluşuyordu -temel parti birimleri, ilçe, il ve ülke yönetimleri gibi. 1927 yılında neredeyse 990 bin üyesi vardı ve bu üyeler çok farklı bilinç düzeylerindeydi.

Resmi olarak partinin son derece ileri bir programı vardı. Ancak bu erkeklerin -gerek işçi ve köylüler gerek yerel yöneticiler- her zaman kadınlara ve onların taleplerine değer verdiği anlamına gelmiyordu. Lenin ileri bir programın geliştirilmesi için katkılar yaptı, ancak elbette partinin tek lideri değildi.

1mutfak

[*’Mutfakta köleliğe hayır!’ Erken dönem Sovyet afişi]

Temel formel hakların haricinde Bolşevikler, ev işi toplumsallaştırılamadığı sürece kadın kurtuluşunun mümkün olmayacağına inanıyordu. Bu oldukça önemli bir yaklaşım, ve Marksist olsun olmasın feministlerin bugün de gündeminde. Sizce neden bu meseleye odaklanmışlardı?

Bolşevikler ev işinin toplumsallaştırılmasına odaklanmıştı, çünkü kadınların kurtuluşunun, erkeklerden ekonomik ve finansal açıdan özerk olmalarına bağlı olduğuna inanıyorlardı. Eğer bir kadın geçim açısından bir erkeğe bağlı olursa, hayatına dair seçim ve kararları gerçekleştirme şansı, adamın finansal kontrolü tarafından sınırlandırılacaktı. Oysa Bolşeviklere göre, kadınlar ev işi sorumlulukları altında ezildiği sürece erkeklerle eşit bir biçimde ücretli emek gücüne katılamayacak, eğitimde eşitlik ve fırsatlara ulaşamayacaktı.

kurtulmalıydı. Temizlik, alışveriş, yemek yapma, çocukların bakımı, kısaca Marx’ın “emeğin yeniden üretimi” dediği şeyin içine giren bütün o ücretsiz emek biçimleri müthiş zaman alıyordu ve Bolşevikler kadınların bu emeğin ezici, yıpratıcı yükünden kurtulması ve topluma tam olarak dahil olması gerektiğine inanıyordu.

Bolşevikler, işçi sınıfından kadın ve erkeklerin ev işine kaç saat ayırdığına dair çok sayıda iş / zaman araştırması yürüttü. Sonuçta, işten sonra erkekler gazete okurken kadınların çamaşır yıkadığını buldular. Erkekler arkadaşlarıyla sosyalleşirken kadınlar çocuklara bakıyordu. Erkekler satranç oynar, kulüplere katılır, siyaset konuşur, müzikle uğraşır, kitap okur ve yürüyüşlere çıkarken, kadınlar yemek, temizlik ve alışverişle meşguldü. Kısacası erkekler kendilerini insani olarak geliştirirken kadınlar aileye ve erkeğe hizmet ediyordu.

Bolşeviklerin çözümü, ev emeğini mümkün olduğu ölçüde toplumsallaştırmak oldu: İnsanların yemek yiyebileceği kamusal yemekhaneler oluşturmak, kıyafet ve çarşaf yıkamak için çamaşırhaneler kurmak, çocuklar için kreşler açmak ve ev içi emeği asgariye indirmek. Bu tür kuruluşlarda çalışan erkek ve kadınlar iyi ücret alacak ve işçi olarak saygı görecekti. Ev içi emek, en azından önemli bir kıs, toplumsallaşacak ve ücretli hale gelecekti. Kadınlar, erkeklerle eşit temelde ücretli emeğe katılmak, okula gitmek ve boş zamanlarını değerlendirmek açısından özgür olacaktı. Bolşeviklerin fikirleri gayet iyiydi, ancak devlet bunları gerçek kılamayacak kadar parasızdı.

DM4Q627X0AEiDjG[*1927 tarihli Spartakiada spor müsabakasının afişi]

 Bolşeviklerin özel ilişkilere dair açık bir politika gütmesi kaydadeğer, özellikle de ülkenin geri sosyal ve kültürel koşulları düşünülürse. Sizce neden özgür sevgi fikrini sahiplendiler, veya hiyerarşik ebeveyn-çocuk ilişkilerini sorguladılar?

Özgür sevgi fikri çok gerilere gidiyor, yüzlerce yıllık uzun bir tarihi var! Pek çok toplumsal adalet hareketi, hatta bazı erken dönem Hıristiyan grupları, sevginin ekonomik kaygılardan bağımsızlaşmasını tasavvur etmişti. Bolşevikler de gerek ütopyacı gerek Marksist damardan gelip, kadınlar için daha iyi ve özgür bir hayat tahayyül eden sosyalist düşünür ve aktivistlerden beslenen bir geleneğe sahipti.

Ayrıca daha çok erken bir aşamada, “çocuk hakları”na olan ihtiyacın, yani genç insanların evebeynlerin, özellikle de babaların despotluğundan veya tacizinden özgür olması gereğinin farkındalardı. Patriyarkal bir kültürde babalar, anne ve çocuklar üzerinde müthiş bir kontrole sahiptir ve evlilik, eğitim, çalışma konularındaki kararları verir.

Bolşevikler ise bu kontrolün yerine bireysel, insani hakları geçirmek istiyorlardı. Devrimle başa gelen ve yeni bir dünya kurma umuduyla dolu olan pek çok hukukçu, eğitimci vs. sadece aile hiyerarşisini dil pek çok hiyerarşiyi sorguluyordu. Misal, Kızıl Ordu, subay – asker ilişkileri açısından daha demokratik bir temelde yapılandırıldı. Okullarda karma eğitim başlatıldı, öğretmen, öğrenci, hademe ve işçiler okulları yönetmek için sovyetler oluşturdu. Hukukçular devletin sönümlenmesini konuşuyordu ve bunu gerçekleştirmeye dönük yasalar hazırlamaya çabalıyordu. Sanat ve müzikteki hiyerarşilere bile meydan okundu: 1920’lerde Sovyet müzisyenler “şefsiz orkestra” denemelerine girişti! Hayatın her alanında müthiş heyecan verici deneyler ve “düzleme”ler ile dolu bir dönemdi.

Kitabınızdaki çıkarımlardan biri, Stalinist bürokrasinin yaptığı tersyüz edişin sadece maddi değil aynı zamanda ideolojik de sonuçları olduğu. Bunu hangi temellere dayandırıyorsunuz?

Bolşeviklerin kadınların özgürlüğünü genişletme girişimleri, 1. Dünya Savaşı ve İç Savaş’ın neden olduğu yoksulluk ve yıkım nedeniyle güçlüklerle karşıltı. 1920’lere yüksek işsizlik damga vurdu -özellikle de kadınlar arasında. Salt boşanmayı kolaylaştırmak suretiyle kadınların erkeklerden bağımsızlaşması gerçekleştirilemedi, çünkü pek çok kadının kendisinin ve çocuklarının geçimini sağlama imkanları yoktu. Çoğu kadın ayrıca yaşlı ebeveynlerini veya özürlü aile üyelerini bakma yükümlülüğü altındaydı.

Devletin kadın kurtuluşuna bakışı, tam da endüstrileşmenin başladığı noktada değişti. Sovyetler Birliği tam istihdama dayalı bir toplum oldu ve 1930’larda müthiş sayıda kadın işgücüne katıldı, birçoğu iyi ücretli sanayi işlerine girdi. Tam da bu noktada kadın kurtuluşu talepleri gerçekleşebilirdi. Bu aşamada, Sovyet devleti bir yandan kadınların eğitimini, vasıflar kazanmasını ve istihdamını destekledi ve büyük bir kreşler ve işçi yemekhaneleri sistemi oluşturdu; ancak öte yandan ideolojik olarak geri dönerek, ev içinde geleneksel cinsiyet rollerini savunmaya başladı. Bundan böyle kadınların çalışmanın yanı sıra, konforlu bir ev ortamı oluşturmak için gerekli tüm sorumluluğu üstlenmesi beklenir oldu.

Devlet 1936’da kürtajı yasakladı ve boşanmayı çok daha zorlaştırdı. Bu açıdan, Stalinist devlet melez bir politika benimsedi: Bir yandan kadınların işgücüne girmesini destekliyor, diğer yandan geleneksel aile içi cinsiyet rollerini savunuyordu. Kürtajın suç haline gelmesi, kadınların sırtına ağır ve tehlikeli bir yük yükledi: Kadınlar kürtaj olmaya devam etti, ancak yasadışı bir biçimde. Hastaneler, ağır kanamalar ve şiddetli enfeksiyonlar geçiren kadınlarla doldu. 1937 yılında kısa süre için kürtaj oranları düştü, ancak ardından hızla artmaya başladı. Kadınlar her zaman kendi doğurganlıklarını kontrol etmeye çalışmıştır, çünkü kadınların özgürce yaşama ve hayatlarına dair kararları alması açısından bu temel önemdedir. Dolayısıyla, yasal ve güvenli kürtaj hakkından mahrum edilen kadınlar kürtaj olmaya devam etti, ancak tehlikeli yöntemlere başvurmak durumunda kaldı.

***

Çeviride şu iki röportajdaki soru ve cevaplardan yararlanılmıştır: 

http://www.leftvoice.org/Women-the-Bolsheviks-and-Revolution

http://www.leftvoice.org/No-One-is-Handed-Freedom-on-a-Silver-Platter-Women-and-the-Russian-Revolution

Bulunduğu kategori : Mor ve Gökkuşağı

Yazar hakkında

İlgili Yazılar