‘Yaşın daha çok genç': Güvencesiz işleri meslek edinmek -

Kendimizi nasıl güvencesiz işlerde buluyoruz? Kent merkezlerinde, özellikle de hizmet sektöründe, pek çoğumuz sigortasız, sözleşmesiz işlerde çalışıyoruz. Ama bunun nasıl bir deneyim olduğunu birbirimizle pek paylaşmıyoruz.

Son yıllarda büyük kentlerdeki tekstil gibi zahmetli imalat işlerinde giderek Suriyeli göçmenler istihdam ediliyor…i Buna paralel buralı işçiler, bilhassa genç olanlar, daha az yıpratıcı gördükleri ve sosyal yaşama, eğitime biraz zaman bırakan hizmet sektörü işlerine geçmeye uğraşıyor: Özel güvenlik, garsonluk, tezgahtarlık gibi mesleklere. 1990’lar ve 2000’lerde köy boşaltmalarla İstanbul’a gelen Kürt ailelerin gençleri bu alanlarda yoğun olarak yer alıyor. Bu gençlerin bazıları abla – abileri gibi tekstilde çalışmak istemiyor; biraz serbestlik karşılığında sigortasız çalışmayı, yevmiye sistemini, ağır iş yükünü göğüslüyor. Yoğun işsizlik ve OHAL koşulları da bu güvencesizliği katmerlendiriyor.

Biz de Yenibosna’da, iş merkezlerinin yoğun olduğu bir bölgede, bir börek zincirinde garsonluk yapan dostlarımızla sohbet ettik. Hem çalışma hem yaşam koşullarını dinledik. Gündelik iş rutinleri, karşılaşılan zorluklar ve farklı direnç biçimleri üzerine konuştuk.

Arkadaşlar kendinizi tanıtabilir misiniz?

Mehmet: 22 yaşındayım, bekarım, Batmanlıyım. Ailem 16 yıl önce İstanbul’a göç etmiş. Hem ekonomik nedenlerden dolayı, hem de tarım alanlarına askeri bölge yapmak için el konduğu için. Dokuz kardeşiz, ben dördüncüyüm. Şu an aileme destek olmak için garsonluk yapıyorum. Açıktan lise okuyorum, işten fırsat bulabilirsem YGS’ye hazırlanmak istiyorum. Burs alırsam devlet üniversitesine gidebilirim.

Ferdi: Batman Sason’luyum, 26 yaşındayım. Biz de 2003’te Batman’dan İstanbul’a göç ettik. Asker ve korucu baskısı nedeniyle ayrılmak zorunda kaldık. Ayrıca, tütünle uğraşıyorduk ve tütünün fiyatı düşünce ekonomik nedenler de buna eklendi. Ben iki yıllık Tıbbi Dokümantasyon bölümü mezunuyum, ama 2010’dan beri garsonluk yapıyorum. Önceden İstiklal Caddesi’ndeki bir restoranda çalıştım, şimdi bir börekçideyim. KPSS’ye girdim atanmayı bekliyorum.

Diğer kardeşleriniz nerede çalışıyor?

Mehmet: Bizim küçük bir tekstil atölyemiz var, kardeşlerim orada çalışıyor. Ben de ortaokul sırasında yaz tatillerinde orada çalışırdım. Tekstildeki şartlar benim girdiğim diğer mesleklere göre daha kötü. Saatler daha uzun. Mesela bir siparişin yetişmesi gerekiyorsa o gün mümkün değil izin alamazsın. Tekstil çalışılacak iş değil bence. Ayrıca aile ortamında biraz baskı da olduğu için ben garsonluk yapmayı tercih ettim.

Ferdi: İstanbul’a ilkin iki ablam geldi: Dayımlar tekstil işindeydi, ablamlar onların yanına girdi. Biz iki sene sonra geldik, üç kardeşim daha tekstilde çalışmaya başladı. Ben liseyi bitirdikten sonra İstiklal Caddesi’ndeki bir restoranda garsonluğa başladım. Hem çalışıp hem üniversite sınavına hazırlandım. Üniversiteyi kazandıktan sonra da okurken part-time çalışmaya devam ettim. Benden sonra küçük kardeşim garson oldu, en küçüğümüz de hamburger ustası.

Okul bittikten sonra mesleğini yapma imkanın olmadı mı?

Ferdi: Çeşitli yerlere başvurdum, ama tecrübe istediler. Yaptığım stajı tecrübeden kabul etmediler. Şimdi Mehmet’le aynı yerde çalışıyoruz.

İşyerindeki çalışma koşullarınız nasıl?

Mehmet: İş sözleşmemiz yok, sigortamız yok, günlük yevmiyeci olarak çalışıyoruz. Yevmiye 50 TL, epey düşük, bahşişlerle 70-75 TL’ye çıkıyor. Alternatif bulamadığımız için, mecburiyetten buradayız. İçeride herhangi bir para birikimimiz olmadığı için en ufak bir baskıda işten ayrılabiliriz. O açıdan kendimizi “özgür” diye tanımlıyoruz ama, aslında pek özgür sayılmayız.

Ben sekiz aydır buradayım.

Ferdi: Ben üç ay önce girdim. Çalıştığım son yerde ücretim 1850 TL’ydi, artı sigorta ve haftada bir gün izin vardı, bahşiş daha çoktu. OHAL’den sonra orası kapandı ve kayyum atandı, maaşları alamadık. Şimdiki işyerinde aylık maaş isteyince gecikme olabiliyor, o yüzden günlük yevmiyeyi tercih ediyorum.

İş sabah 6.30’da başlayıp 15.30’da bitiyor. Mesai bitince yevmiyeyi alıp çıkıyoruz. Onun sıkıntısı da şu, para biriktiremiyorsun, eve para veremiyorsun. Çünkü hemen harcıyorsun; akşam üzeri serbest olduğumuz için para çabuk harcanıyor -çiğ köfteye gidiyor, sigaraya gidiyor!

Benim bu işyerinde kalma sebebim, işten erken saatte çıkmak. Böylece KPSS’ye hazırlanma imkanım oluyor. Seneye yine gireceğim. Bir de burası iş merkezlerinin ortasında olduğu için, hafta sonu tempomuz düşük. Pazar günleri dükkan kapalı, Cumartesileri de bazen izin alabiliyoruz. Normalde bizim sektörde hafta sonu izin almak imkansızdır, daha önceki işyerimde ailemi, arkadaşlarımı doğru düzgün göremezdim, sosyal hayatım kalmamıştı. Hatta hafta sonları öğle yemeği için bile vakit olmuyordu.

Benim biraz ‘babacan’ bir patronum var. Bu tür patronlar seninle kişisel bir ilişki kurar, mesela arada izin verir. Ama sonra bunu senin aleyhine kullanır; babacan olduğu için, yapmaman gereken bir işi sana paslayabilir. Sizde durum nasıl?

Bizim patron bizimle alakadar oluyor, izin istediğimizde veriyor. Ama kısa süre önce iş saatimizi 9 saatten 9 buçuk saate çıkarmaya çalıştı. Biz kabul etmedik tabii, hatta bu yüzden bir arkadaşı bize gözdağı vermek için işten çıkardı -tabii başka bir bahaneyle. Ama biz yine kabul etmedik, beni ve başka bir deneyimli arkadaşı ikna etmeye çalıştı, ‘Diğerleri sizi örnek alır’ gibisinden. Toplantı yaptık, biz tepki verince tekrar sözünü etmedi. Beni sabah mesaisinden akşama almaya çalıştı, onu da kabul etmedim, akşam saatlerinde başka faaliyetlerim olduğunu söyledim.

Çalışan arkadaşlar hep sizin gibi genç mi?

Mehmet: Patron çalışkan genç garsonları tercih ediyor, çünkü yaşını almış garsonların her şeyi kaldıramayacağını biliyor. Tecrübesiz garsonlara işleri daha kolay yaptırabileceği için gençleri seçiyor. Şu an hepimiz erkeğiz, daha önce bir kadın garson da vardı. Patron daha ‘verimli’ çalışmasını istedi, o da elinden geleni yaptı, ama sonunda arkadaşı işten çıkardı.

Ferdi: Patron börek zincirinin bayisi. Kendisi AKP’li, ikinci ortağı CHP’li. Aslında eskiden sulu yemekçiydi, sonra kafe / börek işine girdi, bu işten çok anlamıyor. Gelen elemanın iki gün içinde işi çözüp ona göre çalışmasını bekliyor. Kadın arkadaş yeni girmişti ve sadece iki aylık deneyimi vardı. Bizde adisyon tutulmuyor, sipariş makineye giriliyor. Arkadaş onu tam çözememişti, patron öğrenmesine imkan tanımadan bir hafta sonra gönderdi.

Belli bir yaştan sonra hizmet sektöründe çalışmak zor değil mi?

Ferdi: O biraz kendini geliştirmene bakıyor. Bir yaştan sonra şef garson olabilirsin. Şimdiki şefim 36 yaşında, önceki işyerinden arkadaşım. Yevmiyesi 100 TL, sigortası da var.

Ben ve başka bir arkadaş, iki en deneyimli garsonuz. Mesela öğle servisinde yoğunluk olacak gibiyse önceden tahmin ediyoruz, bir arkadaşa görev veriyoruz daha fazla çatal bıçağı silip jelatine koysun diye. Biz yapmaya kalksak diğer işler yetişmeyeceği için böyle yapıyoruz.

Ben şimdi değil de 30-35 yaşıma geldiğimde bir yere rahatlıkla şef olarak girebilirim. Ama ilerisi için karar vermedim henüz.

İşyerinde kaç çalışan var, sizin görev tanımınız ne?

Mehmet: Dört garson, iki paketçi, bir şef garson var; mutfakta çalışanlarsa iki usta, bir yardımcı, bir de bulaşıkçı. Çalışanlar Batmanlı, Ağrılı… Dükkanda sadece şef garsonun ve aşçıların sigortası var. Biz de istedik ama yapmadılar. Sigortasız çalıştığımız için hastalanmıyoruz!

Ferdi: Bizde komi olmadığı için, hem garsonun hem kominin görevlerini yapıyoruz. Çatalı bıçağı yemekhanede silip jelatine koyuyoruz – bahçe olduğu için, tozlanmasın diye. Müşteriden sipariş alıyoruz, makineye giriyoruz. Sipariş çıkınca mutfakta zile basılır. Eskiden, yemek çıkınca onu alıp servis katına getiren bir kişi vardı, o hastalanınca o işi de biz yapmaya başladık. Mehmet ve bir arkadaş paketçilik yapıyor, ama onlar boşta değilse biz gidiyoruz.

Müşteriye servis yapıyoruz, kalktığında hesabı götürüyoruz, komi olmadığı için boşları da biz topluyoruz. Hafta içi kaba bir bahçe temizliği yapıyoruz faraşla. Mesainin son yarım saatinde salon kısmının temizliğini yapıyoruz, öyle çıkıyoruz. Cumartesi günleri ayrıntılı temizlik var, koltukları masaları siliyoruz, tuzlukları peçetelikleri dolduruyoruz. Dükkanda çok cam olduğu için her Cumartesi camları silip çekiyoruz.

Kesin bir görev tanımı yok yani, kim boştaysa bir yere koşuyor.

Hiç oturmuyorsunuz o zaman. Gün içi izinler nasıl?

Sabah 8-8.30’ta dönüşümlü şekilde bir yirmi dakika kahvaltı aramız var. 10-10.30 gibi biraz sakinleşir, sigara molası oluyor. 12 ve 14 arası müşteriler öğle yemeğine geliyor, hiç boş durmuyoruz. Biz sabahçılar olarak saat 14’te yarım saat yemeğe çıkıyoruz.

Müşteri profili nasıl?

Ferdi: Geçerken uğrayan yaya müşteri pek olmuyor, işlek bir yol değil. Yakında bir fabrika ve plazalar, iş merkezleri var, oranın müdürleri geliyor genelde. Beyaz yakalı çalışanlar oluyor, laik kesim ağırlıklı. Gelenlerin kılık kıyafetleri yerinde, takım elbiseliler vs.

Peki müşterilerin tavrı nasıl? Daha çok orta sınıf geliyor diyorsun; onlarla çalışmak daha mı zor daha mı kolay? Hizmet sektöründe hep insanla iletişim kurmak zaten yorucu. İşten bıksan bile kibar olman bekleniyor…

Ferdi: Buradaki müşteriler en çok yemeğin geç gelmesinden şikayetçi. İstiklal Caddesi’nde daha çok kıyafet mağazası çalışanları geliyordu. Buradaki müşterilerin gelir düzeyi daha yüksek, yaşları daha büyük. Genelde abla, abi diyoruz, bize ismimizle hitap ediyorlar. Bu açıdan sürekli müşteri daha iyi; ne yediğini ne içtiğini, nasıl davrandığını bildiğin için ona göre davranıyorsun. Bir fabrikanın yöneticileri her sabah 4-5 kişi kahvaltıya geliyor, aynı masada oturuyor. Onların çaylarını boş bırakmayız. Çay bitti mi sormadan götürürüz, adam da onu istiyor.

Bizim sıkıntımız mutfak, yemek geç çıkıyor. İnsanlar açken sabırsız oluyor. Siparişi makineye giriyorum, daha on dakika geçmeden -saati makineden görüyorum-, müşteri masaya çağırıyor. “Yarım saat oldu yemek neden gelmedi,” diyor.

Mehmet: Özellikle öğlen saatleri çok yoğun, çünkü insanlar paydos edip yemeğe geliyor. Onların yanlışı olabiliyor, veya biz unutabiliyoruz. Kimisi iyi niyetle davransa da kimisi kalkıp patrona şikayet ediyor.

Bir de müşteri profilini ben ‘otlakçı’ olup olmamasına göre düşünüyorum. Müşterinin sigarası yok benden sigara istiyor. Genelde ikram ediyorum. İçtiğimi gördükleri için yok da diyemiyorum, yalan söylemiş olurum. Günde iki üç dal istiyorlar.

Ferdi: Valla bizden istedikleri zaman, biz de Mehmet’ten alıp veriyoruz!

Mehmet: Şöyle, otlakçıların %60-70’i daha iyi bahşiş bırakabiliyor, bazen arada paket sigara ısmarlayan oluyor. Yine de genel olarak otlakçılardan şikayetçiyim!

Kolaylıklar ve teşekkürler arkadaşlar…

i Bu konuda bkz: http://baslangicdergi.org/gocmenler-akpli-degil-emekci/

Bulunduğu kategori : Sınıf Hareketi

Yazar hakkında