Hemşireler ‘beyaz melek’ değildir! -

Hangi zaman diliminde olursa olsun, toplumun kadına yüklediği rollerden biri hemşirelik mesleği. Hemşirelik bize, kadın emeğinin görünmezliğinin evle sınırlı olmadığını çok net gösterir. Ücretli bir emek türü olmasına karşın, görünmez emektir. Çünkü onlarınki, “bakım emeği”dir! Yani kadınların “zaten”, “oldum olası” yapageldikleri işler… (Leyla Şimşek)

Hemşireler! Hem hastalar hem de hasta yakınları üzerinde en çok emeği olanlar, ama emeği hiç görülmeyenler… Ev kadınının gördüğüne benzer muameleye maruz kalır; evi çekip çeviren ev kadını hastaneyi de çekip çevirir. Bir hastanede hemşireler birden yok olsa kesinlikle hiçbir iş yürümez, ama yaptığı işin adı, sınırları, niteliği, karşılığı ısrarla tanımlanmaz. Ev kadınlarından tek farkı ücretli olması: Fakat hiçbir zaman karşılığı olmayan bir ücret.

Kadınlık rolleri ve hemşirelik

Kadınlar koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti verirken yıllardır onlara yüklenen rollerden payını fena halde alıyorlar. Bir istisna 1800’lerin sonunda başlayan yerleşke hareketi ile işçi ailelerinin ve kadınların mücadeleyi olduğu gibi yaşamı da ortak ördükleri dönem. Kadın-erkek iş ayırımı yapılmadan ortak bir yaşam kuruldu, yerleşkeler aynı zamanda uygulamalı hemşirelik okullarıydı. 

Kadınlara tarih boyunca bakım ve tedavi konusunda anne, kızkardeş, eş, akraba, komşu, ebe gibi bakım verici roller yüklendi. Kadınların sağaltıcı ve kimi zaman ise tedavi edici rolleri oldu, bu yüzünden cadı ilan edilip yakıldıkları zamanlar da. Cadı avı, kadınlara karşı açılmış bir savaştı; bu onları alçaltmayı ve toplumsal güçlerini ellerinden almayı amaçlayan bir girişimdi. Fakat ne zaman savaşların sebep olduğu kitlesel hasta ve yaralı bakımı ihtiyacı ortaya çıktı kadınlar vardı yine sahnede. Birinci Dünya Savaşı’nda 36 bin kadın, İkinci Dünya Savaşı’nda 68 bin kadın, hemşire olarak savaşın yaralarını sarmaya çalıştı ve çok ciddi başarılar elde etti (ekmek ve gül) Tıp yüksek eğitim istediğinden bu alanı kadınlara kapatmak en kolay iş olmuş, ama ne zaman ki para getirmeyen ama fedakarlık ve kutsallıkla üstü kolayca örtülen bakım emeğine ihtiyaç duyulmuş, kadını bu alanlara yerleştirmek hiç de zor olmamış.

Ancak kadınların buradaki varlıkları tarihin sayfalarında tabii ki küçümsenmiş, hatta yok sayılmıştı. Feminist yazar Cynthia savaşlarda orduların hemşirelik ihtiyacını karşılayan kadınların arka planda kalmalarını ve hor görülmelerini daha yoksul sınıflardan gelmelerine bağlıyor (ekmek ve gül) Uzun zaman bu bakış açısı değişmedi günümüzde de olduğu gibi. Bu mesleği çoğunlukla seçenler işsiz kalma lüksüne sahip olmayan, zor koşullarda okul okumuş, orta halli ya da yoksul ailelerin çocukları. Mesleğin itibar görmemesinde bu ciddi bir etken, çünkü zor koşullarda büyümek, öğrenim görmek belirli kişilik örüntüleri geliştiriyor beraberinde.

Erkek hemşireler ne değiştirdi?

Türkiye’ de mevcut durum pek farklı değil, hemşirelik sadece kadınların yapabileceği bir meslekti. Mesleğe erkeklerin dahil olması 2007’den sonra, yasanın değişmesi işe başladı. Hastanelerde kadınların da dilinden düşmeyen, erkek nasıl yapar, onlar daha acımasız, kavgacı vs. gibi cümleler… Doğum izinleri olmasa, ki bu hastanelerde kriz sebebidir, çoğu birim erkek hemşire istemeyecek. Hastanelerde, arada derede kalmış, herkesin benim işim değil dediği yığınla iş vardır. Bu işlerin bazıları ciddi güç gerektiriyor ve bunu ek personel almak yerine, erkek hemşirelerle halletmek bazı birimlere fena halde yaradı. Ekonomik kriz ise erkeklerin tercih etmesinde ciddi etken: iş garantisi!

Erkeklerin bu mesleğe geçişleri ile meslek algısı değişmedi. Erkek hemşirelerin, çalıştırıldıkları alanla ilgili bir araştırma yapılsa daha çok hasta bakımından uzak alanlarda oldukları görülür. Diğer yandan da hükümetin kadını eve hapsetmek için harcadığı yoğun çaba var, kadın ağırlıklı mesleklere erkekleri yerleştirerek, kadınlara esnek çalışma adı altında evin yolunu gösteriyor.

Hemşireler; 7-24 çalışabilir, bayram, tatil nöbet tutabilir, çalışma saatleri oldukça uzun ve ayakta aktif şekilde çalışmak zorundadırlar. Çoğu zaman, emekliliğe kadar devam edecek nöbet usulü çalışma söz konusudur. Son yıllarda çıkan yasa ile belli bir yıldan sonra nöbet tutmama hakkı verildi. Ama her yasa gibi ucu her şeye açık; klinik uygun olacak! Pek olamadığından her daim nöbetçisiniz. Aslında, sadece gece çalışmanın kendine has zorlukları var: Uyuma ihtiyacı bazen o kadar hırpalayıcı olur ki; kendinizi ne yaptığınızı anlamadan yapılan işler yığını içinde bulursunuz. Yorgunluk ve uykusuzluktan tahammül azalır, iş kazaları artar ve tahmin edersiniz ki, sağlıkta bunun sonuçları çok ağırdır, hastaya olmasa da vicdanen kendinize.

“Nemrut suratlı hemşire”

Vardiyalı çalışmadan dolayı kronik stres, sürekli anksiyete veya depresyon artarken, vardiyalı çalışmanın sebep olduğu fiziksel rahatsızlıklar ise saymakla bitmez. Meme kanserinden kalp hastalıklarına kadar, normal çalışanlara göre risk kat ve kat artmaktadır. Bu kadar zorluğa ve hastalık tehdidine rağmen, bu mesleğe yıpranma payı bir türlü hak olarak görülmedi. Bitmeyen angarya, hasta ile ilgisi olmayan işler, yoğun çalışma, ağır sorumluluklar, uygunsuz fiziki ortamlar, vardiyalı çalışma, ailevi problemler yada sorumluluklar: Sürekli, ‘biz de varız, mesleğimiz, emeğimiz kıymetli’ mücadelesi derken, tükenmişlik sendromunun en çok görüldüğü meslek grubudur.

Sonuç mu? Beraberinde ilk olarak duygusal tükenme geliyor, kişinin işinde yorulması ve işi için gerekli zihinsel gücü bulamaması, bunu takiben yabancılaşma kaçınılmaz oluyor. Yani çalışanlar hizmet verdikleri kişilere birer insan yerine nesne gibi davranmaya, afekt (duygu) izolasyonu yaparak kendini stresten korumaya çalışınca da, ‘nemrut suratlı hemşire’ gibi cümlelere maruz kalır. Aslında hastaya yapılması gerekenler yapılır, ama hemşire, ‘güler yüzlü, iyilik perisi, vefakar’ yakıştırmalarına uymadığından (olmak zorundaymış gibi), bu muameleyle karşılaşır. Sözel şiddet her daim işin bir parçasıdır.

Küçümseme ve itaat

Hastanede bütün meslek gruplarıyla en çok muhatap olan, hasta, hasta yakınları ile en uzun ve iç içe olan, hastanede yaşanan her aksaklıkta ilk muhatap olan hemşiredir. Fakat diğer hastane çalışanları kadar değer görmez, tartışılmaz, eğitimi daha fazla olsa dahi toplumsal statüsü hep düşüktür. Tedavi edici rolleri de, ‘altı üstü iğne, tansiyon, ateş…’ vs gibi cümlelerle küçümsenir. Tedaviye yoğun mesai harcanır, bazen koşa koşa, ama tedavi edici rolünüz bakım emeğinin görünmezliğinde kaybolur gider.

Sistemdeki her açık fedakarlık zırhına büründürülüp kapatılır, meslek tanımı olmadığından ve yapılan iş insana dair olunca bu yelpaze alabildiğine genişler. Üstünüze kalan işin ucu bucağı yok, çünkü o mekandasınız 7-24. İş aksadığında muhatap belli, dolaylı baskı ve şiddet uygulanacak kişi de. Ayrıca sağlık sistemi büyük bir hiyerarşik yapı ile kendini var etmeye ısrarlı: Kendini otorite görenlerin aksine, hemşirelerde itaat etme, saygılı olma, ses çıkarmama, daha iyisini, kalitelisini talep etmeme gibi davranışlar çok yaygındır; yıllarca ailede, okulda, basında dayatılan kadın rollerinden, gelinen sosyo-ekonomik çevreden kaynaklı. Kendini otorite görenler, egemen zihniyeti çok rahat idame ettirebilir gözlerinin önünde olanları görmezden gelerek. Ekonomik farklar da bu hiyerarşiyi derinleştirmektedir. Yani sağlık alanında da, bilgi, para güçtür, felsefesi hâkimdir.

İşyerinde kadına yönelik şiddet

Hastalık halleri kişinin, ailenin en hassas olduğu, stres faktörlerinin tavan yaptığı, baş edilmesi zor durumlar. Yapılan işlemlerin çoğunun ağrılı, hastayı zorlayan işlemler olması da beraberinde mesleğe birçok zorluk yüklüyor. Yaşanılan şiddet olaylarını arttırıyor; fiziksel, sözel.

Sözel şiddet değinemeyeceğim boyutta fazla. Kadın olmanız, mesleğiniz, boyunuz, posunuz, saçınız, formanız, elinizdeki çay bardağı, her şeyiniz alet edilebilir sözel şiddette. İtiraf etmem gerekir ki, bazen çok yaratıcı olduklarını düşünürüm. Anılara inilip anlatılsa bu meslek mensuplarının maruz kaldığı durumların içler acısı hallerine güler misiniz ağlar mısınız, bilmem. Yaşanılan şiddet durumlarında, özellikle sözel şiddete kadınlar erkek hemşirelere oranla kat kat fazla maruz kalmaktadır. Çalışma alanında hasta, hasta yakını, diğer sağlık çalışanlarının erkek hemşirelere tutumlarında da ciddi fark var.

Meslek olarak görmeme hali maalesef her seviyede mevcut. Bizzat devlet adamları (!) tarafından sarf edilen “Aciller sadece tedavi yeri değil, vatandaş gidip kız bakıyor” cümleleri ile değersizleştirilen hemşireler… Medyada, kliplerde çok sık olarak hemşirenin cinsel obje olarak gösterilip aşağılanması: Hemşireler dizilerde de sürekli ‘doktor avcısı’ ya da doktor yanında ağzını açamayan, hiçbir şey bilmeyen gariban bir kadın, hemşireye aşık doktorun utanıp gizli tutması ya da elinde koca bir iğne ile korku kaynağı rolünde.

Gariban, cinsel obje, iğneci, IQ’su düşük gibi yakıştırmalar binlerce insana medya, sanat adı altında empoze ediliyor. Basın, medya ve hükümetler toplumsal anlamda daha iyi şeyler yapmak, yaratmakla yükümlüdür. Her alanda bunun aksi yaşanıyor ülkemizde, hemşirelik de payına düşeni bu şekilde alıyor.

Sağlığın korunması ve hastalıkların tedavisi tamamen bir ekip işidir. Ciddi bir ekip çalışması var: Biyolog, patolog, sosyal hizmet uzmanları, psikolog, röntgen teknisyenleri, laborantlar ve daha niceleri. Elbette sağlık çalışanlarının hepsinin ayrı ayrı çok özel yerleri var. Fakat şu tartışma götürmez bir gerçek ki, hiçbir meslek hemşirelik kadar tartışmalı değildir. Hastanelerde her problemin muhatabı hemşiredir, eksik olan her şey ondan sorulur, ama iyi şeylerde adınızın geçmesi vicdana kalmış. Başarı hikayeleri hızlı sahip bulur her zaman. Hastanelerde çok sık duyduğumuz laftır, ‘Çok iyi bir insan, bize çok iyi davranıyor’. Aynı ekiptesiniz, bir kişinin dahi eksilmesi o işi aksatırken, nasıl bir toplumsal düzen ki, meslek mensuplarının birini ciddi bir otoriteye, diğerini bir hiçe çeviriyor.

boston-nurses-strikes

 

Hemşirelerin artan iş yükü

Bir diğer sorun da, çoğu zaman az eleman ile çalışmak tüm işi yetiştirmek zorunda olmaktır. Tayini çıkan, doğum iznine giden hemşirenin yerine de eleman geç gelir, gelmez. Artan iş yükü kimseyi pek ilgilendirmez. Ne de olsa çark dönüyor bir şekilde, işimiz yarın yaparım diyebileceğimiz bir iş de değil. Yasalarla korunan bazı haklarımız mevcut elbette, ama sadece yazıda kalıyor. Sistemin yarattığı derin uçurumlarda dahi, hemşire hastaya sırtını dönmemek için kendini hasta ederek çalışır çoğu zaman…

Örneğin yoğun bakımda bir hemşirenin bakması gereken maksimum hasta sayısı 2’dir. Genelde hep maksimumdan yapılır zaten hesap. Herhangi bir sebepten hemşire sayısı düştüğünde bu sayı iki katına dahi çıkabilir. Klinik sorumluları üst mercilere sorun yansımasın, kendisi başarısız algılanmasın diye hemşireye yük bindirdikçe bindirir. Evet yoğun bakımlarda 6 hasta da bakılabilir, ama sadece bakılır. Sağlık hizmetinin ne kadar etik, uygun koşullarda yapıldığı sistemi pek ilgilendirmez: Çark dönüyor eksik veya değil. İnanıyorum ki herkesin yaşadığı kötü hastane deneyimleri vardır, çok haklı olduğu… Sağlık politikalarının yarattığı eksiklikler, gerilimler çoğu zaman hemşire ve diğer çalışanların suçu gibi karşılanır. Bu politikaların herkesten götürdüğü şeyler var, sizin ve bizim sağlığımız gibi…

Eğitimdeki kaos

Hemşirelik mesleğinin en büyük problemlerinden bir de eğitimdeki karmaşadır. Meslek eğitimi standart değildir. Lise, üniversite, yüksek lisans, çeşitli sertifikalar vb. Meslekte yükselme, bir yere gelme adı altında yığınla eğitim alıyor hemşireler. Sertifika programları yüksek lisanslar vs. büyük bir furya: Pek çok hemşire sağlık yönetiminde yaptı yüksek lisansını, yönetici olmak umudu ile. Fakat ülkede eğitimin pek bir önemi yok. Tabi belli sendikalar bu durumu çok kolay fırsata çevirdi. Hemşirenin eğitimine verilmeyen değeri kat kat arttırdılar. Özel üniversitelerle bitmeyen anlaşmalar yaptılar, sendikaya üye olun yarı parasına sizi bilimsel insanlar yapsınlar. Kimi hemşireler aldıkları maaşı, bir umut kariyer yaparım diye düşünerek, sarı sendika destekli eğitim programlarına veriyorlar bir de.

Yüksek lisans yapmanın pek bir getirisi yok maalesef. Aslında yüksek lisanslı hemşireleri uzmanlaştıkları alanda çalıştırmak zorundalar, eğitim üstünlüğü yasasından dolayı. Fakat hemşireler yasanın verdiği haklar için bile mücadele etmek zorundalar, etmezseniz idarenin uygun gördüğü bölümde çalışırsınız. Eğitiminde bitmeyen karmaşa da meslektaşlar arasında ciddi gerginliğe yol açıyor. Lise, ön lisans, uzaktan eğitimler, üniversite derken şimdi de ‘hemşire yardımcılığı’ çıktı. Seçim yatırımı mı olacak acaba, sorusu da aklımıza düşmedi değil. Bu meslek çocuk yaşta karar verilerek başlanacak bir meslek değil. Aldığınız eğitimler ileride değiştirmeye yetecek nitelikte de değil. Her daim sınava tabi ne de olsa.

Hemşirenin görünmeyen bilim emeği

Sağlık alanında yapılan bilimsel araştırmalara değinmemek hiç olmaz. Hemen hemen hepsinde hemşire emeği vardır. Yapılan tedaviler, bakımlar, takipler, gözlemler; bunlar hemşire kayıtları ile oluşturulur. Akademik, bilimsel olmak doktora mahsus bir durummuş gibi, etik ilkelerin tamamen dışında davranılır. Yapılan çalışmada hemşirelerin adları olmaz; etik kurallar gereği harcadığınız kağıdın bile hesabını verirken, hemşirenin emeği hiçbir zaman hesaba katılmaz. Doktor kariyer yaparken sizin emeğinizi kullanır, sormaya gerek bile duymaz, sistem de buna izin verir. Ama ilginç olan çok az doktorun bundan rahatsızlık duyması; emek mücadelesi verenlerden bile, ilk duyduklarında ‘Nasıl düşünemedik?’ tepkileri ile karşılaşırsınız.

Hemşirelerde de maalesef benzer bir algı var: ‘Benim işim zaten’ deyip, önemsememek. Evet çoğu bizim işimiz, ama bu işler farklı amaçla kullanılacağı zaman hemşire emeğinin karşılığının verilerek yapılması gerekir. ‘Yayında hemşire adı mı olurmuş?’ cümleleri çok duyulur hastanelerde, çoğunluk kendini layık görmez zaten. Bizim günlerce takip ettiğimiz hastaların herhangi bir verisi kullanılıyorsa adımızın geçmesi ya da etik kurallar gereği karşılığının verilmesi şarttır; olmuyorsa bunun adı başka bir şeydir zaten.

Hemşirelik mesleği yapılan iş dolayısı ile zordur zaten, travmatiktir ( bir hemşire arkadaşım söylemişti, bizi ne kadar anlatıyor diye düşündüm). Çünkü sürekli travmalara şahit olmak, her gününüzün hastalarla geçmesi, onların hayatına şahit olmak üzücü ve yorucudur. Bunlara çare olmaya çalışırken, hasta, hasta yakınları, devlet, medya, diğer çalışma arkadaşlarınız, sosyal çevrenizle de mücadele edersiniz. Çoğunun farkında olmadan. Bu kadar mücadele alanı kazanımı olmadan süren, herkesi travmatize eder tabii, iyi sağlık hizmeti bekleyen sizi de. Bazen siz de, biz böyle sağlık hizmetini hak etmiyoruz, deyip öfkenizi doğru yere kanalize etseniz belki işler herkes için daha doğru ilerler.

Hemşirelik de, ev kadınları, inşaat işçileri, taşeron çalışanlar, tekstil işçileri ve hayatı ilmek ilmek ören bir sürü meslek gibi… yok. Çocukluktan dayatılan şeyler var bize, büyüyünce doktor, mühendis, avukat olunmalı; kadınsan öğretmen. Çocukluktan gelen güçlü olma, güce tapma, eğitim ile desteklenir, bu da bizlerin hayatına bu şekilde yansıyor; o kadar çok insanın hayatına yansıyor ki.

Belki değişmeye kendimizden, dilimizden başlamakla ufakta olsa bir adım atılır. Hemşireler beyaz melek, iyilik perisi, iğneci, sekreter, doktor yardımcısı, bacınız ya da potansiyel eş, flört, ya da hangi kalıba sokuyorsunuz bilmem, ama o değiller… Hemşireyiz!!! Sizin, yakınlarınızın, toplumun hastalıklardan korunmasında, hastalandığınızda iyileşmesinde büyük, geniş katkısı olanlarız, görmek istemeseniz de…

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında

İlgili Yazılar