Irkçılığa karşı göçmenlerle omuzdaş olmak… -

Nazizm gibi ne olduğunu gizleme gereği duymayan örnekleri hariç tutarsak ırkçılık hiçbir zaman kendini “açık ederek” örgütlenmez. “Ülkemde Suriyeli istemiyorum” der ama “ırkçıyım” demez, ırkçılıkla böbürlenmez, hatta ırkçı olduğunu reddeder. Irkçılık, “yaşasın ırkçılık” türü sloganlarla değil de “Suriyeliler işimizi çalıyor”, “Suriyeliler suç işliyor”, “Suriyeliler IŞİD’ci”, “Suriyeliler oy veriyor”, “depremzedenin parası Suriyeliye veriliyor” türü argümanlarla meşruiyet kazanır. İşsizlik, yoksulluk gibi gerçek sorunlarla birleşir, daha doğrusu bu sorunlar karşısında güya anlamlı bir açıklama şablonu oluşturmaya başlarsa iyice tehlikeli hale gelir. O zaman bu “meşruiyet” sokağa taşar. Önce linççi saldırılar gerçekleşir, zamanla kısmi ve örgütsüz linç girişimleri yerini, pogromvari örgütlü saldırılara bırakır. O nedenle de ırkçılığın sadece kınanması, mazlumun mazluma haksız ve yanlış bir “ahı” olarak ayıplanması, dahası öfkenin “yukarıdakilere” yöneltilmesi gerektiğinin belirtilmesi yetmez, yetmeyecektir.

Göçmen karşıtı ırkçılıkla gerçek mücadele onun hedefi olanların, yani bizzat göçmenlerin/mültecilerin örgütlenmesiyle, direnmesiyle ve o direnişlerin daha geniş kesimlerle dayanışma içerisinde büyümesiyle verilebilir. Irkçılığa da mültecilerin siyasal iktidarca araçsallaştırılması çabalarına da karşı durabilmenin gerçek yolu, dayanışma ve birlikte mücadeleden başka bir şey değil. Bunun için mültecilerin (en iyi durumda) yardıma muhtaç zavallılar olarak değil, siyasal kapasiteleri olan ezilenler olarak görülüp kabul edilmesi elzem. Birlikte mücadelenin harcını oluşturabilecek anlamlı bir iletişim ancak böyle mümkün olabilir. Oysa Suriyelileri (ve tüm mültecileri), kendi belirlemedikleri (çok zor) koşullarda da olsa kendilerinin ve elbet bizim tarihimizi yapan failler saymayınca bu iletişim mümkün olmaktan çıkıyor. Göçmenlerle/mültecilerle ortak mücadelenin, kader birliğinin, somut dayanışmanın yollarını aramak zorlaşıyor.

Aslında kimi istisnalar dışında solun önemli bir bölümü, Suriyelileri siyasal iktidarın bir manipülasyon aracı (ve elbette kurbanı) sayarak herhangi bir mücadele ortaklığı arayışına girmiyor. Sol Suriye’yi çok konuşuyor belki ama Suriyelilerle konuşmaktan imtina ediyor. Şu son beş senede Suriyelilerin irade ve taleplerini dikkate almak, onlarla birlikte (ama ağabeylik-ablalık taslamadan) açık sınırlar için, mültecilik statüsünün tanınması için, sağlığa, eğitime erişim için, eşit işe eşit ücret için, sendikalı olabilmek için, isteyenler için vatandaş olabilmek için birlikte mücadele etmek yolunda gerçekten ne yapıldı ki?

Göçmenlik meselesi bir hümanizm, hayırseverlik ya da siyaseten doğruculuk konusundan ibaret değil asla. Uzmanlık ne kadar önemli olsa da mültecilerle dayanışma da asla uzmanlara, STK’lara devredilemeyecek ehemmiyette bir siyasal mesele. Göçmenlik artık mevsimlik tarım işçiliği ve kot kumlamadan madenlere ve ev içi bakım hizmetlerine, göçmenlerin işçi sınıfının artık bir parçası olduğu Türkiye’de de bir “emekçi ve ezilenlerin birliği” meselesi. Tam da bu nedenle göçmenlerin/mültecilerin failliklerini yok saymak bir yana, onların harcanabilir bedenler olmaktan çıkıp “insan” olmak için verdikleri, verecekleri mücadeleye omuzdaş olabilmemiz gerekiyor. Irkçı küstahlığa karşı ancak o zaman gerçek bir dayanışma duvarı örmeye başlayacağız. Aksi takdirde ırkçılığı hasbelkader gündeme geldi diye bugün kınayıp, yarın her şey aynıymışçasına devam edip gideceğiz…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar