İmzadan KHK’ya: Pabuçlar ve rujlar… -

KORKUYORUM,

Sizden korkan sizin gibi olsun demeyeceğim, tabii ki korkuyorum. Çok sevdiğim işimden olmaktan korkuyorum. Bana hocam diyen canlardan ayrı kalmaktan korkuyorum. Barış barış diye çırpınırken terörist muamelesi görmekten korkuyorum. Hayatımı ipotek altına alan o lanet kredi borcumu ödeyememekten korkuyorum. Evimi bırakmak zorunda kalmaktan, kızıma yetememekten, annemi üzmekten ve daha nice şeyden korkuyorum. Bu lanet süreç, tüm bu korkularımı gerçek yapabilir bunu da biliyorum. Ama şunu da biliyorum ki işsiz kalmak, iş yerimin başıma yıkılması ile kıyaslanamaz. Öğrencilerimden uzaklaşmak, onları ölüme terk etmenin yanında nedir ki! Evden ayrılmak, evinde kahvaltı sofrasında vurulanların olduğu bir memlekette hiçbir şey. Buzdolabımda kızım için daha iyi yiyecekler bulunduramama kaygısı, kızımın ölüsünü buzdolabında saklamanın acısıyla kıyaslanır mı hiç? Annemi üzmemek ne boş ne kadar hafif, sokak ortasında annemin ölüsünü günlerce beklemenin kahrediciliğinin yanında…

Korkuyorum evet ama yaşadığım korkuların çok daha beteri gerçek olarak yaşanıyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum hala. Sadece bir imza ile ancak şahitlik edebiliyorum ve dur diyebiliyorum bu zulme o kadar… Ve tabii ki korkuyorum ama sizden korkan sizin gibi olsun demiyorum. Çünkü biliyorum, biz ne kadar korksak da size benzemeyiz; ve gene biliyorum ki sizin bizden korktuğunuz kadar korkmuyoruz sizden. Hiçbir korku beni zalime zalim demekten alıkoyamaz. Bu imza benim kendime, namusuma borcumdur, bu beni Cizre’deki evinde sonsuz sevgisiyle ağırlayan günlerdir yerin yedi kat altındaki Sebahat anneye borcumdur. Silopi’ de bildiği tek Türkçe kelime barış barış diye ortalıkta gezinen o güzel gözlü çocuklara borcumdur. Bu benim hüzünden Ahmet Kaya şarkılarını ninni diye yutturduğum kızıma borcumdur. Ne büyük bir cengaverlik ne küçük bir eylemdir; ancak elden gelendir…” (Ocak 2016).

Diye yazmıştım geçen sene bu zamanlar, Barış İçin Akademisyenler’in “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini imzaladıktan sonra. Sadece bir sene geçmiş ve sadece bu bir senede ne kadar çok şey yaşamışız, yaşamışım… Son bir sene ömrümden bin ömür, kızımdan bin tebessüm çaldı. Yazdıklarımın birçoğu, hatta hiç öngöremediğim çok daha fazlası gerçekleşti ne yazık ki…

Ben araştırma görevlisi bir imzacı olarak, 29 Ekim 2016 tarihinde açılan bilmem kaç numaralı KHK ile 6 sene görev yaptığım okulumdan atıldım. Öncesinde polisler hukuksuz bir şekilde babamı alıp, “Kızınız kötü işler yapıyor,” diyerek Vatan’a götürdüler; adamın yükselen şekeri, kızının yıkanan beyni için gözyaşı döken ana feryatları ve her şeyden çok daha ağır, daha zor ve beklenmedik bir şekilde ruhumda hala yüzleşemediğim derin yaralar açan erkek kardeş….

Devlet gerçekten erkekmiş, aile denen şey erkekmiş, özel olan politikmiş ve en ince damarlarıma kadar devletin zalim ideolojisi kolayca sızabilirmiş meğer….

Okulda maruz kaldığım baskılar, selam vermeye korkan arkadaşlar, hedef gösteren yerel gazeteler, dedikodular, güvenlik kaygıları, huzursuz sancılar ve daha nicesi… Sonunda bitti, 29 Ekim’de, bir gazete linkinde yazan adım ve yanlış yazılmış soyadım ile bitti. Devlet atarken bile erkeklik yapmış ve beni iki sene önce boşandığım eski kocamın soyadı ile muhattap almıştı. Sonrası kocaman bir şaşkınlık hali, ne olduğunu anlayamama ve anlamaya da çalışmadan sadece hayatta kalma, nefes alma ve kurduğum o koca saçma sistemi devam ettirme çabası…

KHK sonrası bir sürü güzel insan tuttu omzumdan, onlarca içten samimi kucaklama sardı her yanımı, ömrümde ilk defa yükümü sahiplenen ve bunu yaparken de bana hiç yük olmayan dostlarım oldu. En çok da kadınlar sardılar yaralarımı, onlar dayanıştılar canı gönülden. Benim için gözyaşı döktüler, güldüler, kermes yaptılar, iş aradılar, iş buldular, iş verdiler, içtiler, dans ettiler, evlerini, gönüllerini açtılar ve beni hiç ama hiç yalnız bırakmadan, “Devam et Selda” dediler. Onların sayesinde önce tebessüm edip sonra devam edebildim.

Özel sektörde işe başladım; malum kamu yasaklı bize. Burada herşey farklı. Bazen kim olduğumu bazen de nerede olduğumu unuttum ahmakça. O hep giydiğim güzel kırmızı pabuçlarımı ayaklarımdan, arkadaşımdan arakladığım ve normalde pek sürmediğim kırmızı ruju ise dudaklarımdan çıkarmadım hiç. Kim olduğumu unuttukça ayaklarıma bakıyor ve derin bir nefes alıp kendimi hatırlıyordum. Nerede olduğumu unuttukça dudaklarıma, eskiden hiç sürmediğim kırmızı rujuma bakıyor ve diyordum, sen sensin ama artık herşey farklı; yeni ve bilinmedik sulardasın.

Başka bir akvaryumda varolmaya çalışan aynı küçük alık kırmızı balıktım işte. Ama hala haber izlemiyorum, yazı yazamıyorum, bana gelen söyleşi, atölye ve benzeri etkinliklere katılım davetini kabul edemiyorum; o eski akvaryumun suyunu hatırlamaktan, özlemekten korkuyorum.

Çocuklarımı özlüyorum mesela, derste gözleri gözlerime değdiğinde içimde bin umut olan çocuklarımı. Umutlarımı özlüyorum, güzel günlerde özgürce akademik muhabbet edebileceğime ilişkin umutlarımı… Her şeye rağmen nefes alıyorum, yaşamaya devam ediyorum. Kırmızı pabuçlarım eskidi, yerine yeni çiçekli botlar aldım; kırmızı rujum da bitti ama ben artık her renk ruj sürmeye başladım. Hala dans ediyorum, kızımı kucaklıyor, hala eğlenebiliyor ve yüksek kahkahalar atıyorum ve ben hala olur olmaz her yerde, mitingde, düğünde, evde, sokakta, toplantıda, pazarda çiçekli elbiseler giymeye devam ediyorum; ayağımda çiçekli botlarım, dudağımda mor rujumla…

Devam edeceğiz dostlar, geri döner miyiz bilmem, ama devam edip yeşereceğiz elbette….

Selda…

(Eril tüm ek ve soy isimlerden azade)

Şubat 2017

Bulunduğu kategori : Mor ve Gökkuşağı

Yazar hakkında

Son Yazılar
Yayın Politikamız
“Öğrenci Dayanışması” 6. sayı çıktı: Organize oluyoruz! -

Devrimci hareketin fikri dağınıklığı haliyle gençlik hareketine de sirayet etmiş durumda. Üniversite mücadelesi cılız, dağınık ve motivasyonsuz bir dönemden geçiyor. Fikri dağınıklığı gidermeden mücadele alanlarında güçlenmek, pratik mücadele içerisinde yoğunlaşmadan fikri dağınıklığı aşacak bir ufuk geliştirmek söz konusu değil. Bu nedenle işimiz sanıldığından daha zor. Siyasi bir içeriği olmadan içi boş ‘’sokak ve direniş’’ çağrıları yapmak, gerçekliği görmezlikten gelip oyalanma ve bekleme stratejileri üretmek artık...

Devamı ...