Filistin’de Filistinli kaldı mı? -

Filistin’de gösterilerin ardı arkası kesilmiyor. Filistinliler, kimileri zedelenen ulusal onurlarının tamiri, kimileri yerinden yurdundan edilmenin getireceği yaşamsal zorlukları bertaraf edebilmek için, kimileri de dini açıdan sembolik değeri olan Kudüs’ü ve El Aksa’yı önemsediği için Filistin sokaklarında direniyor. Başlayan gösterilerin özellikle Birinci İntifada’nın şanlı tarihine benzeyip benzemeyeceği ancak geleceğin yanıtlayabileceği bir soru. Bu yazıda ise geçmişe değinmek niyetindeyim.

Peki, neyin geçmişine? İsrail devletinin organize ettiği, Batı Şeria’daki ve Doğu Kudüs’teki yerleşimlerin geçmişine. Aslında söylemek istediğim şey, bugün gelinen noktanın sadece Trump’ın pişkinliği ve Netanyahu’nun zalimliği ile ilişkili olmadığı. Çünkü yıllardır Filistin toprakları adım adım İsrail arazisi yapılmakta.

1948 yılında İsrail’in kurulmasına giden ve Filistinlilerin felaket (Nakba) olarak adlandırdığı süreçte, bu topraklardaki 1.9 milyon Filistinlinin 750 bini yerinden edilmiş, binlerce köy yok edilmişti. Ardından 1967 yılında İsrail ile onu çevreleyen Arap devletleri arasında 6 gün savaşı yaşandı. İsrail bu savaştan kesin bir zaferle çıktı: Sonrasında Sina yarımadası, Golan tepeleri ve Filistin topraklarını işgal etti.

Uluslararası anlaşmalar işgal edilen topraklardaki nüfusun işgalci kuvvetlerce değiştirilmesini kesin olarak yasaklar; ancak İsrail 6 gün savaşlarından beridir Filistin topraklarının nüfusunu değiştirmekte. Gazze bölgesine yönelik İsrail saldırıları bu amaca askeri araçlarla da ulaşılmaya çalışıldığını gösteren net örneklerdir. Çünkü her saldırıda –hedef ”terörizm”in yenilgisidir- binlerce ev yıkılır, Filistinlilere ait kamu binaları kullanılamaz hale gelir. Bu saldırılar periyodik zaman dilimlerinde gerçekleşir, insanların o topraklarda başlarını bir çatının altına sokması imkansız olsun diye.

Yerleşimlerin yayılması

Öte yandan 6 gün savaşından beri Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yıldan yıla artan Yahudi nüfusu bulunuyor. Bu nüfus, ilk başlarda 6 gün savaşındaki zaferin vaadedilmiş topraklar için Tanrı ile yapılan sözleşmenin bir işareti olduğunu düşünen radikal Yahudilerden oluşuyordu. İsrail devleti bu yerleşimlere ne sıcak bakıyordu ne de bunları önlemek için hevesliydi. Dönemin iktidarı İşçi Partisi güvenlik amaçlı olarak –hep öyledir- bazı yerleşimlerin işgal edilmiş topraklarda bulunmasının gerekli olduğu kanısına vardı.

israil-filistin222

[Harita, Filistin topraklarının 1946’dan bugüne sömürgeleştirilme sürecini gösteriyor.]

1977’de iktidara gelen Likud ise bu yerleşimleri aktif olarak destekledi. Yerleşimlerin yapılabilmesi için hem finansal hem de lojistik destek bizatihi devlet tarafından sağlandı. 1974’te kurulan Gush Emunim (Müminler Birliği) gibi sivil inisiyatifler de İsrail devletiyle beraber bu yerleşimlerin yayılmasının hızlanmasında aktif görev aldılar.

Likud iktidarıyla beraber kurumsallaşan bu yerleşim faaliyeti hız kesmedi. Öyle ki 1980 yılında işgal edilmiş topraklarda 12,000-15,000 kişi arasında bir nüfus varken 1990’a gelindiğinde bu sayı 100,000’e çıkmıştı. Bugünlerde ise 600,000 kişinin üzerinde bir nüfusun işgal edilmiş topraklarda yaşadığı biliniyor. Bu kişilerin kimi muhafazakarlığın ve ırkçılığın itkileriyle işgal edilmiş topraklarda yaşarken, kimisi de ekonomik olarak bu bölgenin daha uygun olmasından dolayı Filistin’de yaşıyor.

Açık hava hapishanesi

En az 600,000 kişinin korunaklı sitelerde yaşaması demek, birçok yüksek güvenlikli sitenin, bir sürü beton bloklarla korunan yolun ve birçok kontrol noktasının varlığı demek. Bu da aslında işgal edilmiş topraklardaki birçok bölgenin Filistinlilere kapalı olduğu anlamına gelir. Bu kapatma Filistinlilerin mobilizasyonunu önemli ölçüde engeller. İnsanların yurtları bir anda içlerinde mahkum oldukları açık hava hapishanesine dönüşür. Ha keza bu insanların temel ihtiyaçlarını gidermesi de oldukça zor. İsrailli bir şirketten alabildikleri günlük 70 litre civarındaki su oldukça yetersiz. Oysa İsrailli komşuları günlük 400 litreye yakın su kullanabiliyor.

gorsel1

Bunların yanında Filistinliler sürekli İsrail kolluk güçleriyle muhattap olmak zorunda kalırlar. İsrail devleti her egemenin hayranı olduğu “terörist” kategorisine oldukça sık başvurur. Aslında her Filistinli İsrail’e göre potansiyel teröristtir. İşgal edilmiş topraklardaki Yahudi yerleşimlerinin bu teröristlerden korunması gerekir. Bu da Filistinlilerle silahlı İsraillilerin sıkça karşılaşması anlamına gelir.

Yerleşimlerin ve yolların her tarafından kale gibi korunması ve kapıların önlerine gardiyanların dikilmesi, bu gardiyanların silahlarını dolduran yasal mermilerin yuvalarından hızla fırlama ihtimalini arttırır.

 

Bu da yılda onlarca yargısız infaz, “çatışmada” ölüm ve Filistinli mahkum yaratır.

Bugünlerde feryat eden bazı kimseler İsrail’in Filistinlilere yaptığı zulmü ancak camilerle sembolleştirebildiklerinde ağızlarını açıyor. Halbuki onların İsrail devleti ile müttefik oldukları yıllar boyunca, Filistin toprakları Filistinliler için yaşamın çok zor sürdürüldüğü topraklar olmaya devam etti. Bu sebepten bu direniş, Kudüs’ün sembolik önemiyle alakalı olmaktan çok Filistinlilerin yaşamlarıyla alakalıdır.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar