“İTÜ’de tek adam rejimi tesis edilmeye çalışılıyor” -

Geçtiğimiz günlerde İTÜ yönetimi, Eğitim-Sen’li beş emekçiye ihraç ve açığa alma cezaları verdi. Yönetim bu kararını, KHK ile verilmiş bir yetkiye dayandırıyor. Sendika üyeleri ise mevcut kanunlara göre bile bu kararın usulsüz olduğunu vurguluyor: Sendikal faaliyetlere karşı bir saldırı niteliğindeki cezaları protesto için, Eğitim-Sen 6 Nolu Üniversiteler Şubesi, 21 Kasım günü 12.30’da İTÜ Maslak kampüsüne basın açıklaması çağrısı yaptı. 

Biz de konuya dair etraflıca bilgi almak için, işten çıkarılan sendika üyelerinden, aynı zamanda 6 Nolu şubenin yönetim kurulu üyesi Arzu Acar ile görüştük. İTÜ’lü eğitim emekçilerinin zamanında 6 Nolu Şubenin kuruluşuna öncülük ettiklerini hatırlatan Acar, bugün ise üniversitede “rektör hoca bilir” sözü ile özetlenebilecek bir tek adam rejimi kurulmaya çalışıldığını vurguluyor…

İTÜ’de yaşanan son ihraçların asıl hedefinin sendikal örgütlenme olduğu söylenebilir mi? 

Evet söylenebilir. İTÜ’de Eğitim-Sen çalışmasını aktif olarak yürüten başlıca kişiler ile, asistanların iş güvencesi mücadelesinde öncü grubun içinde yer alan iki üyenin seçilmiş olması bunun göstergesi denebilir. İTÜ yönetimi uzun süredir Eğitim-Sen’in çalışanların sorunlarının çözümü konusunda yürüttüğü şeffaf ve ısrarcı mücadeleden rahatsızdı. Aynı şekilde asistan direnişinden gelen üyelerimize yönelik intikamcı bir tutumla özellikle OHAL’den bu yana artan bir şekilde mobbing uygulanıyordu. Sonunda İTÜ Rektörü, OHAL ve KHK rejimi ile eline geçirdiği yetkiyi kullanmaktan çekinmedi.

İTÜ rektörlüğü soruşturmayı hangi yetkiye dayanarak başlattı?

20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL’den birkaç gün sonra, 23 Temmuz’da çıkarılan ilk KHK’lardan biri 667 sayılı KHK’ydı. Bunun kapsamında 2016 Aralık ayında başlatılan soruşturma sonucunda, 9 Kasım 2017 tarihli Üniversite Yönetim Kurulu bu kararları aldı: Eğitim-Sen 6 Nolu şubenin yürütme kurulu üyeleri Cihan Koca ve ben, işyeri temsilcisi Ekin Demirkan için kamu görevinden çıkarma, araştırma görevlileri ve yine Eğitim Sen üyeleri Hüseyin Mercan ve İlke Kızmaz içinse 3 ay açığa alma işlemi yapıldı. 

Bahsettiğim 667 sayılı KHK’nin 4.maddesi şu şekilde: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen; bir bakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili olmayan diğer kurumlarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dahil) istihdam edilen personel, birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkili amirin onayıyla kamu görevinden çıkarılır.”

Düzenlemeden de açıkça görüleceği gibi “birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkili amirin onayıyla” yürütülmesi öngörülen bu işlem, kurumlar tarafından başlatılan ve sonuçlandırılan işlemler. Dolayısıyla kimler hakkında soruşturma açılacağı ve KHK listelerine kimlerin dahil edileceği, kurum yönetimlerinin tasarrufunda. Bu nedenle, İTÜ’de Eğitim-Sen üyeleri hakkında soruşturma açılması ve KHK listelerine isimlerin konması da İTÜ yönetiminin tasarrufu olan işlemler.

eylem

 

Geçmişte İTÜ’deki sendikal örgütlenmenin nasıl geliştiğini biraz açabilir misiniz? 

İTÜ, 12 Eylül darbesi ile bütün örgütlenmeleri dağıtılan kamu emekçilerinin 1980’li yılların sonunda başlayan sendikalarını kurma mücadelesinin çok güçlü bir şekilde yankı bulduğu ve örgütlenmenin köklü ve yerleşik olduğu bir üniversite. Aynı zamanda, İTÜ emekçilerinin 1992 yılında Eğit-Sen İstanbul 3 Nolu şubeye bağlı üniversite temsilciliğini kurarak, Eğitim-Sen Üniversiteler Şubesinin kuruluşuna öncülük ettikleri bir yer. Bu nedenle İTÜ’de Eğitim-Sen geleneği nicelik ve nitelik olarak her zaman görece daha güçlü ve canlı olarak sürmüştür diyebiliriz. İTÜ’de her zaman yetkili sendika olduk.

Son beş yılda ise İTÜ’de asistanların iş güvencesi tamamen ortadan kaldırıldı, yüzlerce araştırma görevlisi 50/d maddesi nedeniyle işinden atıldı. Öğrenciler üzerindeki baskılar yoğunlaştı, soruşturma ve okuldan uzaklaştırmalar arttı. Akademik kadrolarda kadrolaşma ve kayırmacılık artarken, akademik ve idari kurullar işlevsizleşti. İdari personel açısından ise sürgün, mobbing, korku atmosferi yaratarak sindirme politikaları uygulanıyor. Ülkenin genel durumuna uygun bir şekilde “rektör hoca bilir” sözü ile özetlenebilecek bir tek adam rejimi tesis edilmeye çalışılıyor diyebiliriz.

Eğitim-Sen ihraç kararının hukuki açıdan sağlam bir temeli olmadığını belirtiyor; kararın mahkemede bozulma ihtimali var mı?

Yapılan işleme ilişkin soruşturma dosyası elimizde yok, bize tebliğ edilmiş herhangi bir somut kanıt da bulunmuyor. Her ne kadar 667 sayılı KHK’ya dayanarak işlem yapılsa da bu kadar dayanaksız ve temelsiz bir işlemin OHAL koşullarında bile idare mahkemesinden döneceğini düşünüyoruz.

Soruşturma sürecinde ırkçı imalarda bulunduğu belirtiliyor. Bunlar nelerdi? 

Soruşturma sırasında bana doğrudan sorulmadı, ancak arkadaşlara etnik kökeni ve nereli oldukları vb. sorular sorulmuş. Sanırım Denizlili olmam nedeniyle bana sorma gereği duymadılar, bilemiyorum. Soruşturmanın kendisi hukuki dayanaktan yoksun olunca, sorular da gayriciddi ve hukuksuz oldu doğal olarak. 

Hepiniz de İTÜ’deki sendikal faaliyette önemli roller oynayan isimlersiniz. Bu durum üniversitedeki sendikal çalışmayı nasıl etkileyecek?

Daha önce söylediğim gibi İTÜ’de güçlü bir Eğitim Sen geleneği bulunuyor. Bizler hala sendika yürütmesinde olanlar olarak sendikal çalışmalarımızı fiilen yürütmeye devam edeceğiz, İTÜ’de aktif olarak çalışabilmek için yasal tüm olanakları zorlayacağız. Ayrıca fiili olarak hep mutfakta olacağız elbette. Öte yandan, kalan arkadaşlarımız da İTÜ Eğitim-Sen Temsilciliği olarak çalışmalarını sürdürmeye devam edecek. Bu soruşturmanın asıl hedefinin İTÜ’deki Eğitim-Sen örgütlülüğü ve sendikal mücadelemiz olduğunun farkındayız, bu süreci en az zararla atlatmak ve bilakis daha güçlü çıkmak için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. 

Bulunduğu kategori : Sınıf Hareketi

Yazar hakkında