Gıda sanayi sermayesinin yeni talebi: “Gıda Savunması” -

Türkiye’deki genel algı, tarımda dış müdahale ve taleplere açık olan yapının korunduğu, buna karşı -gıda sanayi sermayesinin dış müdahalelere bağımlı bir yapısı olduğundan- yerel taleplerin güçlü ve öngörülü olmadığı yönündedir.

Bu önkabuller bir bakıma doğru olsa da yereldeki dinamikleri görmemizi engelleyen bir duruma neden olmaktadır. Son dönemde Türkiye’de giderek daha da güçlenen gıda sanayisi kendi taleplerini oluşturmakta, reflekslerini geliştirmede epeyce yol aldı. Bu sanayi, söz üretme, taleplerini gerçekleştirecek, yerel sermayeyi güçlendirecek ağlar geliştirme çabasında. Kısaca, sadece uluslararası pazarın hakimiyetinden bahsetmek yerine yereldeki dinamikleri de görmekte yarar var.

Gıda alanında son gelişmelerden biri de gıda sermayecilerinin yeni söylemi olan “gıda savunması” talepleridir.“Gıda güvenliği” söyleminin bir devamı olan “gıda savunması”yla karşımızda güçlü ve giderek daha da büyüyen yerel bir gıda sanayi durmaktadır. Bizler gıda egemenliği söylemini tartışmaya açarken, gıda sermayesi savaş alanına çevirdiği doğa, insan, üretim, dolaşım ve tüketimi kendi birikim amaçları lehine savunma kısmına geçmektedir.

Gıda savunmasının ABD kökenli bir politik uygulama olarak çıktığını söyleyebiliriz. Çıktığı nokta, gıda zincirinin ‘terörist’ hareketlere (endüstriyel sabotaj, biyoterörizm ve tağşiş) karşı korunması. Bize gelmesi ise ABD’ye ihracat yapmak isteyen gıda sanayicilerinin bu alanda gerekli uygulama ve yaptırımları devletten talep etmesidir. Birikim ve koşullarını değerlendiren yerli gıda sermayesi kendi taleplerini uygulamaya koymaktadır.

Gıda savunması 2013’den itibaren konuşulmaya başlansa da, 2017’nin sonunda çalıştay düzenleyen Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF) tarafından dile getirildi. TGDF’nin talebi “Gıda Savunması Planı” oluşturulması ve bunun için de devletten bekledikleri “Gıda Güvenliği Modernizasyonu Kanunu”nun hazırlanmasıdır. Bu söylemin taşıyıcılarından bir diğeriyse Gıda Güvenliği Derneği’dir. Derneğin çıkardığı yayınlarda, “taklit ve tağşiş”e karşı sektör birleşmeli, çağrısı yapılmıştır.[i]

TGDF’nın açık talebi, güvenilir gıda üretimi ve dağıtımı konusunda işletme içi ve işletme dışından gelebilecek kasıtlı eylemlere karşı risk ve tehdit oluşturacak noktaların işletmeye özgü tespiti ve bu risklerin önlenmesine yönelik bir gıda savunma yönetim sisteminin, konunun uzmanlarıyla birlikte geliştirilerek kurulmasıdır.[ii] Gıda güvenilirliğinin ve savunmasının dayattığı hem uluslararası kuruluşlar hem de yerli sermaye gruplarının belgelendirme / sertifikalandırma süreçleri bir yandan yeni ticarileşen alanlar yaratırken, bir yandan da işçileri sabotaj ve ticari tehdidi bahane ederek kameralı, dijital kontrole tabi tutmaktadır. Bu dayatmaların geç kapitalistleşen ülkeler için bir zorunluluk olması, bu işleyiş ve görevlerin kontrolünü bizim gibi ülkelere bırakılacağıdır.

Uluslararası alandan gelen bu gibi uygulamalar yerel gıda sanayi için neden önem taşımakta? Üstenci bir gözlem, bunu yine uluslararası alanın yereli kontrol ettiği ve oradaki yasaların Türkiye’de karşılığı olmadığı halde uygulanmaya konulmaya çalışıldığını söyleyebilir. Oysa ki gözden kaçırdığımız nokta, yerli gıda sanayinin bir güç olduğu ve devlet uygulama ve yasalarına müdahale edecek talepleri bulunduğudur. Bu uygulama ise gıda sanayinde zayıfları “piyasa”dan ayıklayacak, onların kâr paylarını da büyük sermayeye devredecek yeni bir uygulamadır. Bu yasal düzenleme ile “gıda savunması” uygulamasını yerine getiremeyenler alanın dışına itilecektir. Tarım sigortası, lisanslı depoculuk, sertifikalı tohum, gıda güvenilirliği uygulamaları gibi uygulamalar şirket tarımını yani gıda sanayisini güçlendiren uygulamalardır. Yakın dönemde gıda sanayisinin daha da güç kazanacağı kesindir.

Gıda savunması söylemleri, gıda güvenilirliğinin bir devamı olarak karşımızda durmaktadır. Gıda güvenliği, gıdaların işlenme, hazırlanma ve depolanma süreçlerini emniyete alma adı altında, tüm alanı ticarileştiren, yani ne insanı ne doğanın tahribatı ve ekolojiyi gözeten bir yerden bakmaktadır. Gıda güvenliği de gıda savunması da endüstriyel tarım ve gıda sanayinin dilidir ve bunların karşısında tüm kesişen hatları örecek gıda egemenliğini tekrar tekrar dile getirmek gereklidir. Dayatılan zorunlu şirket sertifikasyonları yerine katılımcı onay sistemleri gibi alternatif sistemleri inşa etmeli ve kendi dayanışma ekonomilerimizi, kooperatif ve kolektif ağlarını kurmalıyız.

Alternatif kanallar ve dayanışma ağları kurarak “gıda savunması” gibi sadece sermayeye hizmet eden söylemlerden ve dayatmalardan kurtulup kendi sözümüzü üretmeye ve alternatif ekonomileri güçlendirmeye devam etmeliyiz.

[i] http://www.ggd.org.tr/gida_guvenligi_dergisi.php

[ii] https://www.gidahatti.com/gida-sektoru-abdye-ihracati-etkileyecek-gida-savunmasi-icin-kollari-sivadi-86579/

 

Bulunduğu kategori : Kızıl-Yeşil

Yazar hakkında

İlgili Yazılar