#DirenFilistin: Yeni İntifada kapıda mı? – Miguel Raider -

Filistin’de son üç haftadır tırmanan şiddet kimi yazarlarca “bıçaklar İntifada’sı” olarak tanımlanıyor. Aşağıda çevirisini sunduğumuz yazının yayınlanmasından sonra Cuma ve Cumartesi günleri çok sayıda Filistinli daha öldürüldü. Toplamda, 1 Ekim’den beri Filistinlilerce gerçekleştirilen bıçak ve arabalı saldırılarda 7 İsrailli hayatını kaybederken, İsrail güvenlik güçlerinin yargısız infazlarında 44 Filistinli öldürüldü ve 1770’i yaralandı.

Gezegendeki en gerilimli noktalardan biri olan Doğu Kudüs’ün tarihi mahallelerindeki şiddet sarmalı yedi İsrailli ve otuz Filistinli’nin hayatını kaybetmesi ve çok sayıda insanın yaralanmasına yol açtı. Mutfak bıçakları ve tornavidalarla bireysel saldırılar gerçekleştirildi, yayaların üstüne arabalar sürüldü; bunları taşlı molotoflu sokak eylemleri izledi. İsrail insan hakları örgütü Betselem’e göre bu eylemlerde binden fazla Filistinli yaralanırken 600’ü gözaltına alındı. İsrail ordusuna “en küçük şüphe” söz konusu olduğunda ateş açma hakkı tanıyan yeni protokol uygulamaya geçti. Avrupa televizyonları ise “mistaravim”in faaliyetlerini gösteren videolar yayınladı: Filistin barikatlarına sızan bu İsrail sivil polisleri önce gençleri taş atmaya teşvik ediyor, ardından da üzerlerine ateş açıp onları tutukluyor.

Her ne kadar çatışmalar başta Doğu Kudüs’le sınırlıydıysa da, zamanla Şufa mülteci kampı, kuzey Ramallah ve Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerine, derken Gazze’ye ve Petaj Tikva, Kiriat Gat, Yafa gibi İsrail kentlerine, Tel Aviv’in eteklerine, Raanana, Hedera, Afula, Nasıra ve Dimona’ya yayıldı.

Görece sakin geçirdikleri (Kuzey İsrail’deki Celile bölgesini etkileyen 2006 Lübnan Savaşı hariç) yirmi yıllık bir dönemden sonra, İsrailli kitleler bıçaklı saldırılar karşısında panik içinde. Kudüs valisi Nir Barkat, İsrail vatandaşlarını sokağa çıkarken silah taşımaya çağırdı. Sağcı başbakan Binyamin Netanyahu ve bütün uluslararası sistem “terör dalgası” olarak tanımladıkları bu kriz karşısında “dehşet”e kapıldıklarını ifade etse de, görece durgun dönemlerde dahi İsrail’in kesintisiz baskı politikası nedeniyle asıl terör dalgasına maruz kalanlar Filistinliler. Kamuoyu yoklamaları Filistinlilerin %50’sinin silahlı mücadeleye olumlu baktığını ve ancak %30’unun İsrail hükümetiyle yeniden diplomatik görüşmelerin başlamasını savunduğunu ortaya koyuyor.

Konuyla ilgili acil bir toplantı düzenleyen Netanyahu, “taş atanlara” verilen hapis cezasını sekiz yıla yükselten ve “terör” şüphelilerinin evlerinin hızla yıkılmasına olanak tanıyan bir düzenlemeyi geçirdi; ardından İsrail ordusunun yedi birliğini ve yüzlerce güvenlik görevlisini seferber etti. Üstüne üstlük kışkırtıcı bir üslupla, “teröre destek gösterilerini engellemek” adına Filistinlilerin cenazelerinin ailelerine temsil edilmeyeceğini vurguladı.

“Oslo çocukları”

Son günlerdeki sokak eylemleri, 1987 ve 2000’deki intifadalardan farklı olarak, kendiliğinden toplaşmalarla başlıyor, politik bir liderliği ve merkezi bir yapısı bulunmuyor (ki bu, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimlerinin Filistin topraklarında yarattığı müthiş parçalanmanın sonucu) ve çoğu seküler olan, politik aidiyeti bulunmayan gençler tarafından düzenleniyor. Sosyal ağlar üzerinden dağınık bir biçimde örgütlenen gençler kendilerine “Oslo çocukları” diyor. Bilindiği gibi, 1993’te El Fetih liderliği, Siyonistler ve ABD tarafından imzalanan Oslo Anlaşması Batı Şeria’nın sömürgeleştirilmesini hızlandırmış, zamanla 500 bin İsrailli silahlı yerleşimci mevcut Filistin topraklarının %50’sine yerleşmişti. Neticede bugün tarihi Filistin’in %85’i işgal altında bulunuyor. Yeni nesillerin öfke duyduğu bu anlaşmanın imzacılarından olan Filistin Ulusal Yönetimi devlet başkanı Mahmud Abbas, kısa süre önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Oslo Anlaşması’ndan çekildiklerini duyurdu. Yolsuzluk skandallarına karışan Abbas hızla meşruiyetini yitiriyor; bunun bir boyutu da, İsrail ordusunca eğitilen Filistin güvenlik güçlerinin en yoksul mahallelerdeki işsiz gençlere uyguladığı baskı politikaları. Bu gençler çocukken İsrail’in 2002 yılındaki Savunma Kalkanı operasyonunu yaşadılar: İkinci İntifada’yı bastırmak için düzenlenen bu askeri operasyon 5 bin insanın ölümüne yol açmıştı. Gençler bunun ardından İsrail cezaevlerinde “idari hapis”e maruz kaldı, Gazze sınırında ayrım duvarının yükselişini gördü, Gazze’ye yönelik büyük çaplı askeri operasyonlara (2009, 2012 ve 2014’te) tanık oldu -öyle ki bu şerit 1.6 milyon paryanın 2007’den beri toprak, hava ve denizden abluka altında yaşadığı bir açıkhava toplama kampına dönüştü.

Nitel sıçrama

Son isyanı ateşleyen kıvılcımsa, Müslümanlar için en kutsal üçüncü yer olan Mescid-i Aksa’yı da kapsayan Harem-i Şerif bölgesine yönelik İsrail ordusunun provokasyon ve baskınları oldu. 17 hektara yayılan bu alanda, “Hz. Davud’un hükümdarlığı”nı yeniden kurmak hayalleri kuran yerleşimcilerin de basıncıyla İsrail politik ve dini otoriteleri tarihi Kudüs Tapınağı’nı yeniden inşa etmek istiyor: Bu gerici fikriyat aslında Büyük İsrail’i kurma amaçlı yayılmacı politikalara hizmet ediyor. Böylelikle, tarihi olarak Arap nüfusun ağırlıklı olduğu Doğu Kudüs’ün “Yahudileştirilmesi” öngörülüyor -zira İsrail’in 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’nda işgal ettiği Doğu Kudüs’un bu durumu halihazırda BM tarafından tanınmıyor. Hatırlanacağı gibi, İkinci İntifada da Likud lideri Ariel Şaron’un Harem-i Şerif’i ziyaret etmesi ve ardından yaşanan kırımla başlamıştı.

Şiddette nitel bir sıçrama yaratan unsur, çatışmalardaki hızlı artış oldu. İsrail gizli servisi Şin Bet’e göre, 2011 yılında 320 olay yaşanırken 2013’te bu sayı 1.271’e çıktı ve ateşli silah içeren çatışmalar beş kat arttı. Halen dördüncü kez başbakanlık yapan Netanyahu hükümetleri boyunca İsrail toplumunda ırkçılık arttı ve sağa kayış hızlandı. Tamamı sağcı olan Likud, aşırı milliyetçi Naftali Bennet’in Habait Hayeudi partisi ve Ortodoks Yahudi örgütleri Shas ile Birleşik Tevrat Yahudiliği tarafından kurulan dördüncü Netanyahu hükümeti, sağ partiler, İsrailli yerleşimciler ve dini liderliğin en köktenci kanadı arasında bir ittifakı temsil ediyor. Bu yönelim sonucunda, yerleşimciler hareketi Filistinlilerin zeytinlik, cami, kilise ve evlerine yönelik vandalca saldırılarını artırdı. Örneğin iki ay önce Duma köyünde gerçekleşen saldırıda 18 aylık bir bebekle anne babası öldürüldü. Tag Mehir (Fiyat Etiketi) adı altında örgütlenen bu faşist saldırılar, topraklarını terk etmeyi reddeden Filistinlilere ‘bedel’ ödetmeyi amaçlıyor.

Araplar ve Yahudiler arasında gerçekten kardeşçe ilişkiler kurulmasının ve tam bir inanç özgürlüğü tesis edilmesinin yolu, Filistin halkına yönelik etnik temizlik üzerine kurulu terörist İsrail devletinin ortadan kalkmasından geçiyor. Hamas’ın şeriat göndermeleri yaparak savunduğunun aksine, mesele “kafirlere karşı savaş” değil ırkçı ve sömürgeci İsrail devletinin imkansız kıldığı, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirmek.

Orijinal makale:
15 Ekim 2015
http://www.izquierdadiario.es/ResistePalestina-los-cuchillos-de-una-nueva-Intifada

Fotoğraf: EFE / Abed Al Hashlamoun

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar