Hakan Koçak: ”Kıdem tazminatı sadece sendikalıların değil bütün çalışanların meselesi” -

Başlangıç Emek Birimi olarak DİSK Genel Koordinatörü Hakan Koçak’la kıdem tazminatının fona devredilmesi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Koçak ”Ortada dar bir bakış açısı var: Sanki bu sendikaların, sendikalı işçilerin sorunu” diyor ve ekliyor: ”Değil. En geniş çalışan kesimi kapsayan bir hak bu. Mühendisi, doktoru, mimarı… Ücretli çalışan, özel sektörde ücretli çalışan, özel veya kamu, yani bütün SGK’lı çalışanlar, herkesi kapsayan bir hak yok edilecek.”

Başlangıç: Kıdem tazminatı neden bu kadar sorun patronlar için?

Hakan Koçak: İşveren cenahının kıdem tazminatına asıl itirazı şu noktada: “Kıdem tazminatı bir katılık yaratıyor. Kolayca işten çıkarma imkanını elimizden alıyor. Kolayca işe alıp kolayca işten çıkarma olanağına sahip olalım ki, daha esnek ve daha devingen bir işgücü piyasası oluşsun. Böylece işsizlik azalsın. Biz daha büyük bir istihdam kapasitesine ulaşırız gibi” varsayımsal, söylendiğinde kulağa hoş gelen argümanlar…

Diğer argümana gelince; işçilerin %80’i kıdem tazminatı alamıyor diye ortada dolanan bir argüman var. Oysa ortada istatistik bir veri yok. Bu alan çok fazla spekülatif, nesnel olmayan bilgilerle dolu. Kaynağı gösterilemeyen bilgiler.

Başlangıç : Alamıyor demek, işveren vermiyor ki alamıyor demek değil mi?

Hakan Koçak: Evet, tam da bu, işveren vermiyorsa demek ki bir yasa ihlali yapıyor, buna dair başka bir şey yapılması lazım. Çoğu durumda alamama meselesi; şirketin kapanması, iflası, ortada işveren olmaması nedeniyle işçilerin muhatap bulamaması, haciz geldiği için onlara kıdem tazminatı alacak paranın kalmaması nedenleriyle oluyor.  Burada da sendikaların uzun süredir bir önerisi var. O zaman alacaklarda işçilere öncelik tanınsın ve devlet bir tür garanti fonu oluşturarak bu şekilde mağdur olanlara kendisi bu tazminatı sağlamakla görevli olsun. Bedeli de işverenden tahsil etmek için formüller bulunsun. İlginç bir şekilde mağduriyetten yararlanarak bir propaganda malzemesi sağlanıyor aslında!

Başlangıç: İşvereni ciddi şekilde rahatlatıyor tabii bu değişim!

Hakan Koçak: Kıdem tazminatı biliyorsunuz her bir yıla karşılık bir ay. Her çalışılan bir yıl için bir aylık ücret tutarında tazminat. Kıdem yükseldikçe meblağ hiç de küçümsenmeyecek bir hal alıyor. Hele de toplu bir işten çıkarmaya yöneldiğinde işveren, ortaya çıkaran meblağ hayli yüklü. Dolayısıyla bundan kurtulmak istiyor işverenler. Var olan mevcut durumda çoğu kez bu tazminatların ödenmemesi için işverenler çeşitli formüller buluyor. İş Kanunundaki tazminat vermeden çıkarmaya imkan sağlayan maddelere dayanarak; yani işçiyi suçlu çıkartan, ahlaka uymadı, kavga çıkardı, gerekeni yapmadı gibi bahanelerle iş akdini feshediyorlar. Bunun sonucunda işçiler iş mahkemelerine başvuruyor, aylar süren mahkemelerle haklarını alabiliyorlar, dolayısıyla gerçekten ortada bir mağduriyet olduğu belli. Mağduriyetten varılan sonuç başka ama…

Fon için 30 gün üzerinden yapılacak kesintiye işveren, en azından büyük sermaye, sıcak bakmıyor. Böyle olursa, ne zaman cebinden çıkacağı belli olmayan, çıkmaması için elinden geleni yaptığı bir kıdem tazminatı söz konusu iken, önerilen sistemde her ay %8 gibi bir primi zorunlu cebinden çıkarmış olacak. Bu açıdan sadece işçi örgütleri değil, işveren örgütleri de bu yasaya şüpheyle yaklaşıyor. Bu tür bir fona işveren kısmının da ikna edilemediği görülüyor.

Başlangıç: Bunlara emek cephesinin cevabı ne olacak?

Hakan Koçak: DİSK olarak biz ortaya çıkacak taslağı bekliyoruz. Bu taslak ile bütün bu modelleri de konunun uzmanları ile enine boyuna konuşacağımız bir çalıştay düzenleyeceğiz. Öbür türlü ne söyleseniz çok spekülatif oluyor ve onların (patronların, hükümetin) oyun sahasına girmiş oluyorsunuz. Strateji açısından da bu önemli. Açık ve çıplak biçimde “kıdem tazminatı hakkınıza son veriyoruz” diyemedikleri ve demesi kolay olmadığı için, bu tür manipülatif hamleler yapılıyor: fona devrediliyor, mağduriyetler gideriliyor vs. Anaakım medyada gazetelerde kıdem tazminatı hakkında 15-20 maddelik listeler çıkartılıyor: Niçin iyidir ve paket ne getiriyor gibi. Ki bunların kaynağı da belirsiz! Bu yönde sistematik bir propaganda var. Buraya girdiğiniz anda bu sahada savaşı kabul etmiş oluyorsunuz. Bu da kritik, çünkü Hak-İş buna yatkın durumda. Türk-İş ve DİSK net olarak, kongre kararlarıyla kıdem tazminatının kaldırılmasına “hayır” demiş durumdalar ama Türk-İş tarafında özellikle yeni formüller bulunuyor propagandası işleyebilir mi, o konuda şüpheler var. Endişeler var.

Başlangıç: Taslak oluştuktan sonra süreç nasıl işleyecek?

Hakan Koçak: Eylemlilikler olacak. DİSK’in son yönetim kurulunda bu karar alındı. Geçmişte de yapılan eylemler var, bu konu pişirilip kamuoyuna sunulduğunda DİSK’in yürüttüğü kampanyalar var. Ama bunlar genel olarak kıdem tazminatı korumakla ilgili, somut olarak taslak belli olmadığı için diğer hususlar belli değil. Süreç şöyle işliyor: Çalışma Bakanlığı bir çalışma yapıyor ve rapor sunuyor. Söylenilene göre çalışma bitmiş ve rapor hükümete, bakanlar kuruluna sunulmuş.

Önümüzdeki haftalarda üçlü danışma kurulu bekleniyor: devlet, işveren ve işçi temsilcilerinden oluşan üç tarafın bu kurulda buluşması lazım. Bu ara çokça sevilen sosyal diyaloğun bir platformu olarak taraflarla konuşuyoruz, müzakere ediyoruz vs. Tabii onların gündemine geldiğinde taslağın sunulması lazım, ona göre işçi-işveren örgütlerinin taslak üzerinde çalışma yapıp bu böyle olmalı ya da olmamalı diye önerilerini sunması lazım ve bu şekilde şekillenecek taslağın ilgili Meclis Komisyonuna ve komisyondan çıkıp Meclis Genel Kuruluna gelmesi lazım. Orada da yasanın tartışmalarının yapılıp nihayete ermesi, yeni bir kanun çıkması gibi bir süreç. Biz tabii bu öngörülen kanunun olmaması için bir mücadele yürütmeyi düşünüyoruz. DİSK ve DİSK dışında emek hareketi içinde birçok özne buna önem veriyor ve mücadele hattı kurmaya uğraşıyor. Meclis içindeki partilerin; CHP ve HDP’nin de tepkileri var.

Başlangıç:  Peki işçiler açısında kıdem tazminatının önemini nasıl anlatırsınız?

Hakan Koçak: Çok önemlidir. Ortalama bir işçi için kıdem tazminatı bir tür rahatlama, bir iş güvencesidir. Birçok işçi kıdem tazminatını hesaplar, buna göre mağduriyetini hesaplar ve direnişe çıkar ya da çıkmaz. Yani kıdem tazminatımı yakar mıyım diye düşünür. Ve yahut bir tür emeklilik ikramiyesi gibidir, yeni bir iş kurma, yeni bir seçenek için ilk sermaye gibidir. En olmadı işsiz kaldığında en azından onu bir süre idare edebilecek bir paradır. Türkiye işçi sınıfının hayatında çok kurumsallaşmıştır kıdem tazminatının yeri. Ben işten çıkarıldım, paramı aldım ve işvereni buna zorladım. Ve öte yandan bu fondan hemen mi yararlanılır, bu fondan bir yıl mı üç yıl sonra bu yararlanacağı konuşulanlara göre belirsiz bırakılıyor. Mümkün olduğunca çabuk almak bir işçi için çok önemli.

Kıdemli işçilerin bir çoğu açısından da şöyle bir duygu hissettiriyor, yani hiç değilse kıdem tazminatım var, atılırsam da onla iyi kötü geçinirim, ya da çocuğun kurs taksitini veririm ya da bir yer, bakkal, bir şey kurarım filan gibi. Bütün bunları ortadan kaldıracak bu fon.

Bir de tabii makro düzeyde bakarsak fonlardan yararlanma, fonların akıbeti ne oluyor memlekette o ortada. İşsizlik Sigortası Fonu gibi dehşet verici bir örnek var. Daha önce SSK fonlarının başına gelen belli. Zorla emekçilere dayatılarak onlardan sızdırılan paralarla oluşan Zorunlu Tasarruf Fonunun başına gelenler belli. Yine Konut Edindirme Yardımının başına gelenler belli. Yani emekçilere dönük Türkiye’deki fon deneyimlerinin hepsi çok kötü bir sınav verdiler. Hele İşsizlik Sigortası Fonu 2000’lerin başında oluşturulurken çok reklam ediliyordu; “şeffaf olacak, kesinlikle amaçlarının dışında kullanılmayacak” vb. deniyordu. Ama gördüğünüz gibi içine daha fazla kepçenin daldırıldığı bir havuz haline geldi.

Başlangıç:  İşçiler işten ayrılmaz veya atılmazsa fonda biriken parayla ne yapacaklar?

Hakan Koçak: Emekçilerin kendisi bir fon yöneticisi haline gelecek. E tabii o fonlar batabilir, çıkabilir, işçi bir oyuncu haline gelecek. Onu orada mı değerlendirdim, burada mı değerlendirdim, fon danışmanlıkları vesaire gibi şeylere kapıyı açabilecek bir sistem. Bunları dediğim gibi hep varsayımsal söylüyoruz. Bir seçenek bu. Öbür boyut da ertelenmesi, yani belli koşullar altında belli bir süre sonra alabilmesi. Üç yıl sonra alması, beş yıl sonra alması gibi. O yüzden burada, şimdi bu aşamada en kritik şey, her türlü meşrulaştırıcı, kandırıcı söylemlere karşı net bir tutum takınmak. Orta yol bulunuyor, alternatif bir yol bulunuyor gibi propaganda edilen şeylere karşı da uyanık olmak.

Başlangıç: Son olarak sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hakan Koçak: Referandum öncesi aslında çok dile getirdi DİSK. Özellikle gerçekten “Hayır” derken emekçilerin “Hayır”ını örgütlemek perspektifi ile öne çıkardığı konulardan biriydi bu. Biraz da belki uçlaştırarak da “Ya kıdem tazminatı ya başkanlık” gibi. Haklı da çıktı, süreç öngörüldüğü gibi yürüyor. Daha önce referandumda söylendiği gibi kıdem tazminatı için şimdi hızlı adımlar atılıyor gözüküyor. Öyle de olmak durumunda, çünkü her ne kadar tersi söylense de çok ciddi bir ekonomik kriz, sıkışmışlık var sermaye açısından. Ve giderek daha da çıplak bir şekilde hükümet, sermaye çıkarlarını hayata geçirmek için bir yol izleyecektir. İzlemek durumundalar. Bu da büyük bir sıkışmışlık tabii. Oyları buradan alıyorsunuz ama taahhütleriniz aslında öbür tarafa. Dolayısıyla bayağı ciddi bir mücadele dönemi bekliyor bizi. Çünkü dediğim gibi bu hak ortalama çalışan açısından da kritik.

Ortada dar bir bakış açısı var: Sanki bu sendikaların, sendikalı işçilerin sorunu. Değil. En geniş çalışan kesimi kapsayan bir hak bu. Mühendisi, doktoru, mimarı… Ücretli çalışan, özel sektörde ücretli çalışan, özel veya kamu, yani bütün SGK’lı çalışanlar, herkesi kapsayan bir hak yok edilecek. Bu anlamıyla öznesi milyonlarca insan. Her şeyden önce çok sağlıklı bir kamusal tartışma ortamının yaratılması gerek. Şimdi, her zaman yaptığı gibi anaakım medya kirletici rol oynuyor. Kamusal tartışmayı engelliyor. “İşçilere müjde” diye veriyor. En basit gazetecilik mantığı, ilkesini bile hayata geçirmiyor. Yani karşı taraf ne diyor, eleştirel ne deniyor? İşin ilginci, muhtemelen bu haberleri yapanların kendileri bizzat tazminatlarını kurtarma derdine düştüklerinde gelecekleri yine biz olacağız. İşten çıkarıldıklarında, “ya hocam bu tazminatı ne yaparız biz” falan diye. O da acı bir şey. İronik mi diyelim artık trajikomik mi diyelim, ama böyle. Yani bu konuda mavi yakalılar çok daha iyidir, beyaz yakalılar çok daha geridir temel hakları konusunda…

Ama bizim tespitimiz gözlemimiz o ki, bu türden tek taraflı propaganda, ışıltılı güzel şık paketler gerçekten de etkili oluyor. Fakat bir o kadar da bariz olan anlatıldığında hemen onu dağıtabiliyor. Çünkü oldukça kof bir paket, ışıltılı paket ama içinde işçi için bir şey yok.

Tabii burada önemli bir nokta da bu meselenin anaakım siyasetin mümkün olduğunca konusu haline gelmesi. Bizim bir zaafımız da bu. Bizim memlekette çok fazla geriye düşmüş durumda sosyal sorunlar, çalışma hayatı sorunları, emeğin meseleleri. Anaakım siyasetin konusu kültür savaşları, uluslararası ilişkiler vesaire – önemsiz demiyorum ama bu ilginç bir tezat. Bu kadar geniş bir kesimi ilgilendiren konunun bu kadar az konuşuluyor olması, bu kadar gündemde geriye düşmesi…

Bulunduğu kategori : Sınıf Hareketi

Yazar hakkında