filistin direnmeye devam ediyor! – erhan keleşoğlu -

 

Batı Şeria’da üç yerleşimci Yahudi gencinin kaçırılıp öldürülmeleriyle başlayan süreç, Gazze’nin bombalanması ve Gazze’deki Filistinli militanların da roketlerle karşılık vermesiyle sürüyor. İsrail’in yerleşimci gençleri arama faaliyeti sırasında sekiz Filistinli genci öldürmesi, yüzlerce kişiyi gözaltına alması özellikle Batı medyasına pek yansımadı. Kaçırılanların cesetlerinin bulunmasından sonra Yahudi faşistlerin intikam amacıyla Kudüslü bir Filistinli çocuğu yakarak öldürmesi, işgal altındaki topraklardaki ve İsrail içerisindeki Filistinliler arasında infiale yol açtı, yollar kapatıldı, gençler günler boyunca polisle çatıştı. Üç İsraillinin çocuğun katili olarak gözaltına alınması protestoları biraz hafifletti. Ancak İsrail’in yerleşimcilerin katillerini arama bahanesiyle varılan anlaşmalar uyarınca daha önce hapishanelerden serbest bıraktığı Filistinli direnişçilerin birçoğunu tekrar tutuklaması, Hamas ve İslami Cihad’ın Gazze’den İsrail’e roket atmasıyla karşılık buldu. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısı halen devam ediyor, an itibarıyla 35’i çocuk 89 Filistinli hayatını kaybetti. Yedi yüze yakın yaralı var. İsrail’in can kaybı ise yazıyla sıfır. İsrail’in hedefi mevcut stakükoyu kırmayı deneyen Filistinlilerin iradesini kırmaktır. Üzülerek izlediğimiz çatışma hali, kayıplar Filistinliler açısından dayanılmaz hale geldiğinde bir sonrakine kadar ara vermek üzere bitecektir. Mevcut askeri-siyasal güç dengeleri içerisinde tersi ne yazık ki mümkün değil. Ancak Filistinlilerin iradesinin kırılması da olası görünmüyor; taraflar arasındaki çatışma işgal sürdüğü sürece devam edecektir.

2007’de Hamas’ın Gazze’de yönetimi ele geçirmesinden beri Filistin’de süren ikili yapı tarafların ortak hükümet kurmada anlaşmasıyla yeni bir dönemin kapısı aralanmıştı. 3 Haziran’da kurulan hükümet göreve başladığında İsrail’in tepkisi sert olmuş, hükümetin tanınmayacağı ve barış görüşmelerinin askıya alınacağı açıklanmıştı. Filistin’in parçalı yapısını gerekçe göstererek nihai barış görüşmelerinden senelerdir kaçınan İsrail’in diplomatik açıdan zorlanacağı bir döneme girilirken kaçırma olayı gerçekleşti. Hatırlatalım, birlik hükümeti kurulduğunda Devlet Başkanı Abbas, Filistin halkı içerisinde gittikçe izole olmaktaydı. Abbas, tüm umudunu ABD’nin küresel ve bölgesel çıkarları gereği İsrail’i barışa zorlayacağı görüşüne bağlamış durumda. Buna dayalı olarak İsrail’le güvenlik alanında işbirliği yapmaya devam edip Amerikan yönetimini gücendirmeme stratejisi uygulayan Abbas yönetimine karşı öfke ise büyüyor. Geçen haftalar içerisinde Ramallah’ın merkezinde operasyon yapan İsrail askerlerine koruma sağlayan Filistin Polisi gençlerin büyük öfkesine sebep oldu, yüzlerce Filistinli genç polisleri karakollarında ablukaya aldı, polis araçları tahrip edildi. Unutulmaması gereken başka bir gerçek var: ekonomik açıdan tamamıyla dış yardımlara ve İsrail’e muhtaç hale getirilmiş Batı Şeria’da yaşayan 2.5 milyonluk nüfus için Filistin Yönetimi’nin sağladığı istihdam olanakları yaşamsal önem taşıyor. Siyasal patronaja dayalı yönetim, Abbas’ı şimdilik ayakta tutuyor olsa da toplumsal basınç gittikçe artıyor. Bunun nedeni 1994 yılında kurulan Filistin Yönetimi’nin işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin gündelik yaşantısında hiçbir pozitif ilerleme sağlayamaması. Diplomasi yoluyla barışın geleceği ve işgalin sona ereceği düşüncesine artık çok az insan inanıyor. İşgalden kurtulmak için pasif direnişten silahlı mücadeleye birçok yöntemi deneyen Filistin halkı yeni strateji arayışı içerisinde olsa da işgal politikalarına karşı gündelik yaşamın içerisindeki direniş ara vermeden sürüyor.

İsrail’in yerleşim politikası ise hız kesmeden devam ediyor. İnsan şu basit soruyu sormadan duramıyor, iki devletli çözüm açısından görüşmeler devam ederken neden çekileceğiniz topraklara milyarlarca dolar yatırım yaparsınız? Görünen köy kılavuz istemiyor, İsrail’in Batı Şeria’dan tümüyle çekilme ve Ürdün Sınırı’nı Filistinlilere bırakma gibi bir niyeti yok. Netanyahu 1996 yılında ilk defa iktidara geldiğinde Barış Süreci’ni sekteye uğratmakla övünen bir lider olmuştu. Geçen sene yerleşimcilerle yaptığı bir toplantıda asla yerleşimlere dokunulmasına izin vermeyeceğini söylerken gizlice görüntülendi. Sonrasında kendisinden sözlerine bir tekzip de gelmedi. İsrail toplumu ve siyaseti 1967’den beri sürekli sağa kayıyor; dindar-milliyetçi akımlar bugün İsrail’in siyasetine renklerini veriyorlar. 1982 Lübnan İşgali’nden sonra ortaya çıkan ve İntifada ile daha da güçlenen Barış Hareketi bugün etkisini gittikçe yitirmiş durumda. İsrailli barış yanlılarına ve solcu-demokrat kesimlere yönelik kendi toplumları içerisinden tepkiler ve baskılar da yoğunlaşıyor. Barış yanlısı seslerin susturulduğu İsrail medyasında Filistinlilerin işgalin bir sonucu olarak gerçekleştirdikleri kaçırma, roket saldırısı, sızma vb. eylemleri,  çıplak gerçeklikten kopartılarak anti-semitik insanlık dışı unsurların İsrail halkına yönelik nefretinin yansıması olarak sunuluyor. Bu arada İsrail nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan Filistinli yurttaşlara yönelik de gündelik yaşamın içerisindeki ayrımcılık ve nefret söyleminde çarpıcı bir artış var. Bu şartlar altında İsrail’i barışa zorlayacak yegâne şey, dışarıdan baskı altına alınmasıdır. Birkaç seneden beri özellikle akademik-kültürel alana odaklanan boykot kampanyası İsrail’i gittikçe rahatsız etmeye başladı. AB’nin işgal altındaki topraklarda kurulmuş Yahudi yerleşimleri ile ekonomik, kültürel hiçbir ilişkiye geçilmemesi kararı da önemli bir dönüm noktası oldu. Ama yeterli değil. İsrail’i asıl zorlayacak olan ABD ile ilişkisinde yaşanacak bir değişimdir. Önkoşulsuz Amerikan desteği sürdüğü müddetçe İsrail faşizan politikalarını uygulamaya devam edecek görünüyor.

“One Minute” ile böbürlenen AKP hükümetinin İsrail ile dış ticareti her sene artırdığını da hatırlatmakta fayda var. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2011 yılında 4 milyar TL civarında iken 2013’te 4.9 milyar TL’ye çıktı. Filistinliler acımasızca katledilirken sessiz sakin ticaretine devam edenleri deşifre etmenin zamanıdır. Bize düşen İsrail’i ekonomik, kültürel, siyasal ve akademik açıdan küresel boykot kampanyasına tüm gücümüzle destek olmamızdır

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar