G7 Zirvesi: Dünyanın değil kapitalizmin sorunları için -

Dünyanın en zengin 7 devletinin liderleri 26-27 Mayıs tarihlerinde İtalya’da “Yenilenmiş Güvenin Temellerini Kurmak” sloganı altında bir araya geldi.

Güya amaçları dünyanın en önemli sorunları hakkında fikir teatisinde bulunmak ve çözümler üretmekti. Bu en önemli sorunlar arasında “terör, iklim değişikliği, Suriye, Kuzey Kore, göç, korumacılık, Brexit” gibi başlıklar vardı. Önemli bir detay ise Rusya’nın bu en güçlü kapitalist devletler toplantısına, 2014’te Kırım’ı ilhak ettiğinden beri alınmıyor oluşu.

Belirtilmesi gereken bir nokta da, görüşmeler devam ederken, G7 devletlerinin politikalarını protesto eden yüzlerce göstericinin gerçekleştirdiği yürüyüşe polisin biber gazıyla müdahale etmesi oldu.

Önceki zirvelere göre daha kısa -6 sayfalık- bir sonuç bildirgesi açıklandı zirvenin ardından. Neoliberal politikalara bağlılıklarını bir kez daha onaylayan G7 devletleri, iklim, göç, Suriye gibi acil çözüm bekleyen krizler karşısında ise herhangi bir çözüm siyaseti benimseyemedi.

Trump’ın Paris İklim Anlaşması’nın şartlarını kabul edip etmeyeceği zirve boyunca gündemi meşgul eden konulardan biriydi. Kanada Başbakanı Trudeau’nun serbest ticaretin geliştirilmesi ve iklim değişikliğine karşı önlem alınması yönündeki çabaları da gündemi ayrıca meşgul etti. (Aynı Trudeau’nun kendisi göreve gelmeden önceki muhafazakâr hükümetin Suudi Arabistan ile yaptığı 12 milyar dolarlık silah anlaşmasını onayladığı için eleştirildiğini de unutmamak gerekiyor). Ancak beklendiği gibi iklim değişikliği konusunda sonuç başarısızlık oldu. ABD başkanlık seçimleri esnasında “küresel ısınma” kavramının Çin tarafından yaratıldığını iddia eden Trump, G7 zirvesine katılan diğer 6 devletin kabul ettiği 2015 Paris İklim Anlaşması’nın gereklerini benimsemeyi reddetti.

“Korumacılığa karşı savaş”

Bununla birlikte, Trump’ın yine seçim döneminde söyleminde kullandığı serbest ticaret karşıtı ve ekonomik korumacılık yanlısı duruştan vazgeçtiği görülüyor. Çünkü zirvenin sonuç bildirgesinde “korumacılığa karşı savaş” ve “ticarete zarar veren bütün pratiklerin ortadan kaldırılması için çalışılacağı” ifadelerine yer verildi.

Zirveden önce UNICEF İcra Direktörü yardımcısı Justin Forsyth, sadece bu sene içinde Kuzey Afrika’dan İtalya’ya geçmeye çalışırken yolda 200 çocuğun öldüğünü, dünyanın en müreffeh devletlerinin liderlerinin bu konuda bir şey yapması gerektiğini belirtmişti. Öte yandan, Oxfam International’ın İcra Direktörü Winnie Byanyima, Güney Sudan, Nijerya, Somali ve Yemen’de 30 milyon insanın hayati tehlike seviyesinde açlıkla karşı karşıya olduklarına dikkat çekerek, dünyanın en güçlü ve zengin devletlerinin bu yakıcı soruna bir çare bulmalarını beklediklerini yazmıştı. Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü ise liderlerin yüksek ilaç fiyatlarını toplantılarına konu etmelerini talep etmişti. Elbette bu çağrıların hiçbiri G7 zirvesinde karşılık bulmadı.

Yukarıda bahsedilen sorunlar, günümüzde insanlığın karşı karşıya olduğu hayati meselelerden sadece birkaçı. Ve sadece yukarı bahsedilen sorunların bile çok büyük bir önem taşıdığı ortada. Fakat aynı zamanda, bu sorunların hem ortaya çıkışının, hem de bu sorunlara çözüm bulunmayışının nedeninin uluslararası kapitalizmin kâr hırsı olduğu da ortada. Zaten daha İtalya yolundayken, Trump’ın ulusal ekonomi danışmanı Gary Cohen’in G7 toplantıları hakkında söyledikleri, bu toplantılardan insanlığın sorunları hakkında somut çözümler beklenmemesi gerektiğini gösteriyor. Cohen’e göre “G7 sadece, liderlerin bir araya geldiği, birbirlerini dinlediği ve birbirleriyle konuştukları gayri resmi bir toplantı.”

Gözden kaçmaması gereken nokta ise zirveye Etiyopya, Kenya, Nijerya ve Tunus devlet ve hükümet başkanlarının da davet edilmiş olmasıydı. Bu davetler, G7 gibi kurumsallaşmış düzenli toplantıların uluslararası kapitalist hegemonya açısından sahip olduğu önemli bir işlevi de gözler önüne seriyor. Bu işlevi anlayabilmek için, Robert Cox, Gramsci’nin İtalya’daki pasif devrimi açıklarken kullandığı “transformismo” kavramını kullanmayı teklif eder. Cox’a göre çevre ülkelerdeki elitlerin, uluslararası örgütlere dâhil edilmesiyle “transformismo” gerçekleştirilir ve buralarda ortaya çıkabilecek hegemonya karşıtı duruşların gücü, aynen pasif devrim sürecinde olduğu gibi, emilir; bu karşıt duruşlar hegemonyanın işleyişiyle uyumlu hale gelmeye zorlanır (1).

Son üç G7 toplantısında çevre devlet liderlerinin zirvelere davet edilmesini bu stratejinin bir örneği olarak görmek, uluslararası kapitalist hegemonyanın nasıl sürdürülebildiğini anlamamıza yardımcı olacaktır. Kaldı ki zirvenin sonuç bildirgesinde yer alan “istikrarlı bir Afrika, yatırım için istikrarlı bir ortam demek” ifadesi, sorunlara yaklaşım konusunda hiçbir şeyin değişmediğini göstermeye yetiyor.

Devletler hala uluslararası ilişkilerin en önemli aktörleri konumunda. Ancak bu aktörlük rolü, uluslararası kapitalist hegemonyanın kontrolü altında olduğu için doğanın ve insanların karşı karşıya kaldığı acil krizlere değil, sermayenin uluslararası hâkimiyetinin önündeki engellere karşı çözüm üretmek için kullanılmaya devam etmekte.

Sonuç olarak dünyada üretilen GSYH’nin yaklaşık yarısına sahip olan G7 devletleri liderleri, kapitalist devlet pratiklerine ve neoliberal yönetişim anlayışına yönelik tâbiyetlerini bir kez daha bildirdiler, ancak dünya halklarının acil sorunlarına karşı somut hiçbir çözüm önerisi ortaya koymadan, İtalya’nın tarihi kenti Taormina’yı gezip, dağıldılar.

(1) Cox, Robert (1983) “Gramsci, Hegemony and International Relations: An Essay in Method”, Millennium Journal of International Studies Vol.12, No.2, s.173

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında