IMF ve Dünya Bankası: Kapitalist ikiyüzlülük -

Dünyada 155 milyon çocuk yetersiz beslenme nedeniyle büyüme bozukluğu yaşıyor, 400 milyon insan sağlık hizmetine erişemiyor; IMF ve Dünya Bankası ise yoksul ülkeleri “insana yatırım” yapmaya çağırıyor. En zengin yüzde 1’in servetinin nereden geldiğini sorgulamadan, sömürgeci emperyalist eylemlerle zenginleşen devletlere hesap sormadan, yoksul ülkeleri “insana yatırım”a çağırmak, ikiyüzlülükten öteye gidemez.

10-15 Ekim tarihleri arasında IMF ve Dünya Bankası yöneticileri yıllık olarak düzenledikleri toplantılar serisini gerçekleştirdi. Kapitalizmin bu iki en güçlü kurumu, küresel ekonomik kalkınma ve finans konularını ele aldıklarını açıkladılar. Bu toplantılar, iki kurumun uluslararası siyasi-ekonomik konularda politikalarını sundukları ortamlar olmalarının yanı sıra, eylemlerini ve başarılarını kamuya doğrudan gösterme işlevi gördükleri için de önemli sayılmalılar.

Etkinliğin tanıtımı için hazırlanan videoda belirtildiğine göre 180 ülkeden 11 bin katılımcının ve 171 bakanın iştirak ettiği toplantıların iki amacı varmış: yoksulluğu ortadan kaldırmak ve ortak refahı geliştirmek. Bu amaçlara ulaşmak için de üç genel başlık tanımlanmış: krizlere karşı mukavemet-esneklik oluşturmak, özel sektörü büyütmek, insana yatırım yapmak.

Konuşma yapan isimlerden biri IMF direktörü Christine Lagarde idi. “Herkesçe Paylaşılan Daha Güvenli İyileşmeye Doğru” başlıklı konuşmasında IMF direktörü, 2008-9 krizinden sonraki iyileşme sürecini güvence altına alma ve bu iyileşme sürecini yaygınlaştırma hedefinden bahsetti. İlgi çekici bir de bilgi verdi Lagarde: Kriz sonrasından bugüne, dünya nüfusunun yüzde 15’ini temsil eden 40’tan fazla ülkede kişi başına düşen milli gelirin azaldığını aktardı. Ücret seviyelerinin durgunluğuna, sınırlı iş imkânlarına ve teknolojik değişiklikler ve krizin sonucu olan yer değiştirmelere dikkat çekti. Sonunda Hipokrat’a referans vererek niyetini belli eden o cümleyi sarf etti. “İyileşme bir zaman meselesidir, ama bazen bir fırsattır da”. Bu sözlerin arkasındaki aslında herkesin farkında olduğu niyete gelmeden önce Lagarde’ın konuşmasının birkaç satırına daha bakalım.

IMF direktörü, bu süslü “herkesçe paylaşılan iyileşme” hedefi için üç yöntem saydı. Temel ekonomik ilkeleri benimsemek, eşitsizlikle mücadele ve gençlerin endişelerine önem vermek.

En tepedeki yüzde 1 zenginliğin yarısına sahip

Lagarde, günümüz dünyasında devletlerin iyileşme ve büyümeyi artıracak özel olarak hazırlanmış parasal, maliye ve yapısal politikalar benimsemesi gerektiğini belirtti.

Eşitsizlikten bahsederken yine ilgi çekici bir bilgi paylaştı Lagarde: Bugün en tepedeki yüzde 1 dünyadaki zenginliğin yarısına sahiptir, dedi. Büyümenin önünde bir engel olarak duran ve siyasi çatışmayı artıran toplumsal eşitsizliğin giderilmesi için “insanlara yatırım yapılması” tavsiyesinde bulundu.

Gençlerin endişelerinden bazıları olarak gördüğü yolsuzluğa, kara para aklamaya, iklim değişikliğine karşı IMF ile işbirliği yapılması gerektiğini belirtti.

IMF’nin artık daha çevik, bütünleşmiş ve üye odaklı çalışma hedefini güdeceğini belirten Lagarde, son bir senede 16 devletle 27 trilyon dolarlık kredi anlaşmaları yapıldığını, IMF’nin bu devletlerin üzerindeki gözetleme gücünün artırıldığını aktardı. IMF’nin yeni ve daha iyi yöntemlerle “üyelerine hizmet” etmeye odaklandığını belirtti.

Neden 2008-9 küresel finansal kriz sonrasındaki “iyileşme süreci”, IMF gibi uluslararası kapitalist hegemonyanın temel kurumlarından birinin en yetkili ağzından bir “fırsat” olarak tanımlanır? Cevabı kapitalizmin işleyişinde aramak gerekiyor. Yakın geçmişte kapitalizmin sebep olduğu siyasi ve ekonomik krizler nedeniyle yönetim kabiliyetini yitiren devletler, bu krizlerden kurtulmak için kapitalist hegemonyayı daha da içselleştirmek zorunda kalmıştır/bırakılmıştır. Bu süreçler bizzat IMF’nin verdiği kredilerle ve devlet otoritelerinin üzerine çıkarak yaptıkları siyasi ve ekonomik gözetleme ve kontroller ile gerçekleşti. Dahası, devletlere ve toplumlara, kapitalizmin krizleri sadece kapitalizmin siyasi ve sosyo-ekonomik alanlara daha fazla işlenmesiyle çözülebilir anlayışı dayatılarak, yani “başka bir alternatif yok” denilerek siyasal ve toplumsal rıza üretilmiştir. Dolayısıyla Lagarde, – aslında kapitalizmin sebep olduğu – toplumsal eşitsizliğe veya diğer sorunlara karşı çözüm aranması gerektiğini belirtip, 16 devletle 26 milyar dolarlık anlaşmalar yaptıklarını açıklarken, ikiyüzlülükten başka bir şey yapmıyor.

Aynı toplantıda Dünya Bankası Grubu Başkanı Jim Yong Kim de bir konuşma yaptı. O da ilgi çekici bilgiler paylaştı konuşmasında. Küresel olarak 155 milyon çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle büyüme bozuklukları yaşadığını, 400 milyon insanın temel sağlık hizmetlerine erişemediğini, 100 milyon insanın sağlık harcamaları yüzünden fakirleştiğini, bütün dünyadaki yoksulların sadece yüzde 10’unun sosyal güvenlik ağlarıyla korunduğunu ve eğer harekete geçilmezse 2030’da 167 milyon çocuğun hala aşırı yoksulluk içinde yaşayacağını söyledi. Bu sorunlara önerdiği çözümler ise kapitalist büyüme anlayışının daha da yaygınlaşması ve “insana yatırım” yapmak. Hatta Jim Yong Kim bu süreçte insana yatırım yapmayan yoksul devletlerden bahsetti onları suçlarcasına. Zengin ülkelerin insana en çok yatırım yapanlar olduğunu, yoksul ülkelerde bu “yatırım” seviyesinin düşük olduğuna işaret etti.

Öncelikle belirtilmelidir ki, Dünya Bankası, öteden beri, insanlığın ve doğanın karşılaştığı sorunlara karşı kar amacı olmadan hareket etmeyi benimseyemeyen bir kurumdur. Bu elbette kapitalist ahlakın hâkimiyetinin bir sonucu. Sunulan çözüm önerilerinin hepsinde sürekli olarak yapılan “yatırım” vurgusunun nedeni de bu ahlak yapısıdır. Ek olarak, Lagarde’ın en zengin yüzde 1’in servetinin nereden geldiğini sorgulamaması gibi, en zengin ve en fakir ülkeler diye bir ayrımın neden ortaya çıktığını sorgulamadan, sömürgeci emperyalist eylemlerle zenginleşen devletlere hesap sormadan, yoksul ülkeleri “insana yatırım” yapmaya çağırmak, ikiyüzlülüğün ikinci bir örneği olmaktan öteye gidemez…

Yıllık ortak IMF ve Dünya Bankası ikiyüzlülük toplantıları bittikten sonra, 16 Ekim’de arabasına bomba konularak katledilen, ortaya çıkardığı Panama Belgeleri ile kapitalist devlet liderlerinin, bürokratların, büyük şirketlerin para aklama ve vergi kaçırma gibi yasadışı faaliyetlerini teşhir eden Daphne Caruana Galizia’yı anarak bitirelim.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar