Hayır’ı örgütlemek: Gezi’den Hayır’a temsil siyasetine aşağıdan müdahaleler -

Üzerinden geçen üç buçuk yılın ardından, geçtiğimiz yılların getirdiği yıkım ve moral bozukluğu da düşünüldüğünde, Gezi’nin sürekliliğinin izini sürmek zor gibi görünüyor. Görünürlüğün ön plana çıktığı kendiliğinden ayaklanma karşısında örgütlü eylem ikiliğini aşıp, her devrimci anın kendiliğinden olanın tertibi meselesi üzerine kurulduğunu düşünürsek, bu tertibe ilişkin belli tercihlerin Gezi sonrası pek çok süreçte sebat ettiğini görebiliriz.

Gezi’de karşılaşan birbirinden oldukça farklı grup ve şahısların yeni bir topluluk oluşturan tertibinde öne çıkan, komünalist tabir edebileceğimiz pratikler -Gezi komünü, Gezi topluluklarının bağrına bastığı ve zamanla bir Gezi pratiği halini alan Yeryüzü Sofraları, takas pazarları, ekonomik boykot kararları-; DuranAdam, insan zincirleri, barikat gibi performatif protesto biçimleri; yaşam alanlarının savunulması söylemiyle çevreciliği aşarak bedeni, kırsal ve kentsel mekanı da kapsayan bir toplumsal ekoloji anlayışı; ve bununla bir arada giden, meşruiyetini yitirdiği düşünülen parlamenter demokrasi mekanizmalarına alternatif, söz konusu mekanizmaların öyle ya da böyle dışarıda bıraktığı azınlıkların dahiliyetine özen gösteren doğrudan veya katılımcı tabir edilen demokratik pratiklerdi.

Bu pratiklerin, forum yapısı üzerinden mahalle dayanışmalarında da sebat ettiğini gördük. Gezi topluluklarının tercihi, bir yandan katılımcı demokrasi modellerini bizzat mahallelerde ve parklarda deneyimlerken; parlamenter sistemin zayıflığı ve sınırları karşısında ‘müdahil olma,’ ‘ihmal etmeme,’ ‘denetleme’ tavrı sergilemekti. Forumlarda demokrasiye dair dile getirilen fikirler, pratikte bir alternatif sunarken, hayatlarımızı etkilemeye devam eden parlamenter mekanizmaları ihmal etmemek, onlara müdahil olmak ve baskı uygulamak yönündeydi. Bilhassa Caferağa Dayanışması ve Mahalle Evi’nin, Kadıköy belediyesi ve bünyesinde kurulan Kent Meclislerine dair tavrı da yine buydu.

Bunu, sevgili Sevinç Doğan’ın Siyasetin Erilliği Sorunu ve Pratiğin Olanakları Üzerine[1] yazısında eleştirdiği eril politika yapma biçimlerine alternatif olarak, Gezi’de yaygınlık kazanan yaşamın yeniden üretilmesine dayalı temizlik, yemek gibi gündelik pratikleri ve özen / ihtimam (care) siyasetini ön plana çıkaran bir duruş olarak ele almak mümkün.

Donna Haraway’den esinle, bilim ve teknoloji araştırmaları disiplinine feminist katkılarda bulunan filozof Annemarie Mol[2] tarafından ihmalin, ve özgürlüğü piyasa ekonomisinin sunduğu ürünler arasında tercih yapma özgürlüğüne indirgeyen kapitalist care / bakım mantığının aksi cephede konumlandırılan özen (care); yine aynı alanda çalışmalar yapan filozof Maria Puig de la Bella Casa’ya göre hayatımızı etkileyen mekanizmalara eleştirel olarak müdahil olmayı gerektirir. Puig de la Bella Casa[3], bunu teknoloji, altyapıya ilişkin kararlar bağlamında ele alır, ki Gezi’deki “Bize sormadan bir kaldırım taşı bile kaldıramaz duruma gelmeliler,” derdine tekabül eder.

Seçimlere tabandan müdahale

Gezi’nin mirasını taşıyan hareketlerin, doğrudan demokrasi mekanizmalarını işletir, bu anlamda alternatifin taşıyıcısı olurken; seçim, referandum gibi süreçlerde, söz konusu mekanizmalara tabandan, özenle müdahil olma yolunu tercih ettiğini görüyoruz. 7 Haziran 2015 seçimlerinde Oy ve Ötesi üzerinden sandıklara sahip çıkan aktivistler, oyun ötesini vurgulamak suretiyle, sahip çıkılanın aslında seçimde oy kullanmaktan fazlasını ifade eden bir müdahale imkanı olduğunu vurgulamıştı.

Yine söz konusu seçimlerde, Kadıköy mahalle dayanışmaları ve diğer Gezi ağlarının bir parçası olan, 10dan Sonra kampanyasının örgütleyicileri, Gezi’de sık sık dile getirilen demokratik olmayan seçim barajının fiilen işlevsiz kılınması, yine Gezi forumlarında hassasiyet gösterilen mevcut parlamenter sistemin yapısal olarak dışarıda bıraktığı kesimlerin dahiliyeti ihtiyacını göz önünde bulundurarak HDP için seçim kampanyası yürütmüştü.

Bu anlamıyla, söz konusu kampanya, klasik bir seçim kampanyası olmanın ötesine geçmiş; cumhuriyetin kurucu niteliğini oluşturan ve yeni kurulan devletin de zihniyetini temsil eden, Türk ve Sünni olarak kurgulanan soyut bir tek millet anlayışı karşısında, Gezi’de de ön plana çıkan ve içinde yaşadığımız toprakların gerçekliğini yansıtan halklar vurgusunu dile getiren, bunun yanı sıra Gezi’nin kucakladığı cinsiyetçilik-karşıtı duruşu bünyesinde barındıran HDP’yi desteklemek suretiyle, kurulduğu an itibariyle cumhuriyette, dolayısıyla parlamenter sistemde sebat eden bir dışlama pratiğini ifşa etmişti.

İfşa edilen aslında, yeni cumhuriyet rejiminin kendini dışarıda bıraktıkları üzerinden kuran, bu haliyle bitimsiz bir savaşı yapısal olarak üreten ve demokratik olmayan bir seçim barajı marifetiyle sürdüren niteliğiydi. 7 Haziran meclisi memleketin tek değil çok dinli, çok dilli, çok mezhepli, çok etnisiteli gerçekliğine tekabül eden, daha demokratik bir cumhuriyet imkanını temsil ediyordu. Lakin seçim sonrası bir devlet refleksi halini almış dışlama ve bunun doğurduğu savaş ve yıkım siyasetinin yeniden süratle tesis edildiğini gördük.

Sonrasını biliyoruz, güzel bir ihtimal olarak bizlere göz kırpan barış fikrinin rafa kaldırılması, bildik militer yöntemlere iştahla dönülmesi, yıkılan kentler, tutuklanan milletvekilleri ve kutuplaştırıcı nefret söyleminin yeniden tesisi… Darbe tehdidi bahanesiyle ilan edilen OHAL, kandırıldım diyerek işin içinden çıkan, ülkeyi bir asırdır şimdi hain ilan ettikleriyle ittifak halinde yönetmiş olmanın vebalini binlerce devlet memurunun sırtına yükleyen, yetmedi bir de kendine denetimsiz yetkiler sağlayan anayasa değişiklerini usulsüz bir biçimde geçirmeye kalkan iktidar….

Neşeyi örgütlemek

Tam da bu ortamda, yine Kadıköy mahalle dayanışmaları ve diğer Gezi topluluğu ağlarından gelip 10dan Sonra’yı örgütleyen aktivistler tarafından kurulan Biraradayız Buradayız’ın hayır kampanyası, parlamenter sistemin dayattığı referandum kararı karşısında, OHAL’in topluma maliyetini gösteren ‘başkanlığın faturası’nın dağıtılmasıyla başladı. OHAL’i süreklileştirme adımı olarak getirilen anayasa değişikliklerinin bu faturayı daha da katlayacağını vurgulayan bu kampanya, parlamenter sistem mekanizmalarını kendi iç işleyişinde kullanmayan, Gezi’den miras konsensusa dayalı forum yöntemiyle karar alan bir oluşumun, temsil siyasetine özenli müdahalesi olarak görülebilir.

Bu müdahale, ayrıca Demokrasi için Birlik platformunun Hayır kampanyası, Gezi’yle ortaya çıkan ve Gezi’nin mirasını sürdüren mahalle dayanışma ağlarını da yavaş yavaş harekete geçirmeye; korku ve karamsarlığın hüküm sürdüğü bir siyasi ortamda Gezi’den tanıdığımız umut ve neşe duygulanımlarını yeniden örgütlemeye başladı.

Görünen o ki, dayatılmaya çalışılan başkanlık sistemi karşısında hayır’ı, eleştirisi, çekincesi olanların yoğun ilgi gösterdiği hayır kampanyaları da salt bir referandum kampanyası olmanın ötesine geçerek Gezi’den miras kucaklayıcı, olumlayıcı, neşeli karşılaşmaların zeminini oluşturacak.

Öyleyse hayır’ı örgütlemek, OHAL içerisinde kendini dayatana reaktif bir yanıt olmanın ötesinde, hayır’daki hayra, olumlu ve kurucu olana odaklanmak suretiyle, iktidarın beslediği ve toplumsallığı kendi lehine yeniden oluşturma amacı taşıyan ayrıştırıcı söylem karşısında; dayanışmayı muhafaza etmeye dönük proaktif bir karşılaşma imkanı yarattığı ölçüde, referandum gündemini aşan bir müdahale imkanı olacaktır.

*

[1] http://baslangicdergi.org/siyasetin-erilligi-ve-pratigin-olanaklari-uzerine-sevinc-dogan/

[2] Mol, A. (2008) The Logics of Care. Health and the Problem of Patient Choice. Routledge

[3] Puig de la Bella Casa, M. (2011). Matters of Care in Technoscience: Assembling Neglected Things. Social Studies of Science, 41(1):85-106

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

Son Yazılar
Yayın Politikamız
“Öğrenci Dayanışması” 6. sayı çıktı: Organize oluyoruz! -

Devrimci hareketin fikri dağınıklığı haliyle gençlik hareketine de sirayet etmiş durumda. Üniversite mücadelesi cılız, dağınık ve motivasyonsuz bir dönemden geçiyor. Fikri dağınıklığı gidermeden mücadele alanlarında güçlenmek, pratik mücadele içerisinde yoğunlaşmadan fikri dağınıklığı aşacak bir ufuk geliştirmek söz konusu değil. Bu nedenle işimiz sanıldığından daha zor. Siyasi bir içeriği olmadan içi boş ‘’sokak ve direniş’’ çağrıları yapmak, gerçekliği görmezlikten gelip oyalanma ve bekleme stratejileri üretmek artık...

Devamı ...