Facebook bizi izliyor! Evet, neden şaşırıyoruz? -

Son günlerin çok konuşulan skandallarından biri Facebook olayı. Ülkemizin daha can yakıcı sorunları olduğu için bu konu bizim gündemimize pek giremeyecek olsa da, bazı konular üzerine düşünmemiz için iyi bir fırsat verdiğini düşünüyorum.

Konunun birçok teknik ayrıntısı var ancak bu ayrıntılara girmeden meseleyi kısaca aktaracağım. Konuya ilişkin detaylar için aşağıda belirteceğim kaynaklara göz atılabilir. Aslında, birkaç gün evvel ortaya çıkan Facebook olayı bir skandaldan ziyade malumun ilanından, gerçekle beklenmedik bir anda karşılaşmaktan başka bir şey değil.

Facebook uygulaması geliştirenler, Facebook’u, uygulamalarını kullanıcılara ulaştırmak için kullanıyor. Bu uygulamaların kullanılabilmesi için gereken izinler çeşitlilik gösteriyor ve uygulamayı geliştirenler, Facebook’un “şu bilgileri kullanıcılardan talep edebilirisin,” diye sunduğu yelpazeden işlerine yarayacak bilgileri seçerek kullanıcılardan bu bilgileri toplayabiliyorlar. Cambridge Analytica isimli bir araştırma şirketi de bir Facebook testi uygulaması geliştiriyor ve bunu yükleyen kullanıcılara bir miktar para veriyor. Uygulama vasıtasıyla, bu uygulamayı yükleyen kullanıcıların bilgilerinin yanı sıra Facebook arkadaşlarının da bilgilerini topluyor bu şirket. Ne de olsa altyapı Facebook tarafından sağlanmıştı. Yani bu uygulamayı kullanan 270 bin kullanıcıyı tuzağa düşürerek, arkadaşlarıyla birlikte 50 milyon kullanıcının kişisel bilgilerine erişiyorlar. Elbette maliyeti de 50 milyon kişiden 270 bin kişiye düşürmüş oluyorlar.

Kişiye uygun manipülasyon

Uygulamayı kullanarak elde ettikleri bu devasa kişisel bilgilerle (Facebook beğenilerinden paylaşımlara, politik tercihten cinsiyete, aile bağlarından fotoğraflara…) ellerinde inanılmaz büyüklükte bir veri seti oluşuyor ve bunu da kişilik analizi yapan ve kullanıcıların profilini çıkartan bir programın geliştirilmesi için kullanıyorlar. Daha sonra da bu programı A.B.D. seçimlerinde Trump kampanyasında kullanıyorlar ve profilini belirledikleri kullanıcılara en uygun reklamları göstererek onları manipüle etmeye çalışıyorlar; yeri geldiğinde kullanıcıları kışkırtıyorlar bu reklamlarla. Böylece sadece kullanıcılar değil, farkında olmadan bu kullanıcıların -bir nevi- ajanlığı ile arkadaşları da Trump’un manipülasyonuna maruz kalıyor. Facebook’tan edindiği bilgiler doğrultusunda Trump, sen ne seviyorsan sana oradan oynuyor, neyden nefret ediyorsan sana oradan vuruyor. Uygulamayı yüklemeyen arkadaşa da aynısı oluyor. Mesele kısaca bu. Dediğim gibi ayrıntılar için aşağıda belirteceğim kaynaklara bakmanız iyi olacaktır. Ama benim meselem bu değil.

Black Mirror dizisi ve resmettiği distopik dünya herkesin dilinde ve adeta bir ‘aydınlanma’ yaşanıyor. Ama bunlar genelde hayatın gerçekliğiyle örtüştüremiyor olmamızdan dolayı kurgusal kalıyor. Sürekli olarak, gerçeklikle günlük hayatımız arasında bir mesafe var… Bir durumun Orwell’in 1984 romanına benzemesi de politik bir uyanışa sevk etmiyor, 1984 ile analoji kurup romantizm yapıyoruz. Benimse aklıma gelen hep Person of Interest dizisi oluyor. Ama tüm bunlar hep kurgusal kalıyor ve Facebook gerçeği yüzümüze tokat gibi vurduğunda bir anlık kendimize geliyoruz. Facebook bizi izliyor! Evet, neden şaşırıyoruz?

Daha 2010’lu yılların başında veri madenciliği konusu Türkiye’nin köklü üniversitelerinde okutulurken reklamcılıkta davranışsal yeniden hedefleme konuları çalışılıyor, kullanıcıların internette gezinirken yaptıkları hareketler izlenip kaydediliyor, ilgileri belirlenip satın alma ihtimalleri yüksek olan ürünlerin reklamları “pop-up” şeklinde önlerine çıkarılıyordu. Lisans, yüksek lisans, doktora öğrencileri, araştırma görevlileri bu sonuçların daha tutarlı olmasını sağlayacak algoritmalar geliştiriyor, makaleler yazıyor, tezler hazırlıyor, akademisyenler ise özel şirketlere danışmanlık yapıyordu. Muhtemelen birçoğu geliştirdikleri algoritmaları Amazon, Facebook, Twitter, Google’a satma ya da onlardan bir takdir alma derdindeydi.

Kurumsal olarak da pek bir önem atfedilmeyen “bilişim etiği” ya da “mühendislik etiği” dersleri angarya olarak görülüyordu (Bakınız bu nokta önemli: Bizler mühendislerimizin de işletmecilerimizin de mesleki etikten yoksun olmalarını önemsemiyoruz). Bu çalışmaları en masum bilimsel amaçlarla yaparlarken hiçbiri ileride Facebook olayına şaşıracaklarını tahmin etmiyorlardı muhtemelen. Veri madenciliği yöntemlerinin seçimlerde kullanılması ile alışverişte kullanılması arasında çok da bir fark yok zaten. İki taraf da ürününü, imajını pazarlayıp satmaya çalışıyor.

Teknolojik iyimserlik

Durum oldukça ciddi ama biz, Facebook’ta “like” almanın, Instagram’da beğenilmenin, Google’ın ya da Siri’nin bizim sesli komutlarımıza cevap vermesinin ve böylece tatmin edilen egomuzun yarattığı hazzın bazı şeyleri perdelemesine, üzerini kapatmasına göz yumuyoruz. İrili ufaklı bütün şirketler, bütün uygulamalar veri topluyor, satıyor, işliyor, izliyor, manipüle ediyor. Satmayanlar ise “dursun, lazım olur,” deyip saklıyor. Bunda şaşıracak bir şey yok. Bu, malum olanın beceriksizlik yüzünden ortalığa saçılmasıydı.

Neye şaşırıyoruz? Facebook’un yaptığı her şey kitabına uygundu: Kişisel verilerin ihlali mi? Özel hayatın gizliliğine mi aykırı? Bu, sorunu bireyselleştirmek anlamına gelir ki zaten bu nedenle kullanıcı hareketleri, kullanıcı bilgileri madencilik süreçlerinde anonimleştirilir, anonim biçimde saklanır, anonim biçimde kullanıcılar hedeflenir ve bu şekilde kişisel verilerin ihlali ve gizliliğe aykırılık gibi ithamlardan sakınılır.

“Kullanıcı sözleşmesi” adı altında farkında olmadan bazı şeylerin kullanıcılara yutturulması mı? Bu sorunu çok basitleştirmek olacağı gibi hedefi de ıskalar. Bilgilerin satılması mı? Yoksa usulsüz gibi görünen ama hukuki pek de sorun teşkil etmeyen bir biçimde ele geçirilmesi mi? Herkes bu şirketlerin nasıl para kazandığını da az çok biliyordu. Kapitalizm sadece “benim elimde bu var, sende de şu var, eğer bir anlaşmaya vardıysak ‘özgür’ özneler olarak bu fiyat üzerinden mübadele ediyoruz,” biçiminde işlemiyor. Çalma, yağma, talan, el koyma, hile, kandırma, usulsüzlük, manipülasyon… Bunlar kapitalizmin işleyiş mekanizmalarının bir ayağı.

Hem de çok merkezi bir ayağı. Bu bilgilerin Trump gibi pek sevilmeyen biri için kullanılması mı? Olabilir. Ne bekliyorduk? Bu şartlarda, kapitalizmin egemen olduğu bir düzende bu verilerin, hastalıkların daha isabetli teşhisinde, gıda verimliliğinin artırılmasında, halk sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesinde, kişiye özel tedavi uygulanmasında ya da gen havuzu analizi ile hastalıkların erken teşhisinde kullanılacağını mı? İşte o zaman teknolojik bir iyimserliğe saplanmışız demektir.[1]

Kullanıcılar da sömürülüyor

Vurgulamak istediğim nokta da buydu. Biz bu bilgilerin toplanmasına karşı değiliz belki de. Biz bu bilgilerin bizi manipüle etmek için kullanılmasına, bizi siyasetin ya da şirketlerin aracı konumuna getirmesine karşıyız; bizlerin bilgilerinin, bizlerin o platformlar üzerinde harcadığımız şuursuz, karşılığı ödenmemiş emeğin tasvip etmediğimiz bir amaç doğrultusunda kullanılmasına karşıyız. O nedenle kaygıların odağı “Demokrasi tehlikede mi?” biçiminde ortaya çıktı. Farkına bile varmadığımız bir biçimde manipüle edilmenin, bizim bile bilmediğimiz karakteristik özelliklerimizin başkaları tarafından kullanılmasının, başkalarının çıkarları için kullanılmamızın verdiği rahatsızlık… Bu bilgilerin kanserin erken teşhisinde kullanılmasına karşı olmayabilirdik. Ama bu mümkün değil.

Kapitalizm altında bu bilgiler sadece daha fazla kâr için bin bir hileyle, şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle toplanır, işlenir, satılır, kullanıcılar manipüle edilir, ürünler satılır. Trump’ın satılması gibi. Facebook, Whatsapp’ı 2014 yılında 19 milyar dolara satın alırken de insanlar arası iletişimin kalitesini arttırmayı amaçlamadı. Şirketlerle bu tür bir ilişkiye girdiğimiz sürece bu olacaktır. Olmak zorundadır. Şirketler var olduğu sürece bu olacaktır. Bu durum, Avrupa’daki gibi veri koruma yasaları olsa, şirketlerin depoladığı ve işlediği veriler denetime tabi tutulsa bile, daha az ya da çok bilgi toplama, daha az ya da çok veri hırsızlığı, daha az ya da çok manipülasyon ile ortaya çıksa dâhi olacaktır. Sorun bunların niceliği sorunu değil, yapısal bir sorundur. Teknoloji bu anlamda nötrdür. Ona değer atfetmemizi sağlayan, ne amaçla kullanıldığıdır.

Sonuç olarak bu mesele sadece Facebook özelinde ele alınmamalı, zira bu veri toplama, gözetleme ve manipülasyon işini az ya da çok artık bütün şirketler ve devletler [2] yapıyor: Büyük veri (big data), veri madenciliği (data mining), makine öğrenmesi (machine learning), yapay zeka (artificial intelligence) düzeyinde de ele alınmamalı, zira bunlar kendi içlerinde bir değer barındırmıyor. Bu mesele, bu teknolojilerin kapitalist ve politik amaçlarla kullanılması çerçevesinde ele alınıp tartışılmalı. Çünkü mevcut durumda kullanıcılar sadece veri sağlayan ve karşıtını besleyen bir nesne olarak konumlanmakta, sürecin etkin bir öznesi olamamakta. Şirket çalışanları gibi, verdikleri hizmet karşılığında kendilerini daha da özgürlüksüz kılmakta, sömürülmekte, manipüle edilmekte, kullanılmaktalar.

Ve kapitalizmi eksenine almayan tartışmaların ufku, manipülasyon derecesi aşağı-yukarı dalgalandırılmış sonuçlardan öteye gidememe tehlikesiyle karşı karşıya.

Okumalar:

  • “Cambridge Analytica Explained: Data and Elections”, https://medium.com/privacy-international/cambridge-analytica-explained-data-and-elections-6d4e06549491
  • “Facebook Skandalı ve Demokrasilerin Geleceği”, https://fularsizentellik.com/journal/2018/3/21/facebook-cambridge-analytica
  • Zeynep Tüfekçi, “Facebook’un gözetim makinesi”, çev. Diyar Saraçoğlu, http://sendika62.org/2018/03/facebookun-gozetim-makinesi-zeynep-tufekci-481708/
  • Binoy Kampmark, “Facebook, Cambridge Analytica and Surveillance Capitalism”, https://www.counterpunch.org/2018/03/22/facebook-cambridge-analytica-and-surveillance-capitalism/

[1] Teknolojik iyimserliğe başka bir yaklaşım için Güney Işıkara’nın “Teknolojik İyimserliğe Dair” makalesi okunabilir: http://www.abstraktdergi.net/teknolojik-iyimserlige-dair

[2] Çin devleti, ülkede WeChat dışında anlık bir mesajlaşma uygulamasının kullanılmasına izin vermiyor. Facebook, Twitter, Whatsapp, Telegram gibi uygulamalar Çin’de VPN’siz kullanılamıyor. Tüm anlık paylaşımlar, mesajlaşmalar hatta gittiğiniz ufak bir restoranda gerçekleştireceğiniz hesap ödemesi bile bu uygulama üzerinden yapılıyor (bir nevi ulusal uygulama). Neredeyse her Çinli bir WeChat kullanıcısı ve bu uygulama devlet tarafından izleniyor. Hatta dijital ortam etkinlikleri bir sosyal kredi sistemi tarafından kullanılıyor: http://www.paraanaliz.com/2017/ekonomi/cinin-sosyal-kredi-sistemi-15531/.

Bu durum sadece Çin’e özgü değil elbette. Yerli ve milli mesajlaşma uygulaması, yerli ve milli arama motoru yapan ve yapmaya çalışan, böylece vatandaşlarını izleyen, izlemeye çalışan birçok devlet var. Ancak gözetleme ve manipülasyon arasına bir fark koymak lazım. Devletler, şimdilik işin daha çok gözetleme tarafında yer alır görünürken şirketler manipülasyonu amaçlıyor.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar