filistin: ya gettonun yıkılışı ya soykırım – foti benlisoy -

 

Filistin’i unuttuk bile. Gazze’ye dönük saldırıların hız kesmesi, ateşkes görüşmeleri derken Filistin bir kez daha kendine ancak gündemin alt sıralarında yer bulan rutin bir haber başlığına dönüşüverdi. Bir dahaki İsrail saldırısına kadar bu böyle devam edecek. Sonra yeniden Filistin’i anımsayacak, İsrail’in amansız şiddetine lanet okuyacağız. Gazze gettosunu ancak fiili saldırı altında olduğunda hatırlayacak, sonra her şey “normale” dönünce unutup gideceğiz. Adına bazılarınca barış denen o “normali” sorgulamadığımız sürece bu kısır döngü kırılamayacak.

Getto (ghèto) İtalyan menşeili bir sözcük.  İlk defa olarak Venedik’te, 1516 yılında inşa edilen ve hukuki ve fiili ayrımcılığa tabi olan Yahudileri kentin kalan nüfusundan tecrit etmeye dönük yerleşim birimi (Yahudi mahallesi) için kullanılmış. Kelimenin atık, cüruf ya da çöp anlamına gelen “ghet” kökünden geldiği tahmin ediliyor. Gettolar malum, Yahudilerin eşit vatandaşlık haklarına kavuştuğu modern zamanlara kadarAvrupa’da Yahudi nüfusu barındıran birçok kentin doğal sayılan bir parçasıydı. Fransız Devrimi’nin ardından gettolar Avrupa’da birer birer ortadan kalktı. Örneğin Frankfurt gettosu 1868 yılında yıkıldı. Ancak o zaman sanılanın aksine gettoların sonu daha gelmemişti. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler Yahudi (ve bazen de Roma) nüfusunu tecrit etmek için Doğu Avrupa’da bir dizi gettoyu yeniden inşa etti. Bugün getto dendiğinde aklımıza gelen, insanların açlık, salgın hastalıklar ve Nazi terörü karşısında ayakta kalmaya çalıştığı bu Nazi gettoları.

21 Haziran 1943’te Heinrich Himmler imzalı bir kararnameyle bu gettoların yıkılması, getto ahalisinin de toplama kamplarına transferi emredilir. “Yahudi Sorunu”nun “nihai çözümü” için düğmeye basılmıştır; soykırım, İbranicesiyle “şoa” başlamıştır. Anlayacağınız, gettoları Avrupa tarihinden silen ne Aydınlanma ne Fransız Devrimi ne de herkese eşit vatandaşlık haklarının tanınması olur. Gettoları tarihe karıştıran soykırım, getto ahalisinin kitlesel ölçekteki tasfiyesidir.Bu cinai tasfiye, öyle sessiz sedasız da olmaz aslında. Varşova gettosundaki Yahudi direniş örgütleri, aynı yıl, gettoda kalan nüfusun Treblinka ölüm kampına transferine mani olmak için ayaklanma kararı verir. Ayaklanma Nazilerin üstün silah gücüne karşı bir ay boyunca direnir; ancak neticede direniş kırılır, Naziler gettoyu yeniden ele geçirir. “Nihai çözüm”ün önünde artık herhangi bir engel kalmamıştır.

Gazze gettosundaki direnişin akıbeti, tıpkı Varşova’da olduğu gibi, insanlık durumumuz için bir turnusol testi sayılabilir pekâlâ. Direniş kaybederse, yani Gazze (ve Filistin) halkı teslim alınırsa gettonun sonu yeni bir “şoa” olacak. Retorik icabı bir abartma değil bu. “Araplara ölüm” sloganlarıyla nümayiş yapan İsrailliler, Araplara dönük bir katliam, hatta soykırım çağrısı yapan siyasetçiler, “Araplar gaz odalarına” şeklindeki duvar yazılamaları, neo-Nazi sembollerini kullanarak İsrailli barışseverlere dönük saldırılar İsrail’deki bir grup “aşırı” ya da “şahin”in işi deyip küçümsenecek şeyler değil. Filistinli kadınlara tecavüz etme, Gazzelileri kırımdan geçirme çağrıları utanıp sıkılmadan, alenen ve giderek daha fazla yapılıyor. Gazze’nin tüm nüfusu askeri hedef alınıyor, okullar, hastaneler “meşru”birer askeri hedef sayılabiliyorsa durup düşünmek gerek. Bütün bunlar, gettonun sonunun bugün değilse yarın bir “şoa” olacağını, geçmişte Avrupa’daki “Yahudi sorunu”nun sonu için olduğu gibi “Filistin sorunu” için de sonun bir “nihai çözüm” olacağını gösteriyor.

Siyonist kolonyalizmin temel şiarı, “topraksız bir halk için halksız bir toprak” idi. İsrail devletinin kurulması öncesinde Filistin’de yaşayan Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler Siyonistler açısından bir “halk” değildi. Filistin’in insansızlaştırılması, varolan nüfusun topraklarını terke zorlanması Siyonistler açısından mutlak bir gereklilikti. (Siyonizmin başarısı için Filistin’deki “geleneksel” Yahudi liderlik ve kurumlarının dahi tasfiye edilmesi ya da boyunduruk altına alınması gerekmişti.) O nedenle İsrail devletinin kuruluşunun aynı zamanda bir etnik temizlik operasyonu (nakba) olması, Filistin halkının yersiz yurtsuz göçmenler haline getirilmesi, olayların zorlamasıyla gerçekleşmiş arızi bir gelişme falan değildi. Aynı şey bugün için de geçerli. İsrail’in Gazze’ye dönük son saldırısının ardındaki siyasal ve askeri gerekçeler ne olursa olsun temeldeki Siyonist stratejik zorunluluk değişmiş değil. Filistin topraklarının insansızlaştırılması. “Halksız toprağın” gerçekten “halksız” kılınması. Filistin halkının boyun eğdirilerek bir “halk” olmaktan çıkarılması. İsrail saldırganlığının her seferinde bu kadar kıyıcı olmasının ardındaki çıplak gerçek bu.

İsrail tıpkı Amerika, Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Afrika, Rodezya-Zimbave ve (kısmen) Cezayir gibi yerleşimci-kolonyalist bir devlet. Yerleşimci-kolonyalizm, sömürgeci nüfusun sömürgeleştirilen topraklara yoğun olarak yerleştiği, ülkedeki demografi ve sosyal bileşimi radikal bir biçimde değiştirdiği özgün bir sömürgecilik biçimi. Siyonizm de bu yerleşimci-kolonyalizm örneklerinden biri. Bu tip yerleşimci-kolonyalist rejimler ya (misal ABD ya da Yeni Zelanda’da olduğu gibi) yerli halkı tasfiye ederek (soykırım) muvaffak olup biçim değiştirerek devam ediyor ya da mesela Güney Afrika ve Zimbave misali kolonyalist-ırkçı rejim çözülüyor. Bir ara yol yok gibi. Yani ya İsrail demokratik ve çokuluslu bir Filistin’e dönüşecek ya da Filistinlileri soykırımdan geçirecek, bir “Yahudi devleti” olarak kalmak için ırkçı siyaseti mantıki sonuçlarına vardıracak.

Yukarıda, gettonun atık ya da çöp anlamına gelen bir kökten türediğini aktarmıştık.  Gazze gerçekten, belli ki dünyanın “atık” addettiği bir halkın tıkıldığı dev bir açık hapishane, 1.8 milyon insanın dünyadan tecrit edildiği tam bir getto. O gettonun yıkılması, sadece oraya tıkılmış insanların değil hepimizin meselesi olmalı, tıpkı Filistin’in kurtuluşunun hepimizin derdi olması gerektiği gibi. Bir daha başka gettolar, başka soykırımlar olmasın diye…

Not: Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi, Türkiye-İsrail arasındaki 12 askeri anlaşmanın iptal edilmesi talebiyle bugün (16 Ağustos) 16.00’da Saraçhane Parkı’nda bir eylem düzenliyor, orada olalım.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar