Daha önce görülmemiş bir toplumsal hareket Fransa’da bir siyasi krizi nasıl tetikledi? – Benjamin Birnbaum -

Halihazırda Fransız hükümetinin içinde bulunduğu siyasi kriz iş yasasına karşı hareketin yakın zamanda geçirdiği radikal dönüşümün sonucudur. Geleneksel işçi hareketi ile temsil olanağından yoksun güvencesiz ve işsizlerin arasındaki verimli ittifakın üzerinde temellenen yeni bir kolektif katılım ruhu gelişti. Bu ruh basitçe anti sosyal bir yasa tasarısına muhalefetin sınırlarını aşıyor.

İş yasasına karşı mücadeleyi başka bir boyuta taşıyan bu radikal dönüşümü anlayabilmek için bu hareketin doğuşundaki koşulları kavramak gerekir. Mart ayında bu hareketin daha başlarında harekete ruhunu veren gençlik tarafından gerçekleştirilen gösterilerdi. O sıralarda sendikaların tutumu kararsızdı. Hareket yürümekteydi fakat emekçilerin büyük seferberlik potansiyelinden faydalanılamıyordu, oysa ki kamuoyu araştırmalarına göre nüfusun yüzde yetmişten fazlası yasaya karşıydı. Kavgayı keskinleştirmek için Republique Meydanı’nı işgal etme çağrısı yapıldı. Sonuçta yakın geçmişteki tüm farklı isyan ve devrimler (Tahrir, Syntagma ya da Maidan) alan işgallerinin stratejik rolüyle tanımlanmıştı. Tüm Fransa’da bir milyon iki yüz binden fazla göstericinin katıldığı 31 Mart grevi gerçek bir başarıydı, Paris’te bu göstericilerin mühim bir kısmı Republique Meydanı’na gidince Ayakta Geceler (Nuit Debout) hareketi başlamış oldu. Bu hareket genel öfkenin yaygın bir dinamiğinin ve arayış içerisindeki farklı mücadelelerin az ya da çok eş anlı olarak yeterli bir ifade bulduğu bir odak haline geldi. Böylece işçi hareketinin geleneksel kadrolarının dışında mücadelenin ikinci dayanağı doğmuş oldu. Bu dayanak binlerce kişinin varolan düzenin eleştirisinin ötesinde bir ufukla anti sosyal bir reforma karşı mücadeleye girmesini sağladı. Ayakta Geceler sendikalara karşı değil tamamlayıcı bir unsurdu: “Ayakta Geceler İş Yasasına karşı mücadeleye dayanıyordu, o mücadele de Ayakta Geceler’de billurlaşan küresel bir isyanın ifadesine dayanıyordu.”[1]

 

Grev Genele Yayılıyor

Varlığının ilk haftalarında Ayakta Geceler hükümetle doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınır gibi gözüken sendikalara alternatif bir yönelim ortaya koymaya eğilimliydi. Ayakta Geceler hükümetle sürtüşmeyi sürekli canlı tutarken sendikalar grev ve gösterilerin ritmini yükseltmekte tereddüt etti. Mecliste iş yasasının oylanma tarihi yaklaştıkça hükümet Sosyalist Partili önemli sayıda vekilin yasaya karşı oy kullanacağını anladı, böylece Mayıs başında tansiyonu yüksek bir ortamda siyasi bir krizin ucu gözüktü. Bu ortamda Başbakan Valls anayasanın 49. Maddesinin 3. Fıkrasını kullanmaya karar verdi. Bu madde yasanın oylanması yerine hükümet için güvenoyuna gidilmesini öngörmekte. Valls’ın aldığı risk bazı vekiller iş yasasına karşı olsa da kendi partilerinin hükümetinin bundan dolayı düşmesini istemeyeceği varsayımına dayanıyordu. Böylelikle Meclis binasının önündeki Ayakta Geceler’in sürdürdüğü meydan işgaline rağmen 10 Mayıs günü milletvekillerinin çoğu hükümete güvenoyu vererek İş Yasasının kanunlaşmasını sağladı[2].

49’a 3’ün kullanılması iş yasasına karşı olan sendikalara yönelik bir savaş ilanı olarak da algılandı. Bir kaç gün içinde aralarında hava, kara ve trenyolu ulaşımının, liman işletmelerinin ve kimya sanayinin de bulunduğu pek çok iş kolunda süreli bazen de sürekli grev ilanları yapıldı. 19 Mayıs günü kuvvetli bir grev dalgası başladı. Hareketin en ileri unsurları grev dalgasının açılışını yapan rafineri çalışanlarıyla tır şoförleriydi. Şoförlerin grevi malların dolaşımını engellerken rafinerilerdeki grevler benzin istasyonlarında akaryakıt bulunmasını engelledi. 23 Mayıs haftasında grev ülkedeki sekiz rafineriye de yayıldı. Sendikacılar ve diğer militanlar ise akaryakıt depolarını ve stratejik ulaşım yollarını bloke ederek Fransız ekonomisinin üstündeki baskıyı arttırdılar. Bunlara paralel olarak Fransa’ya ithal edilen petrolün yüzde kırkının geçtiği Le Havre limanı işçileri de greve katılma kararı aldı. O esnada ülke genelindeki benzin istasyonlarının yüzde otuzunda akaryakıt kalmamıştı. Tüm bunlar olurken Amazon çalışanları ve on nükleer santraldeki işçiler de grev kararı aldı. 30 Mayıs haftasında ulaşım sektöründeki grev o kadar kuvvetliydi ki devamı 10 Haziran’da başlayacak Avrupa Şampiyonasını tehdit ediyordu. Bu yaygın grevler her ikisine de üç yüz binden fazla insanın katıldığı 19 ve 26 Mayıstaki eylemlerin kompozisyonunu da değiştirmişti: hala otonom militanlar ve ulusal öğrenci koordinasyonu (CNE) eylemlere katılım sağlasa da göstericilerin büyük çoğunluğu grevdeki emekçilerdi.

 

Şiddetin Eleştirisi ve Yeniden Uyarlanması

Göstericilerin artan sayısı siyasi olarak o kadar önemliydi ki hükümet göstericileri sokaklardan vazgeçirmek için pek çok baskı aracını kullanmaya başladı. Hükümet, Kasım ayındaki terör saldırılarını olağanüstü hal ilan edip yürütme erkini yargı erki karşısında sorumsuzlaştırmak için kullanmıştı. Somutta bu önlem iki amaca hizmet ediyor, bir yandan devlet siyasi sorunları güvenlik sorunlarına indirgiyor diğer yandan polisin tam bir sorumsuzlukla fiziksel şiddete başvurmasına yol açıyor zira yürütmenin güçlendirilmesi tam da bu amaçla yapılıyor. Mücadelenin başlarında çatışmacı dinamiği nefessiz bırakmak için polis provokasyonları gençleri hedef alıyordu. Polis stratejisi lise blokajları sırasında olaylar çıkararak sert müdahalelere zemin hazırlamaya dayanıyordu.[3] Gençliğin politik etkisini itibarsızlaştırmayı hedefleyen siyasi emre ek olarak[4] pek çok polis memuru bu sorumsuzluk ikliminden faydalanarak göstericilere vurmuştur. Aslında geçmişin büyük toplumsal hareketlerinden farklı olarak bugün herkesin elindeki akıllı telefonlar sayesinde polis şiddetini gösteren film ve fotoğraflar hızla internette yayıldı. Bu polis şiddeti süreci göstericilerin bir kısmının bankalar gibi kapitalizmin dayanaklarına saldırma kararlılığıyla çakıştı. Böylece siyasal şiddet sorunu Walter Benjamin’de gördüğümüz birbirini tamamlayan iki düzeyde gündeme gelmiş oldu; bir yandan aşağıdakilerin yeni bir hak yaratan şiddetini onaylamak, öte yandan yukardakilerin kurulu düzeni savunan şiddetini reddetmek.

Medya kuruluşlarının bir çoğu ve hükümet polis şiddetini önemsiz gösterip makbul göstericilerle sorumsuz “çapulcular” arasında ayrım yapmak eğilimindeydi. Böylece mücadeleye bir tuzak kuruluyordu: hareketin geri kalanından güç kullanmayı tercih eden göstericileri tecrit etmek her ne kadar mümkün olmasa da sendikaları hareketin bir kısmından uzaklaştırmak toplumsal hareketin bütünlüğünü zayıflatacaktı. Bu tuzağın farkında olan sendikalar göstericilerin bir kısmını kınamayı reddettiler. CNE sözcüsü, farklı mücadele araçları kullanma noktasında hareketin farklı tercihleri bulunsa da iş yasasının geri çekilmesi için mücadele etme gayesi etrafında birleşiyoruz, dedi. Bu ortamda Ayakta Geceler bütün bir Cumartesi gününün forumlarını siyasal şiddet konusu etrafında örgütledi ve CNE ile aynı tutumu benimsedi.[5]. Şiddeti potansiyel bir mücadele aracı olarak yeniden ele almaları ezilenlerin mücadelesi açısından temel bir ilerlemedir, aynı zamanda bu şekilde devletin meşru şiddet tekelini de sorgulanır hale getirirler.

Bununla birlikte bu tartışmalar otonom hareketin bir kısmının hareketi tehlikeye atma olasılığı olan bir eğilime girmesine yol açtı. Ayakta Geceler forumlarında ve gösterilerde sendikal yetkililerin ifade ettiği eleştiriler üzerine sadece polise karşı değil aynı zamanda sendika yönetimlerine karşı da muhalefete geçtiler. Üstelik Aralık ayının ortasında Paris Emniyeti bir basın duyurusu yayınlayarak sendikal yönetimler bazı göstericileri otoritelere teslim için polisle işbirliği yapıyormuş havası verdi.[6]. Tüm bunların bir araya gelmesi gösterilerin ortasında çatışmaların çıkmasıyla sonuçlandı. Bu çatışmalar otonom hareketi sürdürülemez bir pozisyonda bıraktı zira iki cephede (polis ve sendikalar) gerilimlerle başetmek durumunda kaldılar. Eylem birliği ile hareketi ileriye sıçratma arasındaki diyalektik, otonomlar tarafından parçalandı. Onlar işçi sınıfının örgütlü taburlarını dışlayıcı bir sıçrama hamlesi yoluyla yepyeni bir işçi hareketi kurmayı düşünerek terk etmişe benziyor[7]. Bunlara rağmen iki paralel gelişme göreli bir güveni yeniden aşıladı. İlk olarak pek çok valilik yirmi kadar militan ve gazetecinin gösterilere katılmasını yasakladı, hükümet anti-terör kanunun hükümlerini göstericilere karşı uygulamaktan çekinmiyordu.[8] İkinci olarak, yukarıda da belirtildiği gibi sendikalar otonom militanların da desteklediği büyük bir grev dalgası başlattı.

 

İktidar Nerede Bulunuyor?

Grevlerin Fransız gündelik hayatı üzerindeki benzin sıkıntısı gibi sonuçlarına rağmen yaklaşık her dört kişiden üçü grevleri destekliyor ve iş yasasını istemiyor. Başbakan bu yasadan vazgeçmeyeceğini söyleyedursun Sosyalist Parti’nin meclis grup başkanı hükümetin yasayı geri çekmesi gerektiğini bildirdi.[9] Gösterilere katılım kuvvetliyken Cumhurbaşkanı Hollande da kararsız görünüyor. Çatışmalar sadece toplumsal hareketi cesaretlendirir: 49a 3’ün kullanılması iktidarın siyasi krizini derinleştirdi. Hükümet iktidarın önemli bir kısmının emekçilerin ellerinde olduğunu keşfetmiş görünüyor. Hükümeti krize sokan grevlerdir ve eylemleri esas kalabalıklaştıran da sendikalardır. Bu özelliğiyle Fransa’daki güncel toplumsal hareket otonom siyasetin bir kısmına ilham veren “Görünmez Komite”nin tezlerinin de bir eleştirisidir. Onlar iktidarın artık altyapıda bulunduğu kanısındaydılar ve bu tespitten malların dolaşım merkezlerinin blokajına dayalı bir strateji türetmişlerdi.[10] Her zaman bir grevi yenmek hükümetin şu an yaptığı gibi akaryakıt istasyonları etrafındaki ve kavşaklardaki kuşatmayı kırmak için polis göndermekten daha karmaşıktır. Elbette blokaj eylemleri ve sokak çatışmaları gerilimi arttırmakta önemli bir rol oynamıştır ama toplumsal seferberliğin başarısını hareketin kitleselleşme ile radikalleşmeyi bir araya getirme kapasitesi belirleyecektir.

 

Benjamin Birnbaum, Ensemble üyesi ve Période yayın kurulu üyesidir.

Çeviri: M. Görkem Doğan

[1]     http://www.contretemps.eu/interventions/nuit-debout-faire-briller-pierres-précieuses

[2]     Bu onay sadece Meclisin alt kanadının onayı anlamına geliyor, yasa Senato’da da görüşülecek orada da kabul görürse tekrar alt kanadın önüne gelecek, dolayısıyla mücadeleyi devam ettirecek zaman var.

[3]     Fare kapanı tekniği buna iyi bir örnek. Bu teknik keyfi olarak bir gösterici grubunun etrafını kimi zaman saatlerce çevirmeye dayanıyor. Bu durum göstericilerle polis arasındaki tansiyonu hızlıca yükseltiyor.

[4]     İki polis sendikası göstericilerin hedef alındığı provokasyonlar yoluyla polisin siyaseten kullanılmasını kamuoyu açıklamalarıyla kınadı.

[5]     Bu durum devletin ırkçılığı ve polis şiddetiyle mücadele eden örgütlülükleri de mücadeleye katarak sosyal mücadelelerle ırkçılık karşıtı hareketler arasındaki ortak çıkarların görünür kılınmasına izin verdi.

[6]     Daha sonra sendikalar yetkililerle işbirliği yapıldığına dair tüm şüpheleri giderdi.

[7]     http://danielbensaid.org/Le-probleme-du-pouvoir-se-pose?lang=fr

[8]     Temel özgürlükleri ihlal eden bu yasakların çoğunluğu idare mahkemeleri tarafından kaldırıldı fakat Rennes şehrinde Ensemble’ın bir militanı ikinci bir yasak kararına maruz kaldı. Bu olay polis şiddeti ortamında bu şiddeti ikiye katlayan bir hukuk düzenine işaret ediyor. Söz konusu militanlar sadece bedava metro eylemi örgütlemek istemişti oysa doğrudan anti-terör yasasına dayanarak bir suçlular örgütü oluşturmakla suçlandılar.

[9]     http://lelab.europe1.fr/bruno-le-roux-pense-que-lexecutif-aurait-du-retirer-la-loi-travail-et-redemarrer-a-zero-2756020

[10]    https://lundi.am/Comite-Invisible-Le-pouvoir-est-logistique-Bloquons-tout-474

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar