İtalya’daki genel seçime dair notlar – David Broder -

[Çeviri: Kontra Salvo]

Hiçbir partinin parlamentoda çoğunluğu kazanamadığı İtalya’daki seçimlerin sonuçları şaşırtıcı ama o kadar da şoke edici değil. Seçim kampanyasının çoğunlukla cansız geçmesine rağmen Beş Yıldız Hareketi (M5S) beklenenin çok daha ötesinde bir destek alarak anketlerde görünen yüzde 25’in üzerine çıkarak oyların yaklaşık %31’ini kazandı. Büyük ölçüde tahmin edildiği gibi sağ koalisyon en büyük blok olduğunu ispatladı ve üstüne aşırı sağ Lega (%18) ilk defa Silvio Berlusconi’nin Forza Italia (Haydi İtalya) (%14) partisini geçti. Daha küçük iki partinin de yer aldığı bu seçim ittifakı çoğunluğu elde etmekte başarısız oldu ve şu anda bölünme riski var.

Sağ içindeki bu tarihi güç değişimi -artık ülke genelinde örgütlenen Lega, 2013’e göre oylarını dört kat arttırdı ve Berlusconi’nin partisi de her zamankinden daha güçsüz- genel olarak “merkez” denilen şeyin daha da çöktüğünü işaret ediyor. Sadece Haydi İtalya geriye düşmekle kalmadı, 2014 Avrupa seçimlerinde %40’ı bulan Matto Renzi’nin Demokratları da %20’nin altına düştü. 1990’ların başından bu yana İtalya’yı yöneten partilerin düşüşü, diğer liberal ve merkez sol güçler dâhil olsa bile büyük koalisyon kurulmasının imkânsızlığıyla apaçık ortaya çıktı. 2008’de oyların %70’ini alan partiler bu Pazar %34’ün altına düştü.

Tahmin edildiği gibi katılım oranı en düşük seçim oldu ama yine de oran 2013’teki %72’nin çok az altına indi. Bunun bir açıklaması anket firmalarının gençlerin katılımını hafife alması olabilir ki bu Demokratlar ve Haydi İtalya kötüye giderken ana akım dışındaki partilerin neden anketlerdeki sayıları aştıklarını açıklamaya da yardımcı olacaktır. 2008 krizinden bu yana geçen dönemde M5S, işsizlik ve güvencesizliğin vurduğu genç seçmenlere ulaşmayı başardı ve kısmen bu nedenle düzen karşıtı ve AB muhalifi hassasiyetler tarafından yönetildi. Üçte birinden fazlası işsiz olan gençler belli ki Demokratların liderliğindeki eski hükümetin ekonomideki ufak tefek toparlanmaları kutlamasından etkilenmediler.

M5S’nin %40 destek almayı hedeflediği mavi yakalı işçiler arasında Demokratların ancak dördüncü geleceği tahmin ediliyordu. M5S’nin gücü, Demokratların solunda yeni güçlerin yaratılmasında yaşanan güçlüklerle ve son zamanlarda bu yöndeki denemelerin bıraktığı enkazla yakından ilgili. Komünist Yeniden Kuruluş Partisi’nin 2008’deki çöküşünden bu yana, kriz dönemi boyunca M5S, “düzen karşıtı” siyaseti temsil etmekte tek başına kaldı. Hayatta tutunmakta zorlanan bireyin hissiyatını yansıtan, ama kolektif çözümlerden yoksun “sağduyulu” yanıtları, 1991’de PCI’nın (İtalya Komünist Partisi) kapanmasından beri siyasi/psikolojik bir krize saplanmış olan Sol’dan daha çekici geliyor. Tek yumuşak sol güç Özgür ve Eşit listesi %3,5 ve radikal sol İktidar Halka listesi %1’in biraz üstünde oy aldı.

Toplumsal ayrışma ve siyasetten bıkkınlık da koşulları kolaylaştırmadı. İktidardaki partilerin reddedilmesi “dışarlıklılara” oy vermeye dönüştü ama genel görünüm, özellikle göç ve ırk konularının seçim kampanyasının merkezindeki rolüne bakarsak, sağa keskin bir dönüşü gösteriyor. M5S’nin iç çekişmeleri ne olursa olsun, lideri bu alanda daha da sert bir söylem benimsedi. Hatta Lega’yla anlaşma yapmaya niyetlenmeden önce bile STK’ların “göçmen taksilerini” kınadı ve Afrika’dan göçmen taşıyan tekneleri sıfıra indirme hedefi çağrısında bulundu. M5S nihayetinde İtalyan toplumunun dayanışmanın var olmadığı, kolektif amacın imkânsız olduğu ve kamu harcamalarının kısıtlanması gereken bir şey olarak düşünüldüğü karamsar bir tasavvuruna denk düşüyor.

M5S parlamenterleri, hareketin “kitle partisi” özelliğini, muhalif imajını korumak adına göçten eşcinsel haklarına dek tartışmalı konulardan uzun süre uzak durdular. Hükümete katılmak daha ciddi siyasi netlik gerektiriyor. M5S gidişatla ilgili olarak “tüm siyasi güçlerle” –muhtemelen Lega da dâhil- konuşmayı vaat ediyor ama açık ki daha sıkı bir güçle ittifak kurması halinde dengesizleşme riskini taşıyor. Partiler arası geçiş akışkan olsa da Lega’yla yapılacak bir pakt bile seçmenlerin kendiliğinden Sola dönmesini sağlamayacak. Eğer M5S hoşnutsuz yığınları temsil edebilirse bunu hâlâ “merkez sol” denilen gücün on yıllardır içi boşaltıldığı için yapabilecek.

M5S, bir İtalyan “Milliyetçi Cephesi” [Fransa’daki Le Pen’in Milliyetçi Cephesine atıf] değil. Daha “profesyonel” ve daha az “aşırı” bir yüze sahip olmak adına, artık sıkı bir Avrupa Birliği karşıtı da değil. Yeni bir demokratik tasavvur da sunmuyor. M5S’nin gurusu kabul edilen Gianroberto Casaleggio, toplumsal değişim için harekete geçmeleri amacıyla yurttaşları cesaretlendirmek bir yana, devlet yönetimi alanından “ideolojinin” çıkartılmasına temel alan klişeleşmiş bir fikirler dizisi ileri sürdü. Kendi yolsuzluk karşıtı sözleşmelerinden dahi vazgeçmelerine rağmen, o bildik, İtalya’yı yolsuzluk ve verimsizlikten azade “normal bir ülke” haline getirme sloganını tekrarlıyorlar.

Ne olursa olsun M5S daha geniş bir hoşnutsuz kitleyi yakaladı ve hükümet kurmayı denemek ve başarmak için en iyi durumda olan parti gibi görünüyor. Başbakan adayı Luigi di Maio’nun önündeki seçeneklerin çeşitliliği, buna ek olarak büyük koalisyon kurmanın ortadaki güçlükleri, bu sürecin birkaç hafta daha sürebileceği anlamına geliyor. Bu da Roma yüzünden artan “AB kargaşası” veya “istikrarsızlaşma” söylemlerini ister istemez besleyecek. Ama neler olduğunu anlamak için en son bakmamız gereken yer, Le Pen veya Farage’nin öfke dolu tweet’leri. M5S iktidara gelse bile AB’yi devirecek değil (Euro referandumu yönündeki çağrılarını bıraktı bile) ve faşizm tarihsel merkezine geri dönüyor değil.

Lega’nın ve M5S’nin yükselişi, muhalif siyasete inanan veya İtalya solunun geçmişteki zaferlerini biraz da olsa hatırlayanlar için acı haber. Fransa’da, Macron ve Le Pen ikinci tura kaldığında hiç değilse Boyun Eğmeyen Fransa’nın (Melenchon’un hareketi) iz bıraktığını görebilmiştik. İngiltere’de İşçi Partisi gelişme gösterdi ve ABD’de bile Sanders’ın seçim kampanyası Sol’un yenilenmesi için bir imkân sağladı. 4 Mart umuda hiç yer bırakmadı. Ama “yükselen faşizm” söylemlerinin yarattığı panik de umuda yer açmayacak. Yaşlı bir Marksistin bir zamanlar söylediği gibi: Eski ölüyor ve görünüşte farklı ama pek de yeni olmayan bir şey doğdu. Umarız başka şeyler de doğar yakında.

05.03.2018

David Broder (Fransız ve İtalyan komünizmi tarihçisi. Soğuk savaş sonrası dönemde İtalyan demokrasisinin krizi üzerine bir kitap yazıyor.)

*

Orijinali:

https://www.versobooks.com/blogs/3659-stung-parliament

 

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar