Eğitim Sen Genel Kurulu’nun ardından -

Türkiye’de kamu emekçilerinin umudu olan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim Sen) 10. Olağan Genel Kurulu 26-27-28 Mayıs’ta Ankara’da, ülkenin dört bir yanından gelen delegelerin katılımı ile yapıldı. Hiç şüphe yok ki sendikal ve politik mücadele tarihi ve iradesiyle, özelde eğitim genelde de kamu emekçilerinin sorunları, çözüm yolları açısından Eğitim Sen genel kurulları her zaman önem arz etmiştir. Ancak bu genel kurul içinden geçtiğimiz olağanüstü koşullar dolayısıyla da ayrı bir öneme sahipti.

Türkiye’de siyasal iktidar 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında fiili, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında da yasal düzeyde bir olağanüstü hal rejimi ile yönetmektedir. Kendi hegemonya krizini aşabilmek ve iktidar bloğu içindeki çatışmaları bastırabilmek için, AKP iktidarı Kürt sorunu merkezinde içeride ve dışarıda savaş politikalarına, Müslüman-Türk milliyetçiliğinin körüklenmesine ve emeğe yönelik saldırılara dayalı bir politika izlemekte. Ülke tek adama dayalı başkanlık rejimine sürükleniyor. Neredeyse bir yıldır OHAL ile yönetiliyor. Anayasa başta olmak üzere hukuk düzeni ve yargı sistemi rafa kaldırılmış durumda. 15 Temmuz’u “büyük bir lütuf” olarak görüp fırsata çeviren siyasi iktidar OHAL KHK’larıyla devleti, siyasal ve toplumsal hayatı yeniden şekillendiriyor. Ekonomi, hukuk, güvenlik, çevre, eğitim, sağlık, yükseköğretim vb. hayatın her alanına dair KHK’lar yayınlanıyor.

Kamudaki emek rejiminin güvencesizleştirilmesi, esnekleştirilmesi düzenlemelerinin eli kulağında. Gülencilikle mücadele adı altında aynı zamanda kamudan sosyalist, demokrat, yurtsever, ilerici unsurlar tasfiye ediliyor. Kamudan ihraç edilen yaklaşık 103.000 kamu emekçisinin, 3.249’u KESK’e bağlı sendika üyeleri. İhraç edilenler kamu hizmetinden mahrum bırakılıyor, yargı süreçleri kapatılıyor, pasaportları iptal ediliyor. Vatandaş değil düşman statüsüne sokuluyor ve sivil ölüme mahkûm ediliyorlar. Kamu emekçilerinin sağcı sendikaları ya üç maymunu oynuyor ya da bu politikalara destek veriyor. Bu koşullar altında sadece kendi üyelerinin değil tüm kamu emekçilerinin göz kulağı, umudu KESK’te ve Eğitim Sen’de.

İşte bu atmosfer içinde ülkenin emek, demokrasi ve barış güçlerinin ve bunların başında gelen Eğitim Sen’in işler her zamanki akışındaymış gibi olağan bir genel kurul geçirmemesi beklenirdi. Ülkenin içinden geçtiği krizi sermayenin ve devletin aleyhine, emekçilerin lehine çevirecek stratejik ve programatik tartışmalarla yoğrulmuş olması beklenirdi. Bu, Eğitim Sen’in süregiden kendi içsel krizini de aşmanın yegâne koşuluydu. Ancak böyle olmadı.

Tartışmalar ve önergeler

Salonda, “OHAL kaldırılsın, KHK’lar iptal edilsin, ihraç edilen açığa alınan emekçiler işlerine iade edilsin”, “Mülakat değil liyakat, ücretli ve sözleşmeli değil kadrolu istihdam”, “Eğitimde şiddet, ayrımcılık, mobbing ve çocuk istismarı son bulsun” ve “İnsan, toplum, doğa yararına üniversite” pankartlarının yanısıra 10 Ekim Katliamı’nda yitirilenlerin fotoğraflarının da yer aldığı bir pankart vardı. ”Birlik ve Dayanışma” şiarı ile yapılan genel kurulda iki milyon kamu emekçisinin temsilcisi olduğunu her fırsatta ifade eden KESK ve Eğitim Sen’de dönemin gerektirdiği ve pankartların dillendirdiği meselelere dair ne bir stratejik, programatik tartışma, ne de bir coşku ve heyecan vardı.

Kongrede tartışılan konular arasında, 29 Aralık barış grevi ve Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın işlerine geri dönmek için yaptıkları açlık grevi ön plana çıktı. Yaşanan üye kayıpları, katılım ve etki açısından silikleşen eylemler, ihraçlar konusundaki kahredici sessizlik ve adeta ihraçları kabullenme, üyelerin sendikaya yabancılaşması, şube kongrelerinde yönetici ve delege bulamama sorunu ve en önemlisi de önümüzdeki üç yıllık süreçte bu sorunların nasıl çözüleceğine dair bir yol haritası gibi konular neredeyse hiç konuşulmadı. Sendikanın örgütsel, stratejik ve programatik krizi ve ihtiyaçları gündem olamadı.

Bu durum genel kurula sunulan karar önergelerinde de kendini gösterdi. Genel kurulda tartışılan karar önergeleri hak alıcı bir mücadele programını içinde barındırmıyordu, önümüzdeki süreci yeterince öngöremeyen ve bu saldırıları püskürtecek kararlılıktan uzaktı önergeler ve tartışmalar. 657 sayılı kanunda yapılması planlanan değişiklikle iş güvencesinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir hamlenin kırmızı çizgimiz olduğu; KHK ile keyfi, haksız, hukuksuz ihraçlara karşı mücadele gibi kabul edilen kritik karar önergeleri belirli bir strateji ve program çerçevesi içinde ele alınmazsa önümüzdeki dönemde iyi niyet ifadeleri olarak tarihe geçmek durumunda kalabilir.

Yükseköğretim alanı

Genel kuruldaki olumlu gelişmelerden biri yükseköğretim alanına dair kadim dirence rağmen kabul ettirilen önergelerdi. Yükseköğretim alanında hem genel sendikalaşma oranının hem de Eğitim Sen örgütlülük oranının yüzde 10’ları bulamadığı bir veri. Bu milli eğitim alanının çok çok gerisinde bir oran. Aynı zamanda da ısrarla görülmemek istenen büyük bir imkân. Yükseköğretim mevzuatı, emek süreçleri ve ilişkileri vb. nitelikleriyle farklı bir alan ve kendine özgü sendikal örgütlenme stratejilerine, politikalarına ve araçlara gereksinim var. Bu perspektiften verilen ve kabul edilen önerge sonrasında, MYK içinde Yükseköğretim Sekreterliği’nin tek başına ayrı bir sekreterlik olarak tarif edilmesi sağlandı.

Bugüne kadar sendikamızın üyesi 311 akademisyen OHAL KHK’ları ile görevlerinden ihraç edildi. Bu üyelerimiz, ülkenin 45 farklı ilinde yaşamakta ve 56 ayrı bilimsel branşta uzman. Eğitim Sen’in yükseköğretim alanındaki üyelerinin sendikal strateji, program; eğitim alanının sorunları ve alternatifler üretilmesi; emek rejimi, çalışma koşulları vb. konularda örgütlenme ve mücadeleye hizmet edecek bilgi üretimine katkı sunacakları kurumsal zemine ihtiyaç vardı. Bu doğrultuda genel merkez bünyesinde bir Araştırma Merkezi kurulması da ön açıcı kararlardan biri oldu.

Örgüt içi demokrasi

Bir nokta da örgüt içi demokrasinin prosedürel boyutuna dair. Genel kurulda arzu edilen tartışmaların dönememesinin birçok sebebi var hiç şüphesiz. Ancak temel bir sorun da bu kadar yıl, deneyim ve kazanımdan sonra hala bir tartışma formu, söz kullanma süresi ve önceliği ve sistematizasyonundan yoksun oluşumuz. Buna uygun bir hazırlığın yapılmaması, divanın bu doğrultuda bir tavır sergilememesi önemli bir eksiklikti: İlk gün 45 dakikaya varan konuşmalar; ikinci gün zaman kalmadı denilerek, üstelik sırada ağırlıkla kadınlar, grup aidiyeti olmayan delegeler bulunurken bunun yapılması; itirazlar karşısında çok beceriksizce ve kızgın müdahaleler… Bunlar gerçekten bu sendikanın tarihine, birikimine yakışmıyor. Kürsü kullanımında makul süre sınırlaması getirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı söz kullanımı (örneğin söz isteyen kaç kadın delege olursa olsun; bir erkek bir kadın delege şeklinde sıralama yapılması; kadın delegelere artı süre verilmesi vb.) gibi örgüt içi demokrasiyi ve pozitif ayrımcılığı hayata geçirecek birçok düzenlemeyi devreye sokmak hiç, hem de hiç zor değil.

Bitirirken, tüm bu eksikliklere rağmen, KESK ve Eğitim Sen kamu emekçilerinin göz bebeğidir. Bu dar zamanlarda üyesine maddi ve manevi sahip çıkan tek sendikal örgütlülüktür. Görevimiz sendikal mücadelemizi, sınıf mücadelesini yükseltmek, sendikamızı bu açıdan güçlendirmektir. Bunun olmazsa olmaz şartı kendi krizimizle yüzleşip bir stratejik, programatik tartışmayı acilen önümüze koymaktır. Bu sendika, genel kurul dışında da bunun zeminlerine sahiptir, bu zeminleri inşa edebilir.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde işyerlerinden ve şubelerden başlayarak merkezileşecek bir tartışma sürecini hızla örgütlemek gerekiyor. Ancak kendi krizimizi aşmaya soyunduğumuz sürece içinden geçtiğimiz derin krizi sermayenin ve devletin aleyhine, emekçilerin lehine çevirebiliriz. Bu bağlamda ülkeyi OHAL ve KHK rejiminden kurtaracak yegâne güç işçi sınıfının gücüdür. Önümüzdeki sendikal ve siyasal mücadeleyi, iş yerlerinden, sokaktan ve hayatın her alanından birlikte örgütlemek ve yükseltmek bizlerin sorumluluğundadır. Bu sorumluluk bilinci TÖS, TÖB-DER, Eğit Sen ve Eğitim Sen geleneğinde mevcuttur.

Birleşik emek mücadelesini hak ettiği yere taşıyarak emeğin hakkını mutlaka kazanacağız. Yeter ki birlikte sahiplenilmiş bir mücadele programını hep birlikte yürütelim.

Bulunduğu kategori : Sınıf Hareketi

Yazar hakkında