Hayır bitmedi, daha yeni başlıyor! -

16 Nisan referandumu tarihe, 1912 yılının “sopalı seçimleri” ya da 1946’nın “şaibeli seçimleri” gibi geçecek. TBMM oylamasındaki “açık oy” usulsüzlüklerinden kampanya sırasında devlet olanaklarının “evet” lehine arsızca seferber edilmesine, “hayır” çalışmalarının önüne çıkartılan baskı ve engellemelere kadar bir dizi olgu, zaten OHAL koşullarında yapılmasıyla malul referandum “yarışı” üzerinde soru işaretleri yaratmıştı. Ancak 16 Nisan günü gündeme gelen usulsüzlükler, özellikle de YSK’nın zarf ve oy pusulalarındaki “mühür” kararı, referandum sonuçları üzerinde çok ciddi bir şaibeye neden olmuştur. Herhangi bir seçimin temel meşruiyet kıstaslarından olan “gizli oy-açık sayım” prensibinin dahi ihlal edildiği usulsüzlükler, “burun farkıyla” sonuçlanmış referandumun meşruiyetine dair öyle kolay kolay geçiştirilemeyecek soru işaretleri doğurmuştur.

Kesinleşmeyen seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından İstanbul, İzmir, Ankara gibi illerde gerçekleşen fiili protesto gösterileri, yürüyüşler, tencere tava çalma eylemleri, sonuçları meşru kabul etmeyen, “hayır” sonucunun çalındığını düşünmekle kalmayıp sokağa inen küçümsenmemesi gereken bir (özellikle genç) toplamın olduğunu ortaya koyuyor. Kendiliğinden gelişen bu eylemler, toplumsal muhalefetin en dinamik kesimlerinde “sonuçların” bir demoralizasyona yol açmaktan çok yeni bir mücadele azmini açığa çıkardığını gösteriyor. Bu durum, “hayır” çalışmalarının ve onun toplumda yarattığı olumlu karşılığın, sol cenahta neden olduğu ve şüphesiz daha da ileriye götürülmesi gereken derlenmenin ufak bir işaretidir.

Ancak CHP liderliğinin (aslında buna HDP yönetimini, hatta Akşener gibi MHP muhalefetinin liderlerini de katmak gerekir) şaibeli seçim sonuçlarından hareketle daha atak bir yönelime girmelerini, seçim sonuçlarının gayrımeşruluğu karşısında toplumu bir “sivil direnişe” davet etmelerini beklemek gerçekçi değildir. Siyasal iktidarın baskı politikalarıyla zaten ciddi darbeler yemiş olan HDP’nin böyle bir pozisyonu benimseyebilecek gücü şu an için yoktur. Akşener gibi aktörler MHP içine ve muhtemelen referandum sonuçlarından cesaret alarak sağın geneline oynadıklarından böyle hamlelere girişmeleri beklenemez. CHP ise referandum sonuçlarını Erdoğanizme karşı düzen içi alternatifin belirleyici mihrakı olma hedefinde başarıya ulaşıldığı şeklinde değerlendirmektedir. Kılıçdaroğlu fiilen yüzde 49’un temsilcisi haline gelmiştir ve bu “taze” pozisyonu, başarısı şüpheli hamlelerle riske etmesi beklenemez. Son iki günde sokağa çıkan kitlelerin kurumsal muhalefetin bu tutumunda bir değişikliği kışkırtma potansiyeli taşıdığını söyleyebilmek içinse henüz erken.

Neticede şaibeli sonuçların değişmesi, mevcut siyasal ve kurumsal güçler dengesinde pek mümkün görünmemektedir. Ancak sonuç böyle olsa da iktidarın sevinmesi için hayli erkendir. AKP iktidar süresi boyunca ilk kez bu oranda büyük kayıplar yaşamıştır. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana ve Mersin gibi büyük şehirlerde “hayır”ın önde çıkması, genel oranlardan çok daha belirleyici bir etkiye sahiptir. “İstanbul’u alan iktidarı alır” diyen, çıtayı yüzde 55’lerin, hatta yüzde 60’ların üzerine çeken iktidar için sonuçların aslında bir hüsran olduğu açıktır. İstanbul’da Üsküdar ve Eyüp gibi sembolik önemi olan ilçelerde bile Hayır’ın önde çıkması çarpıcıdır. Bu bakımdan referandum sonuçları, Türkiye siyasal hayatına dayatılan kültürel sınırları, “mahalle” bariyerlerini silikleştiren bir etkide bulunmuştur. Muhalefetin, özellikle de solun bu kazanımın üzerine titremesi, siyasal iktidara “mahalle sınırları”nı yeniden pekiştirip konsolide edecek fırsatları vermemesi, referandum sonrası mücadelenin temel bir hedefi olmalıdır.

Muhalif olanlar üzerinde oynadığı tüm şiddet kozlarına rağmen iktidar, belli bir düzeyde “rıza”ya muhtaçtır. Referandum zaten o “rıza” aracılığıyla devletin kurumsal mimarisini Erdoğan lehine yeniden tanzim etme girişimiydi. Fakat sonuçlar bu girişim açısından çok da hayırhah değildir. Yüzde 60-65 bandında bir milliyetçi-muhafazakâr blok aracılığıyla siyasal hayata uzun erimli yön verme beklentisinin teraziye vurulduğu ilk seçimlerin semeresi, iktidar açısından kaygı vericidir. Şaibeli sonuçları baz alsak bile, sağı Erdoğan liderliği etrafında bloklayıp yeni milliyetçi cephe aracılığıyla ileriye doğru kaçma girişimi, AKP-MHP oylarının toplamında yüzde 10’luk bir gerilemeyle sonuçlanmış görünüyor. Yani referandum sonucu, milliyetçiliğin tutkalı olduğu yeni bir hegemonik blok inşasının göründüğünden çok daha zor bir iş olduğunu ortaya koyuyor. Bu koşullarda Erdoğancı blok “egemenliği”ni ip üstünde yürüyerek, kırılganlıkla malul biçimde sürdürmeye çabalayacaktır.

“Evet”, Erdoğan’ın yetkilerini muazzam ölçüde genişleten, onun devlet içerisindeki hareket kabiliyetini genişleten bir sonuç doğurmuştur. Ancak sonuç, “Bonapartist rejimin” istikrar kazanmasını sağlayacak bir çoğunluğa işaret etmemektedir. Bonapartist klik, iddialarının altında kalmıştır. Devletin kurumsal mimarisini şef merkezli bir biçimde düzenleme, fiili şefçi rejimi anayasaya yazarak stabilize etme girişimi, bir-iki puanlık bir farkla kotarılabilecek bir iş değildir. Yüzde elli küsurluk bir “evet”, devlet içi fraksiyonları “reis” merkezli bir hiyerarşiye tabi kılmaya yetmez. Böyle bir sonuçla yeni rejimin istikrar kazanması, “devletin birlik ve bütünlüğünün” şefçi bir doğrultuda tesis edilmesi mümkün değildir. Bu şaibeli “zaferin” kestirilebilir tek sonucu, kırılganlığın, istikrarsızlıkta istikrarın devamı olacaktır.

Önce canlı “hayır” kampanyası ve ardından iki gündür süren ve yayılan protestolar, şu son bir küsur yılın yarattığı moralsizlik ve atalet duvarında ciddi gedikler açılmış olduğunu gösteriyor. En az korku kadar bulaşıcı olan cesaret, öngöremediğimiz bir hızla yayılıyor. Önemli ve umut verici olan, yeni bir başlangıcı somut bir ihtimal haline getiren de budur.

Hayır bitmedi daha yeni başlıyor!

 

Başlangıç – 18.04.2017

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar