Erkeklik ile kolektif mücadelede “Başlangıç” (Kolektif Özeleştiri) -

Başlangıç olarak patriyarkayı / erkekliği elbette birtakım ‘kendini bilmez’ bireylere has bir sorun olarak değil, tüm erkekleri kapsayan toplumsal bir mesele olarak görüyoruz. Bu çerçevede de, patriyarkaya karşı mücadelemizi öncelikle kendi içimizde yürütmek gerektiğine inanıyoruz. Grup içinde bireysel eril tavırlara müsamaha göstermemenin yanı sıra, feminist hareketten öğrendiklerimiz doğrultusunda, -mümkün olduğunca- kadınların özgür, eşit ve güçlü hissettikleri bir zemin için tedbirler alıyoruz. Ancak şüphesiz ki bu çabalar tek başına erkeklik ile mücadele için yeterli değildir. Başlangıç daha köklü bir dönüşümün çabası içinde olmalıdır. Aksi halde hem kendi siyaset alanı içinde üretilen, hem de grup üyelerinin gündelik yaşamda ürettikleri erkeklik hallerinden sorumlu olacaktır. Bu anlamda erkeklik ile mücadele biçimlerinin ve erkeklik üreten mekanizmaların, Başlangıç bünyesinde özellikle de erkek üyeler arasında daha fazla irdelenmesi gerekmektedir.

Nitekim kısa bir süre önce bir Başlangıç üyesine yönelik olarak, Yeryüzünün Lanetlileri’nden bir kadın tarafından taciz beyanında bulunuldu. Genel işleyiş ilkelerimiz çerçevesinde, kadının beyanını esas alarak derhal -kadının talebi doğrultusunda- salt kadınlardan oluşan bir etik kurul oluşturduk. Yapının idari organlarından tamamen bağımsız işleyen kurul, taraflarla görüştü, konuyu karara bağladı ve tacizin söz konusu olduğu kanaatine vardı. Kurulun ilgili üyeye yönelik aldığı yaptırım kararının yanı sıra, grup olarak kadın arkadaşın yayınladığımız talepleri doğrultusunda bu metni kaleme alarak konuyu bireysel değil –kadın arkadaşın ve Yeryüzünün Lanetlileri ile yaptığımız görüşmeler sonucu- kolektif bir mesele olarak gördüğümüzü tekrar vurgulamayı doğru bulduk. Zira bu tür bir konunun, Yeryüzünün Lanetlileri’ndeki kadının sırtına yıkılması söz konusu olamaz; konunun muhatabı Başlangıç kolektifidir.

Sadece ilgili üyeye yaptırım uygulamakla, onu uzaklaştırmak veya tecrit etmekle konunun çözülmeyeceğini de biliyoruz. Kolektifteki bütün erkeklerin Başlangıç veya yakın çevresinde gerçekleşen veya gerçekleşecek eril davranışların sorumluluğunu paylaştığına inanıyoruz. Bütün erkekler, ataerkinin ortamlarımızda yeniden üretilmesi veya buna göz yumulması noktasında bir sorumluluk taşıyor. Bu nedenle de, söz konusu olanın, tüm erkekleri kapsayan uzun erimli bir kolektif dönüşüm süreci olduğunun farkındayız. Aksi takdirde mevcut topluma alternatif bir karşı toplumsallığın mütevazı birer nüvesi olması gereken gruplarımızın bu işlevi yerine getirmesi mümkün olmayacak, erkeklik şu veya bu biçim altında, gruplarımızda tekrar tekrar üretilecektir. Başlangıç üyesi erkeğe, kolektifin bildirdiği kararların ve tavsiye niteliğindeki önerilerin erkeklikle mücadelede uyarıcı ve caydırıcı unsurlar olarak sürecin önemli bir parçası olduğunu düşünüyoruz. Bunlar; Başlangıç tarafından düzenlenen toplantı, etkinlik ve karar alma süreçlerine -belirlenen zaman aralığı içinde- katılmayı engelleyen kararları ve sosyal ortamlardaki davranışlara yönelik tavsiyeleri içermektedir. Başlangıç üyesi erkeğin bu kararlar ve tavsiyelere yönelik tavrı, kolektifin değerlendirmesine tabi olacaktır.

Şu unutulmamalıdır ki erkeklik hangi siyasal söylem ve görüş ardına gizlenirse gizlensin her an ortaya çıkabilen, sürekli var olabilen,  hiçbir eril kişi ve kurumdan azade düşünülemeyecek bir mücadele alanıdır. Erkeklerin,  “kadının beyanı esastır” gibi feminist hareketin savunucusu olduğu görüş ve fikirleri beyan etmeleri ya da söylem olarak kadına yönelik şiddete ve tacize karşı olduklarını ifade etmeleri, kendilerinin de tacizi, şiddeti, eril tahakkümü ve benzeri erkeklik hallerini üretmedikleri ya da üretmeyecekleri anlamına gelmemektedir. Nitekim Türkiye sol hareketi bunun birçok örneğine sahiptir. Erkeklik, Başlangıç da dahil hiçbir siyasal görüş ve tavırdan yalıtılmış bir alan olarak görülemez.  Bu bağlamda kendini sosyalist düşünce içinde konumlandıran Başlangıç’ın, kadın özgürlük hareketine ilişkin savunuları -tek başına- cinsiyete dayalı eşitsizliğin/erkekliğin sürdürülmediği bir politik çevre olması için yeterli değildir. Bu savunuların aynı zamanda, içkin bir tartışma ve iç görü ile değerlendirilerek hayata geçirilmesi için çabalanmalıdır. Bu çaba, taciz, şiddet gibi kadınların sömürüldüğü benzeri durumlarda Başlangıç’ın alacağı tavırla yakından ilgilidir. Tacizi örtme, taciz eden erkeği koruma ve meseleyi dönüştürücü etkilerini göz ardı ederek tartışmaktan kaçınmak yerine, hem grup içinde hem grup dışında tartışmak, yüzleşmek, samimiyetle üzerine düşünmek ve bu doğrultuda hareket etmek gerekmektedir.

Başlangıç’ın önceliği mevcut pozitif ayrımcılık tedbirlerini geliştirmek, kadınları grup içinde güçlendirmek, cinsiyetçi işbölümünden kaynaklı olarak kadınlar ve erkekler arasında var olan eşitsizliklerin aşılması için adımlar atmak, erkeklerin anti-patriyarkal eğitimi için tedbir almak, ‘erkek dayanışması’na tolerans göstermemek ve bu tür vakalarda her zaman kadını koruyan ve şeffaf bir hat izlemektir. Bu bağlamda Başlangıç olarak mevcut eksikliklerimizin ve ihtiyaçlarımızın izini sürerek, bu hattı taviz vermeden sürdürmeyi amaçlamaktayız.  Kat etmemiz gereken aşamaların farkında olarak şunu belirtmek isteriz ki, bu metin sadece söz konusu tacize ilişkin sürecin eleştirel bir sonucu olarak değil aynı zamanda,  bir süredir erkekliğe ilişkin kendi içimizde de yürüttüğümüz eleştirel sürecin ve tartışmaların başlangıç metni olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca taciz beyanında bulunan Yeryüzünün Lanetlileri Kadınlarına, kendi içimizdeki bu yüzleşmeye katkı sunduğu ve kurduğu güçlü etik-politik bağlam nedeniyle teşekkür eder;  tacizin sorumluluğunu paylaşan bir kolektif olarak olayın muhatabından ve tüm kadınlardan özür dileriz.

Dayanışmayla,

Başlangıç

 

Taciz Beyanı

Sevgili Arkadaşlarım,

Bu metni 20 Haziranı 21 Haziran’a bağlayan gece yaşadığım fiziksel tacizi anlatmak ve bu hususta ne yapabileceğimizi birlikte düşünebilmemiz için yazıyorum. Tacizi gerçekleştiren şahsın, bilindiği kadarıyla Başlangıç Dergisi çevresinde örgütlenmiş olması, aynı zamanda Eğitim Sen 6 no’lu şubenin İstanbul Üniversitesi temsilcisi olması, meseleyi farklı mecralarda da tartışılması gereken bir mesele haline getiriyor. Yol ve yöntemleri ne olursa olsun bu kişi, sol, sosyalist bir siyasi çevrede, aynı zamanda benim de içinde bulunduğum emek hareketi içerisinde yer alıyor. Dolayısıyla bizim bu meseleye yaklaşımımızın ve eleştirimizin de sahip olduğumuz dünya görüşü bağlamında bir politik çerçeve içerisinden gelişmesini önemli buluyorum. Yani, korumamız gereken, tekil olarak tüm kadınların bedenleri, bunun için erkeklikle mücadele etmemiz, hiçbir muafiyet gözetmeksizin erkekliği icra eden erkeklerle mücadele etmemiz. Fakat bununla sınırlı değil. Bunu yaparken, aynı zamanda sınıflı toplumların eşitsizlik üzerine kurulu ilişkilerini olumsuzlayan bir toplum inşa etme arzusundayız. Bu ise durumu, bireyin cezalandırılmasının ötesinde, sorunun çözümüne dair yordamlar geliştirmek konusunda her birimize yükler yüklüyor.

Düşmanlaştırmak istediğimiz şeyin, tekil öznelerden ziyade; yaşadığımız toplumun mevcut ilişkiler toplamı olduğu gerçeği, çokça tartıştığımız bir meseleydi. Burada da fail, tekil bir özne değil onda tecessüm eden kadının hem sömürü aracı hem de bizatihi bedeninin sömürge olarak görüldüğü toplumsal ilişkiler. Bu ilişkiler, bugün dünden daha belirgin olarak karşımızda duruyor, Gazetelerin 3. Sayfasından hepimize sesleniyor. Bu toplumun içinde yaşayan, onu eleştiren politik, toplumsal tasarımların öznelerinin bundan tamamen azade kalması düşünülemezdi. Soru, bunun neden olduğu, nasıl içimizde muhtelif formlarda sürekli tekrar edebildiği…

Mesele, aramızdaki birkaç “çürük” elmayı temizleme meselesi olarak düşünülemez kanımca. Mesele, toplumun çürüyüşünün bizim alternatif toplumsallıklarımız içerisinde yeniden üretilmesi meselesi. Dolayısıyla, bu yeniden üretilebiliyorsa, biz, sosyal ilişkilerimizi bu çürümeyi içerecek şekilde kurduğumuz için oluyor. Bu açıdan, taciz eylemini gerçekleştiren şahsın içinde bulunduğu politik ve sosyal çevre, bu eylemin kendisinin sorumluluğunu paylaşmakla yükümlüdür ve içinde yer aldığı platformlarda bunun bir özeleştirisini sunmanın yanı sıra, hem eylemin başka erkek üyelerce tekrarlanmasını engelleyecek türde, hem de faili dönüştürmeye yönelik bir edimsellik geliştirmenin sorumluluğunu üstlenmelidir. Bunun politik çevrelerin saygınlığı ve dünya görüşlerindeki samimiyetlerinin bir gereği olduğunu düşünüyorum. Hakikatimiz buysa, bununla yüzleşmekten kaçınamayız.

Benim için eleştiride ve yaptırımda adil olmak; bu süreçlerden tüm kadınlar olarak ve en nihayetinde kapitalist toplumla mücadele bakımından yan yana gelen herkesin güçlenerek çıkması önemli. Buna katkısı olabilecek ve somut çelişkileri yok saymadan ortaya konan çözümlerin bir faydası olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle sizlerin fikirleri benim için geliştirici olacaktır.

Ben bu yaklaşımla yaşadığım durumu değerlendirdiğimde, bana şöyle bir tutum daha doğru gibi geliyor:

– Bu vaka özelinde Başlangıç ekibinin, taciz eyleminde bulunan şahsın politik ve sosyal çevresine denk düştüğü için, hem tacizin hem de buna karşı uygulanacak yaptırım sürecinin temel muhatabı olarak kabul edilmesi daha doğrudur.

– Bu muhataplık, tam da kadın özgürlük mücadelesi üzerine iddiaları itibariyle, Başlangıç’ın ilişkili olduğu platformlarda teşhir ve bir özeleştiri metni paylaşmasını içerir. Bunun, tacizin üstünün örtülmediğinin, bu sorunla yüzleşmek ve çözmek bakımından samimi bir çaba içerisinde olunduğunun bize ve içinde yer alınan platformlara ifade edilmesi bakımından; bunun yerine getirilmemesi, bu teşhirin ve çözüm talebinin tüm yükünün bana/bize yüklenmesi gibi adaletsiz bir durum ortaya çıkaracağından; tüm bunlarla birlikte, böyle bir açıklamanın bu platformlarda gerçekleşmesi olası başka tekil vakaları önleyici bir etkide bulunması bakımından hem etik hem de işlevsel bir anlamı vardır.

– Tacizin failiyle ilgili yaptırım süreciyle ilgili inisiyatif, Başlangıç’ın disiplin kurulu sorumluluğundadır. Bu açıdan Başlangıç’la bir görüşme gerçekleşirse, bu konudaki talebimizi ifade edebiliriz. Fakat, bu konuyu Başlangıç içerisindeki kadınlarla birlikte değerlendirmek gerekir. İhraç, bilindiği üzere taciz vakalarında sıkça uygulanan bir yaptırım ve yine bildiğiniz üzere biz şimdiye kadar, yaptırım aracı olarak ihracı pek işlevli bulmadık. İhraç, sorunla yüzleşmek, sorunu çözmek yerine, sorundan kaçınma ve yine failin tutumunun bireysel bir tutum olarak ele alınması ve cezalandırılması anlamlarına geliyor. Yani iş, yine içimizdeki çürük elmalar meselesine bağlanmış oluyor. Genel bir sorun, kişiselleştirilmiş oluyor. Biz, bunun yerine davranışın dönüştürülmesi yönünde bir yaptırımı daha anlamlı bulduk. Burada da bu daha anlamlı olabilir. Failden özeleştiri ve özür istenmesi, kolektif tarafından eleştirilmesi, “belli bir süreliğine” ve “makul ölçüde” sosyal olarak tecrit edilmesi, birlikte aynı sosyal ortamlarda bulunulmaması, bununla eş zamanlı olarak sosyal kontrole tabi tutulması ve bu süreçte zaman zaman gözlemlenmesi ve tüm bu süreçler sonunda ikna olunduğunda kolektife dahil edilmesinin daha işlevli olabileceğini düşünüyorum.

– Bu konuyla ilgili konuştuğum ve faili daha yakından tanıyan sendikadan arkadaşların şahısla ilgili genel yorumlarının son zamanlarda aşırı alkol tükettiği, kendini bu açıdan kontrol edemediği yönünde olması, dahası benimle ilişkili taciz sırasında da yine aşırı alkollü olması bu sosyal tecrit ve sosyal kontrol meselesini daha önemli hale getiriyor. Bu nedenle, şahsın, özellikle kadınların alkol kullandığı sosyal ortamlardan yine belli bir süreliğine, davranışın tekrar edilmeyeceğine ikna oluncaya kadar uzak tutulması oldukça gerekli ve önemlidir.

– İhraç durumu, bana, failin bu çerçevede bir yaptırımı kabul etmemesi durumunda uygulanabilecek bir yaptırım gibi geliyor ki bu da gerçek anlamda kolektifin tüm üyelerin tüm ilişkilerini kesmesini gerekli kılar diye düşünüyorum. İhraç edilip aynı sosyal ve politik ilişkilerin devam ettirilmesi gibi durumların varlığı, bana kalırsa bu konuyla ilgili alınabilecek en samimiyetsiz tutumlardan biri olur.

– Bunlara ek olarak, olayın benimle ilişkisinin tartışılması hususunda “mağdur” pozisyonunu kabul etmek istemediğimi belirtmek isterim. Bunun, kadınları güçsüzleştirdiğini, nesneleştirdiğini düşünüyorum; burada failin eylemi de sanki tesadüfi, istisnai bir eylemmiş gibi ele alınıyor. Oysa, hem yaşadığımız dış dünyada hem de tüm bu alternatif, eleştirel toplumsallıklar içerisinde taciz ya da maddi manevi istismar bakımından -açık ya da örtük- pek çok mağdur, pek çok fail bulmak mümkündür.

– Tam da bu nedenle, bulunduğumuz toplumsallıklar içerisinde tutarlı bir kadın tavrına ihtiyaç var diye düşünüyorum. Olanı çözümlemenin yanı sıra olacak olanı engellemek adına çizilmesi gereken etik-politik bir çerçeve üzerine her yapı kendi içinde kararlı bir eleştiri ve tartışma süreci örgütlemeli.

– Ayrıca, bu meseleyi sendika disiplin kurulunun gündemine de taşımam gerekiyor. Benim fikrim, daha önce ifade ettiğim gibi taciz gibi, üyelerin sosyal ilişkileri sırasında ortaya çıkan problemlerin, sendika gibi yapılar içerisinde -ki burada üyeler, bireysel emekçiler olarak kabul edilip, kendi dünya görüşleri ve politik iddialarının dışında bir hukukla, ilgili tüzük maddesi doğrultusunda yaptırıma tabi tutulduğu için- bunu sendikanın gündemine taşımamaktı. Fakat kimi sendika üyelerinin özellikle kadınların bana ifade ettiği gibi bu, iki açıdan doğru olmayacaktı. Öncelikle sendika içerisindeki kadınları bu şahsa maruz bırakmak gibi bir sonuç üretecekti. İkincisi, sendikada bu hususta gösterilen yaptırımlarda bir çifte standardın oluşmasına ve adaletsizliğe neden olacaktı. Mevzu bahis şahsın sendikayı İstanbul Üniversitesi’nde temsil ettiği düşünüldüğünde, bu daha fazla gereklilik haline geldi.

– Tüm bunlara ek olarak bir politik yapının tamamının, içerisindeki bireyler tarafından işlenen bir taciz eylemi nedeniyle (politik yapının kendisi bunun üstünü kapatmadığı, samimi bir şekilde çözmeye çalıştığı müddetçe) tacizci olarak adlandırılması doğru olmayacaktır. Dolayısıyla, bizim için çözüme dönük yaptırım ve süreçlerin izleyicisi olmak, meselenin sol kamuoyunda, gündelik sohbetlerde dile getirilmesi söz konusu olduğunda, tartışmanın çerçevesinin hakkaniyetli bir formda ilerletilmesine katkıda bulunmak önemlidir.

 

Kişisel Özeleştiri

20 Haziran gecesi katıldığım bir partiden sonra, 23 Haziran öğlene doğru partiye katılan kadın arkadaşlardan birinin hakkımda taciz iddiasında bulunduğunu öğrendim. İşin gerçeği bu suçlamanın ayrıntılarına karşı söyleyecek bir sözüm yok, çünkü gecenin ilerleyen saatleri, mekandan çıkış ve eve dönüş dahil olmak üzere hiçbir şey hatırlamıyorum. Aşırı alkol o geceye dair hiçbir şey hatırlayamama neden oldu. Yıllardır bulunduğum zeminlerde, kadınların taciz iddialarıyla ilgili bir soruşturma başlatılabilmesi için kadınlarının beyanının esas olduğunu savundum. Benim durumumda, yani hiçbir şey hatırlamadığım bu durumda ise kadın arkadaşımızın beyanının aynı zamanda gerçek olduğunu kabul ediyorum.

Sadece bilinçli olarak yaptıklarımızdan değil, bilinçdışı yaptıklarımızdan da sorumlu olduğumuzun farkındayım. Şimdiye kadar mücadele ettiğim bir erkeklik halinin bende de ortaya çıkmış olması, bu meselede kat etmem gereken bir yol olduğunu fark ettirdi. Bu erkeklik halleriyle sadece bilinçli ve ayık bir mücadelenin yetmediğini, onun bilinçdışı dünyamıza da sızan güçlü kökleri olduğunu fark ettirdi bu süreç. Son 10 yıldır kendi kişisel acılarımdan uzaklaşmak için kullandığım alkolün, cinsiyetçiliğe karşı beni zayıflattığını fark ettim. Bu yüzden alkolün yol açtığı kontrol kaybına karşı da alkolü hayatımda sınırlandırmaya karar verdim.

Özür diliyorum. Kadın arkadaşımıza yaşattığım duygulardan dolayı özür diliyorum. Bugüne kadar bir güven ilişkisi üzerinden arkadaşlık ve yoldaşlık kurduğum bütün kadınlardan, yaşatmış olduğum hayal kırıklığı için özür diliyorum. Bu özür benim için kuru bir sözcük değil. Bu özrün, gece ve gündüz bütün hayatımı etkileyen gerçek bir duygu durumu olduğunun bilinmesini isterim.

Bu olay karşısında içinde bulunduğum kurumlarda halihazırda başlayan ve başlayacak olan disiplin soruşturmaları sürecinden çıkacak olan bütün kararları kabul edeceğimi ve gereğini yapacağımı beyan ediyorum.

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar