Dünya Ticaret Örgütü: Kapitalizmin çalışkan kurumu -

DTÖ’nün hayata geçirdiği ‘Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması’ sermayenin tahakkümünün küresel ölçeğe yükseltilmesi açısından kilit önemde. 

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) 1995 yılında uluslararası ticareti düzenlemek amacıyla kurulan hükümetler arası bir örgüttür. Kökeni 2. Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde gerçekleştirilen “Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması”na dayanıyor. 164 üye devlet ile dünyadaki en büyük uluslararası ekonomik örgüt olma sıfatını haiz olan DTÖ, kuruluş amacı ve işlevi gereği, uluslararası ticareti kolaylaştırmaya, sermaye akışının önündeki ulusal ve uluslararası engelleri kaldırmaya yönelik çalışmalar yapıyor.

Bu yazıda, tam da bu amaç ve işlev doğrultusunda ortaya çıkan “Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması”nın getirdiklerini ele alacağız. 22 Şubat 2017’de yürürlüğe giren anlaşmanın arka planında DTÖ’nün 2001’de gerçekleştirdiği “Doha Kalkınma Turu” var. 2008 küresel kapitalist kriz ile sekteye uğrayan müzakereler, 2013’te “Bali Kararları” ile tekrar canlandı ve nihayet bu sene başında DTÖ’nün 119’u tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Anlaşmaya taraf devletler arasında ABD, Çin, bütün Avrupa Birliği üye devletleri, Rusya, Brezilya, Hindistan, Kanada, Katar, Suudi Arabistan ve elbette Türkiye de var.

Doha Turu ile başlayan sürecin temel amacı, bütün dünyada gümrük tarifelerini düşürerek ve ticaret kurallarını revize ederek küresel ticarette bir reform gerçekleştirmek ve ticareti kolaylaştırmaktı. Doha’dan sonra 2008’e kadar DTÖ, Cancún, Cenevre, Paris, Hong Kong, Potsdam zirvelerini gerçekleştirdi. Bütün bu toplantılarda, elbette gelişmiş ve gelişmekte olan devletler arasında tartışmalar yaşandı. Özellikle, devletlerin kendi ülkelerindeki tarım üreticilerine sağladığı desteklerin azaltılması ve tarımı uluslararası pazara açmak konularında AB, ABD, Brezilya ve Hindistan arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Bu süreç boyunca devletler tam anlamıyla anlaşma sağlayamasa da istikrarlı bir şekilde toplanmaya devam ettiler.

2013’te Endonezya’nın Bali Adası’nda DTÖ en üst düzeyde (Bakanlar Konferansı) toplandı ve devlet temsilcileri “Bali Paketi” adını verdikleri anlaşmayı imzaladılar. 2001’de Doha’da başlayan çalışmalar, 159 devletin imzası ile Bali’de somut bir sonuca ulaşmış oldu. Paket ile birlikte bürokrasinin küçültülmesi, gelişmiş devletlerin diğer devletlere uyguladığı ithalat gümrüklerinin ve kendi ülkelerinde ürettikleri mallara sağladıkları desteğin azaltılması hedeflendi. Bu elbette gelişmekte olan devletler için olumlu bir karardı.

Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması da Bali toplantılarında kabul edildi. Yeterli taraf sayısına ulaşınca 2017’de yürürlüğe giren Anlaşma, DTÖ direktörü Azevedo’ya göre, küresel ticaretteki en büyük reformlardan biri. Anlaşma ile gümrük prosedürleri azaltılacak, dış ticaret altyapısının ve karşılıklı güvenilirliğin geliştirilmesi konularında adımlar atılacak ve ticarette şeffaflık ve öngörülebilirlik artacak. Azevedo’ya göre, özellikle küçük işletmeler bu anlaşmadan fayda sağlayacak; dahası, bütün şartlar yerine getirilirse uluslararası ticaret giderleri yüzde 14,5 kadar azalacak ve böylece küresel ticaret hacmi yılda 1 trilyon dolar artış gösterebilecek ve bu artıştan en çok fakir ülkeler yararlanacak.

Çok kez ara verilen 20 yıllık müzakereler sonucunda ortaya çıkan anlaşma, neoliberal dönem olarak tanımladığımız bu dönemde, sermayenin tahakkümünün küresel ölçeğe yükseltilmesi için uluslararası siyasi-ekonomik kurumların ve devletlerin üstlendiği rollerin bir özeti gibi görülebilir.

Bu anlaşma ile birlikte, DTÖ, uluslararası kapitalist hegemonyanın çatı kurumu olarak kapitalizmin yaygınlaştırılmasında önemli bir başarı elde etmiş bulunuyor. Ayrıca, bu anlaşmanın – en kötü ihtimalde pratiğe yansımasa bile – en çok fakir ülkelere yarar sağlayacağı söylemini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bunun anlamı, uluslararası kapitalist hegemonyanın, sınıflı toplumun sürdürülebilir kılınması için gerekli reformları benimsemekten geri kalmayacağıdır.

Her dönem olduğu gibi bugün de, “kapitalizm büyük bir krizde” veya “yakında çökecek” gibi heyecanlandırıcı ifadeleri sayfalarına taşımaktan çekinmeyen kalem erbaplarının aksine, uluslararası kapitalist hegemonyanın işlemeye devam ettiğini görmek gerekiyor. Eğer bu gerçeğin farkına varmayı reddedersek, mücadeleye başlangıç noktamız da hatalı olacaktır. Hegemonyanın, ezilenlerin – alt sınıfların rızasını sağlamadan var olamayacağı elbette doğrudur. Fakat tam da yukarıda bahsettiğimiz anlaşmanın yaptığı gibi, kapitalist hegemonyanın rıza üretebilmeye devam ettiği ortadadır. Kapitalist hegemonyanın bu yüzünü ifşa etmek, onu yıkmak için mücadele verenler için belki de en gerekli görevdir.

Robert Cox’un yazdığı gibi, “hegemonya yastık gibidir: darbeleri emer, saldırgan olanlar er ya da geç onu rahatlatıcı bulurlar”*.

* Cox, Robert (1983) “Gramsci, Hegemony and International Relations: An Essay in Method”, Millennium Journal of International Studies, Vol.12, No.2, s.173

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında