“filistinli kadınlar mücadeleyle büyüyor” – tamam abusalama (bengi diyar – seda altuğ) -

 

Tamam, bize kendini ve yaşamını anlatabilir misin?

20 yaşındayım. Bütün hayatım boyunca Gazze’de yaşadım. Gazze’deki en büyük mülteci kampı Jabalia Kampı’nda doğdum ve ailem daha birkaç sene önce o kamptan şehre taşındı. Bir buçuk senedir üniversite okumak için Türkiye’deyim. Benim ailem 1948’de İsrail Devleti’nin kurulduğunun ilan edilmesi ve ertesinde çıkan savaş yüzünden asıl köyümüz Beh Jirja’dan, işgal edildiği için göç etmek zorunda kalmış. 1948’den kısa zaman öncesine kadar ailem bu kampta yaşıyordu, sonra Gazze şehrine taşındı.

Jabalia Kampını ve Gazze’de yaşam nasıl?

Jabalia Kampı çok küçük sokaklardan oluşuyor. O kadar küçük ki ben bile bazı sokaklara giremiyorum. Çok yoksul insanların olduğu ve direnişin de en güçlü olduğu kamp burası. Herkes çok zor koşullarda kampa geliyor ve zor koşullarda yaşıyor. Kamp Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği’nden yardım alıyor. Halen de yardım almaya devam ediyor.  Zamanla kampın durumu biraz daha iyileşti, insanlar okuma yazmayı öğrenmeye başladılar. Ve küçük olsa da iş sahibi olmaya başladılar. Kampın nüfusu 100.000 kişiyi buluyor.

Tamamen kapalı bir hapishaneye benziyor Gazze, coğrafi olarak da böyle. Üç tarafı İsrail’le  çevrili bir tarafı Mısır’la komşu durumda. Hapishane deyince ne aklınıza geliyor. Bütün insanların aynı koşullarda yaşadığı, aynı dertleri olduğu, aynı şekilde düşündüğü ve birbiriyle tamamen eş olduğu bir ortam aklımıza geliyor. Gazze’deki insanların durumu da buna benzetilebilir. Şu anda bütün insanlar savaş altında yaşıyorlar ve aynı şeyleri düşünüyorlar. Mesela çocuklarıma nasıl bakıcam, evimi nasıl koruycam, çocuklarıma nasıl yemek getiricem, benzini nereden bulucam vs. gibi şeyleri düşünüyor insanlar. Ve inanılmaz bir eşitlik var insanlar arasında.

Sınıf farkı yok mu? Üretim yapılan sektörler ve çalışılan işlere örnek verebilir misin?

Tabii ki. Ama bu sınıf farkı dediğimiz şey çok çok belirsiz. Kesinlikle çok küçük farklar var. Çünkü sermaye oluşturmaya imkân sağlayan bir durum yok Gazze’de. Bizim gibi daha orta halli insanlar ya hükümette ya da Birleşmiş Milletlerde çalışıyorlar. Sınır tarafında ya da kamplarda yaşayanlar, daha kırsaldan gelen insanlar ise tarım yapıyor ve ondan sonra onu satıyorlar.

İsrail bölgesine çalışmaya giden insanlar?

El Aksa intifadasından (2. İntifada), 2000 yılından önce İsrail ile Gazze arasındaki sınır kapısı açıktı. O zaman insanlar çok gitmek istiyorlardı çalışmak için ama 2000 yılından sonra kapatıldı. El Aksa intifadasından önce iktisadi olarak durumumuz daha iyiydi. Bugün sadece İsrail vatandaşı olan Araplar orada çalışıyorlar.

Onların Filistin işgaline ve mücadeleye bakışı nasıl?

İsrail’de yaşayan Araplar üzerinde tabii ki ayrımcılık var. Gösteri ve eylem yapmaları yasak. Mesela bir etkinlik yapacaklar ve Leyla Halid’i çağıracaklar diyelim. Bunu düzenleyen kurumun yetkilileri tutuklanıyor. Bu örnek gerçekte yaşandı. İsrail’de yaşayan Filistinliler her gün eylem ve Gazze’yle dayanışma gösterileri yapıyorlar. Ve onlar aslında bizden daha zor koşullarda yaşıyorlar. Her gün İsraillerle yüzyüze gelmek zorundalar gündelik hayatlarında. Biz ise uzağız, hergün İsraillileri görmemiz gerekmiyor. Onların hayatı zaten mücadele.

FHKC üyesi biri olarak Filistin’deki Hamas ve El-Fetih örgütlerine nasıl bakıyorsun?

Biz aslen Hamas’ın siyasi projesine ve iktidar kurmasına karşıyız. Ama İsrail’e karşı direnen bir güç olarak Hamas, mesela İzzeddin El Kassam birimi direnişçi olarak roketlerini atarken, direnirken tamamen yanındayız. Biz Filistin Halk Kurtuluş Cephesi olarak El-Fetih’den daha fazla Hamas’ın direnişine, Filistin meselesindeki milliyetçi duruşuna çok daha yakınız. Çünkü Hamas, İsrail’e karşı silahlı bir direniş sürdürüyor. El-Fetih örgütü ise barış, diplomasi, müzekareler gibi söylemleri öne çıkartıyor.

Fetih’in kendi içinde anlaşmazlıklar var, Fetih’in diğer Filistinli partilerle arasında ve özellikle de FHKC ile arasında ciddi anlaşmazlıklar var. Bunun sebebi ise Fetih’i müzakerelerdeki tavrı, İsrail’i tanıması. FHKC, Fetih’in yürüttüğü müzakereler ve bazı skandallar, yaptığı yolsuzluklar hakkında videolar hazırladıklarında bunlara çok muhalefet ediyorlar. Bu da bizim aramızın bozulmasının nedenlerindendir. Asıl olarak Fetih’in müzakerelerdeki tavrı ve İsrail’i tanıması nedeniyle.

Hamas’la veya El-Fetih’le FHKC’nin ortaklaştığı bir çalışma var mı?

Hamas çok İslamcı, biz aslında güncel politik tutum itibariyle Hamas’a politik olarak daha yakınız. Daha önce de belirttiğim gibi, mesela İsrail’le olan görüşmeleri El-Fetih yürütüyor, FHKC ve Hamas bu görüşmelere karşılar ve bu konuda ortaklaşıyorlar.

Bütün partiler arasında her zaman görüşmeler ve mülakatlar oluyor. Ama özellikle Filistin Özgürlük Cephesi adında, tüm siyasi partilerin birlikte davrandığı bir birliğimiz var. Filistin Özgürlük Cephesi, Birleşmiş Milletler veya Filistin’le ilgili herhangi bir diplomasi durumunda farklı siyasi partilerden temsilcilerle Filistin’i temsil eden yapı.

Arafat, Türkiye’de Filistin deyince akla ilk gelen siyasi lider. Sen Arafat sonrası bir kuşak olarak onu nasıl değerlendiriyorsun? Arafat dışında bize söyleyebileceğin siyasi liderleriniz var mı?

Arafat çok önemli biridir ve biz de saygı duyarız. Filistin adını dünya medyasında ve küresel ölçekte önemli bir yere taşımıştır. Ama Filistin davasına zarar da vemiştir. Özellikle Oslo görüşmelerinde.

Özellikle George Habaş ve Leyla Halid bizim için önemli sembollerdir. Gassan Fayiz Kanafani,1972’de siyasi bir suikastta öldürülmüş olmasına rağmen, bugünlerde neler olacağını öngörmüş birisi. Biz hâlâ, bunların olacağını nasıl bilebilmiş diyoruz.

FHKC’nin, Filistin için ne istediğini ve nasıl mücadele ettiğini anlatır mısın?

FHKC olarak nehirden denize kadar Filistin’in her noktasını, parçasını savunuyoruz. İsrail’le yapılan barış görüşmelerine karşıyız. Silahlı mücadele yanlısıyız ama bizim için mücadelenin tek bir yolu yok. Bu silahla da olur kalemle de olur. Mücadele ve direnişin farklı farklı yolları vardır; silahıyla, kalemiyle veya başka şekilde herkes buna katkı sunabilir.

İsrail’in yıkılmasını savunuyor musunuz? 1948’den sonra gelenler ve yerleşimciler için nasıl bir planınız var?

Tabii ki yıkılmasını savunuyoruz. Filistin’deki partilerin hepsi yerleşimcilerin geri dönmesi gerektiğini düşünüyor. Filistin meselesinin çözümüne dair iki tane proje var. Biri tek devlet; bu içinde Müslümanların, Hıristiyanların ve Yahudilerin birarada yaşadığı bir devlet. Bir diğer çözüm iki devlet olması. Filistin ve İsrail. Bunu kabul ettiğimiz zaman Filistin’in olan bazı topraklarımızı kaybetmiş ve İsrail’in varlığını kabul etmiş olacağız. Artık işgal olarak göremeyeceğiz. Biz FHKC olarak tek devletli çözüme daha yakınız. Fakat bu mesele hala kati olarak sınırlarını çizdiğimiz, evet bundan yanayız dediğimiz bir mesele değil. Biz gönlümüzde tabii ki 1948’den itibaren gelen herkesin dönmesini isteriz. Ama bu gerçekçi bir çözüm değil.

Örneğin solcu İsrailliler var. Onlar Filistin halkının taleplerini ve haklarını savunuyorlar. Biz onlarla konuştuğumuzda, hem Filistinlilerin haklarını savunup hem de hala İsrail’de yaşamaya nasıl devam edebilirsiniz diye soruyoruz. Daha iyi olanı, Filistin halkının haklarını savunurken İsrail’den çıkmaları olacaktır.

Bütün bunların yanı sıra savaşın kadınlar için başka bir yüzü var. Filistinli bir kadın olarak nasıl anlatırsın bu yüzü?

Biz Filistinli kadınlar olarak zaten doğuştan itibaren mücadeleci, güçlü ve direnişçi olarak büyüyoruz, büyütülüyoruz. Örneğin benim babam FHKC davasından 18 sene cezaevinde kaldı. Ve annem üç çocuğunu babasız, yalnız başına büyütmek zorunda kaldı. Ben büyürken babaannem: “Güçlü olman, direnişçi olman gerekiyor. İsrail işgaline karşı direnmeli ve onu lanetlemelisin” diyerek beni büyüttü. Bütün Filistinli kadınlar böyle bir dünyaya doğmuşlardır ve bu gerçekliğin içinde, bu duygularla büyürler.

FHKC içinde bir kadın devrimci olarak bize mücadelenizi anlatır mısın?

FHKC kadının erkekle eşit olduğunu ve kadının Filistin mücadelesinin bir parçası olduğunu söylüyor. Filistin davasının kadının özgürlüğü ve eşitliği olmadan, mücadelede eşit rol almadan çözülemeyeceğini savunuyoruz. En iyi örnek Leyla Halid’dir. Leyla Halid ’70’lerde ben kadınım, geri çekileyim diye düşünmedi. Uçak da kaçırdı, Filstin mücadelesinde yerini de aldı. Biz faaliyetlerimiz için komisyonlar kuruyoruz. Ve kadın komisyonumuz da var. Orada okuma grupları oluşturup, tartışmalar yapıyoruz. Şehit ailelerini ziyaret ediyoruz. Protestolar yapıyoruz. Filistin Özgürlük Cephesi içinde FHKC temsilcimiz bir kadın, Halide Jarrar.

Silahlı kadın grubunuz var mı? Veya kadınlar silahlı eylemin bire bir parçası mı?

Örneğin Tel Aviv’de bir saldırı organize edilecek veya İsrail askerine yönelik silahlı bir eylem yapılacak diyelim. O patlama eylemini veya askere yönelik eylemi yapanlar direkt kadınlar olmayabilir ama onun arkasındaki hazırlık ve koordinasyon işlerinde görev alanlar kadınlardır. İsrail hapishanelerinde hem FHKC’den hem de El-Fetih’ten birçok kadın tutsak var. Bu kadınlar bahsettiğim eylemlerde aktif olarak rol almış kadınlar. Bu sebeple hapishanedeler. Hamas’ın da kadın üyeleri var.

Filistin’de kadın olmakla Türkiye’de kadın olmayı karşılaştırmanı istesek, savaş dışında gündelik hayatta nasıl bir fark görüyorsun?

Kadınlar için buradaki hayat çok daha kolay tabii ki. Filistin’de geleneğin ve dinin etkisi çok fazla. Ayrıca Filistin davası ve gerçekliği kadına belli durumları empoze ediyor; belli şekilde davranmanı ve belli bir şekilde rol yapmanı mecbur kılıyor. Ben Filistin’deyken başımı örtüyordum, çünkü oradaki gelenek-görenek onu mecbur kılıyor. Başı örtülü olmayan kadın sayısı çok çok az. Başın açık olarak yolda yürüdüğünde sana bir sürü laf atıyorlar, cinsel tacizde bulunuyorlar. O yüzden onlarla mücadele etmektense başımı örteyim diyorsun.

Bir Filistinli olarak kendini Arap coğrafyasının bir parçası görüyor musun? Arap milliyetçiliği konusunda ne düşünüyorsun?

Kendimi Arap olarak görüyorum ama bütün Arap ülkelerini çeviren yekpare, bütün bir Araplık hissi yok. Bende de yok. Cemal Abdül Nasır döneminde hâkim olan düşünce, Filistin meselesi yalnız bütün Arapların biraraya gelmesiyle çözülebileceği şartına bağlıydı. Daha sonra Arap Milliyetçileri Birliği kuruldu ama bunun Filistin’in dermanı olmadığı görüldü. Biz FHKC olarak böyle birleştirici ve tek bir Arap milliyetçiliği duygusunun olmadığını düşünüyoruz. Ve Filistin meselesinin önce Filistinliler tarafından Filistin’de çözülmesi gerektiği söylüyoruz. Arap milliyetçileri birleşecek ve sorun çözülecek fikrinin gerçek olmadığını bu örnekler bize gösterdi.

Genel olarak da diyebiliriz ki, birçok Arap ülkesi Filistin meselesinde doğal olmayan bir sessizlik içindeler. Eğer Arap milliyetçisi duyguları olsaydı Filistin meselesi şimdiye kadar çoktan çözülmüştü. Eğer ABD ve İsrail’le ilişkilerini kesselerdi, çoktan çözüm olmuştu ama yapmıyorlar.

Fedaratif, birleşik bir Ortadoğu fikrine nasıl bakıyorsun? Filistin mücadelesi sadece Filistinlilerle mi yoksa birleşik bir mücadeleyle mi olmalı?

Mesela sana FHKC’nin Suriye Devrimi’ne yönelik fikrini söyleyeyim. Biz her ülkede yaşanan olayları Filistinliler olarak inceliyoruz. Suriye Devrimi’ne yönelik tavrımız; tabii ki Esad katildir ve biz diktatörlüğe karşıyız. Ama Suriye’de yaşananlara bakarken tavrımız, Suriye’de yaşayan Filistinlileri nasıl etkiler diye bakıyoruz. Suriye, Şam’da Yarmuk kampı vardı. Kampta yaşayan Filistinlileri bu yaşananlar nasıl etkiler diye bakıyoruz ve FHKC olarak tavır alıyoruz.

Peki, Rojava Devrimi’ne yaklaşımınız nasıl?

Bizim için Kürt meselesi ile Filistin meselesinde benzerlikler vardır. Biz Kürtlerin tüm haklarını almasını ve devlet kurma talepleri varsa onları her şekilde destekliyoruz.

Madem savaş coğrafyalarına girdik, Irak için özel bir tavrınız var mı?

Saddam Hüseyin’den sonra çok fazla değişti Irak. Bu yaşanan değişiklikler sonrası eski Irak artık yok ve bizim ilişkilerimiz zayıfladı. FHKC olarak Saddam’ı destekliyorduk. Çünkü Saddam Filistin davasını destekliyordu. Filistin meselesinde belli bir duruşu vardı. O yüzden destekliyorduk.

Türkiye’de Filistinli olduğunu fark edince nasıl tepkiler veriyor insanlar?

Benim taktığım Filistin kefiyesini hemen tanıyorlar ve çok güzel tepkiler veriyor insanlar. Üniversite için taşındığımda komşum olan yaşlı bir kadın Filistinli olduğumu öğrenince çok duygulandı ve ağladı. Burada Filistin meselesi İslamcılar tarafından çok çok sahipleniyor. AKP’liler tarafından da. Ben buna hiç katılmıyorum. Filistin meselesi din meselesi değil toprak meselesidir. Filistin’de yaşayan sadece Müslümanlar yok; Yahudiler ve Hıristiyanlar da var. Hâlâ bugüne kadar yaşamaya devam ediyorlar. Din üzerinden bir sahiplenme doğru değildir.

Türkiye Devleti’nin tavrını nasıl buluyorsun?

Erdoğan ve hükümet çok fazla konuşuyor ama fiiliyatta hiçbir şey değiştirmiyorlar. Fiilen hiçbir şey de yapmıyorlar aslında. Oy almak için Filistin meselesini sömürüyorlar ama İsrail’le ilişkiler olduğu gibi devam ediyor. Mavi Marmara olayından sonra Erdoğan, bizim bazı şartlarımız var, bu şartları kabul etmeniz gerekiyor dedi. Birincisi, Gazze’deki ablukayı kaldıracaksınız. İkincisi, yeni yerleşimcileri ve işgali durduracaksınız. Üçüncüsü ise özür dileyeceksiniz. İsrail özür diledikten sonra diğerleri için ısrarcı olmadılar ve aynı şartlar hâlâ devam ediyor.

Anlattıkların için teşekkürler, Tamam. Senin bize söylemek istediğin bir şey var mı?

Türkiye toplumunun Filistin davasına nasıl bir etkisi olacağı konusunda birkaç şey söylemek istiyorum. İnsanların facebook, twitter üzerinden Gazze’nin yanındayız demesi ve bana sevgi-saygı göstermeleriyle hiçbir şey değişmez. Türkiye halkı sokaklara çıkmalı, hükümete baskı yapmalı, İsrail Konsolosluğunun kapatılması ve İsrail’le ilişkilerin kesilmesi gerektiği konusunda mücadele etmeli. Yoksa boş kelam ile bir şey olmaz.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar