Okulla işyeri arasında genç emekçilerin gelecek perspektifi -

Son yirmi yılda işçi sınıfının profilinde önemli bir değişim var: Özellikle genç emekçiler daha iyi çalışma koşullarına varabilmek için bir taraftan da eğitimlerini sürdürmeye çalışıyor. Vakıf üniversitelerinin kazanç kapılarından biri olan iki yıllık meslek okullarına giden çok sayıda genç işçi var; gündüz ağır koşullarda çalışıp akşamları eğitim almaya geliyorlar, yüklü okul taksitlerini ödemek için bu şekilde yaşamak durumundalar.

Çoğu emekçi gibi genç emekçiler de geleceklerine dair perspektifler geliştiriyor: Bunlar her zaman kolektif olmayabiliyor, sık sık bireysel gelişim perspektifi belirleyici olabiliyor. Kendi mesleğini yapmak, niş bir alanda uzmanlaşmak, belki kendi işini kurmak… sadece banka / ofis çalışanlarının değil pek çok kesimden emekçinin hayali. Biz de Başlangıç Emek Birimi olarak tekstilde çalışan ama moda tasarımcısı olmak isteyen 22 yaşındaki genç bir kadın arkadaşımızla, iş ve eğitim hayatını konuştuk, gelecek planlarını dinledik…

Kendini tanıtır mısın?

Adım Devrim. 22 yaşındayım. Batmanlıyım. İki senedir bir vakıf üniversitesinde Moda Tasarım Bölümü’nde okuyorum. Yine iki senedir part time olarak bir tekstil firmasında çalışıyorum.

Biraz işyerinden bahsedebilir misin? Nasıl bir yer, kaç kişi çalışıyor, iş koşulları nasıl…

Uluslararası iş yapan bir tekstil firmasında çalışıyorum. Yaklaşık yirmi yıldır var olan bir firma. Bu yirmi sene içerisinde bayağı bir ilerleme sağladı. Bazı yerlerde şubeler açtı, Trakya bölgesinde özellikle. Benim çalıştığım yerdeyse şirketin idari işleri görülüyor daha çok. Üretim planlama, satın alma, AR-GE depo gibi. 300-400 çalışan var benim çalıştığım yerde, çoğu da kadın. Örneğin şu anda bizim aksesuar satın alma bölümünde 4 erkek, 8 kadın var. Bütün bölümlerde oran bu şekilde aşağı yukarı.

Burada, bir senelik stajı da sayarsak, üç senedir çalışıyorum ben. Önce bir sene staj gördüm, iki senedir de düzenli part-time çalışıyorum.

Haftada kaç gün, günde kaç saat çalışıyorsun?

Şöyle bir şey; ben sabah 8’de iş başı yapıp saat 4’te işten çıkıp okula giden bir insanım. 8 saat oluyor. Hafta içi böyle geçiyor. Cumartesiyse genelde öğlen 12’ye kadar; bazen gitmediğim de oluyor ama, değişebiliyor.

İş koşulları güzel aslında. Sosyal haklar bakımından iyi, sigortası olsun, maaş konusu olsun. Zamanında yatar. Asgari ücret alıyorum ben ve part-time çalışmama rağmen maaşta kesinti de olmuyor. Yani tam gün gibi maaşım geliyor, mesai filan olduğu zaman onun da ücretini alıyorum.

Bunun yanında biraz stresli bir işyeri. Bazen çok stres yaşadığımız oluyor. Diyelim ki yetişmeyen şeyler var mesela; bir etiket sipariş edeceksin, o etiket yetişmediği zaman imalat durur. İmalat durduğu zamanda mal çıkamaz ve mal çıkmadığı zaman da doğal olarak gelir sağlanamaz.

İşyerinde dikim yapılmıyor yani?

Yapılıyor ama sadece numune çıkarmak için. Baskı ve nakış bölümleri de var ama yine numuneye yönelik. Eğer numuneler müşteriden onay alırsa şirkete bağlı işletmelerde üretime geçiliyor. Şirkete bağlı üretim yerleri var mesela Trakya’nın çeşitli noktalarında. Orada üretim yapılıyor, mallar paketleniyor, yurtiçi ve yurtdışına gönderiliyor. Örneğin Çin’e gönderiliyor.

A2

Sen ne iş yapıyorsun peki? Bir iş günün nasıl geçiyor?

Ben satın alma bölümündeyim. Aksesuar satın alma. Fiyatlarla ilgili, faturalarla ilgili; o konuları içeren şeylere bakıyorum.

Sabah mesela gittiğimde ilk önce kendi işlerimi yapıyorum. İşim olmadığı zamanlarda ise depoda sayım yapmaya yardım ediyorum mesela. Aksesuar, etiketler olsun, fermuarlar olsun. Onları sayıp kontrol formu doldurduğum da olmuştur yani. O da yetmezmiş gibi her gün mesela sistemde açtığım modelleri, materyal listesini oluşturuyorum önce. Materyal listesini oluşturduktan sonra satın alma, indirme aşamasını yapıyorum. Satın alma bittikten sonra da mail atılıyor.

Sabahleyin çalışıp akşam okula gidiyorsun. Belki evde de sana yüklenmiş birtakım sorumluluklar oluyor. Peki motivasyonunu nasıl sağlıyorsun bu koşturmaca içinde; ne seni ayakta tutuyor?

Aslında ben çok motive olan bir insan değilim. Daha çok sinirlenen bir insanım. Ama hani gün içerisinde mesela bazen arkadaşlarımla şakalaşarak veya müzik dinleyerek motive olabiliyorum. Onun dışında bazen eğlenceli şeyler olur. Mesela etiket gelir renkli renkli veya süsler, aksesuarlar… Böyle bir sürü şey geldiği zaman mutlu olabiliyorum.

Okula gittiğimde de işin yorgunluğu var ama gidiyorsun orada dikiş yapıyorsun, model çıkartıyorsun, bir şeyler çiziyorsun, bir şeyler üretiyorsun, ürettikçe mutlu oluyorsun. Ama ev konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çünkü okuldan çıktıktan sonra direkt kafayı koyup uyuyorum. Evde bana yüklenen ek bir sorumluluk yok yani. Söylense de yapmıyorum zaten. Ancak misafir geldiğinde filan yardımcı oluyorum.

Beni en çok motive edense okulumu bitirdikten sonra ilerideki hayatımın rahat olacağını düşünmek. ‘Rahat olacağım, para kazanacağım,’ diye düşünüyorum, sabrediyorum. Bazen zor durumlarla karşılaşıyorum, ev içinde olsun, işte olsun, okulda olsun. Ama sonra toparlıyorum kendimi, bu da gelir geçer gibisinden.

Moda Tasarım okuyorum demiştin. Kaçıncı sınıftasın?

Okul iki yıllık ve şu anda ikinci sınıftayım.

Peki nasıl gidiyor okul?

Okul bana çok iyi geliyor, seviyorum okulu. Bu yorgunluk olmasa daha çok ilgilenebileceğimi düşünüyorum. Çünkü yorgunluğum var, sık sık hasta oluyorum. Ama kendini beğenmiş, egoist insanlarla da çok karşılaşıyorum okulda. Özel üniversite olduğu için insanların burnu bir karış havada. Diyelim yüzde 50 burslu gelmiş, yılda 6000-7000 TL ödüyor okula. Okula bu kadar para vermişler, egoları tavan yapıyor: Boyun bir seksen, egon iki metre. Hele erkekler gömleklerinin önünü açıyor, kasılarak yürüyor, okula arabalarıyla geliyor.

İş yüzünden okula devam etmekte sorun yaşadığın oluyor mu?

İş yüzünden okula devamsızlık yaptığımı hatırlamıyorum. Bir keresinde iştekiler lafını ettiler, okulu bırak gibisinden. Ben de dedim ki, kusura bakmayın, sizinle daha önce anlaştığımız gibi ben okula devam edeceğim, işinize gelmiyorsa kovabilirsiniz; alırım tazminatımı giderim. Bazen de ‘bugün okula gitme, çalışmaya devam et’ diyorlar ama dinlemiyorum.

Peki yaptığın işle okuduğun bölüm arasında ne kadar bağ var?

Aslında çok bir bağ yok. Ben sadece tasarım yapmak istiyorum; çünkü satın alma işi, faturalar vs. bana göre değil. Ben kendimi tasarıma adamış bir insanım. Satın alma hemen öğrenilebiliyor. Fatura işi, işte muhasebe olsun, her şeyi bir anda öğrenebiliyorsun. Ama tasarlamak, gözlemlemek; bunlar çok zaman alan şeyler ki ben kaç yaşımdan beri çizimle uğraşan bir insanım. 8-9 yaşımdan beri. Sadece çizim değil, elbiseler filan dikerdim. Kendi ellerimle dikerdim.

A4

Çalıştığın işyerinde tasarım bölümü var, değil mi?

Evet.

Oraya geçme gibi bir hayalin var mı peki?

Oraya geçmekle ilgili bir hayalim yok. Niye dersen; bizim oradaki tasarımcılar önüne gelen, daha doğrusu internetten veya başka bir yerden, bir müşteriden gördükleri modeli taklit ediyorlar. Ben böyle taklitçilik istemiyorum. Ben kendi tasarımım, kendi ürettiğim şeyler olsun istiyorum.

Departman değişikliği istedim aslında ben; aksesuar satışından çıkmak istediğimi söyledim ama kalktılar beni müdürün yanına verdiler, muhtemelen departman değişikliği lafından onlar başka bir şey anladı. İşyerlerinin öğütücü bir yapısı var; sen bir şey yapmak istiyorsun, ama işyerinin başka bir planı var seninle ilgili; ‘okulu bırak’ veya ‘o bölüme geçemezsin’ gibi müdahalelerde bulunuyor. Mesela bir müdürümüz var, sürekli ‘Seninle ilgili çok iyi planlarım var; sen bambaşka bir yere geleceksin, sana güveniyorum’ gibi vaatlerde bulunuyor her gün üç-dört kere. Ama icraata gelince böyle bir şey yok, satın almada tutuyorlar, oysa ben istemiyorum. Yaptığım çizimleri gösterdim; kumaş planlama müdürümüz vardı, beni oraya almak istedi, ama bahsettiğim müdür ve şeflerim izin vermedi. Beni satın almada çürütmek istiyorlar; ama yazın işten çıkıp onları yüzüstü bırakacağım.

Mayıs-Haziran gibi işte çıkmayı düşünüyorum çünkü okulu bitirip taksitlerimi ödedikten sonra çıkıp şey yapacağım: Nişantaşı’nda Osmanbey diye bir yer varmış. Moda tasarımcıları filan var orda. Onların yanında kendimi biraz geliştirmek istiyorum. Yani tamam, tasarımcı sayılırım, okumuşum falan ama kendimi geliştirmek istiyorum. Düşük ücretle çalıştırırlar büyük ihtimalle ama çok paraya ihtiyacım olmayacağı için pek fazla takılmayacağım ona.

Kendimi biraz böyle geliştirdikten sonra başka yerlerde çalışmaya devam edeceğim tasarımcı olarak ama evde de kendi özgün tasarımlarımı ortaya koyacağım. Dikiş makinası da olacak zaten evde. Sonra eğer olursa kendime butik tarzı bir şey açmak istiyorum. Yani kendi dükkanım olsun, kendi tasarımlarımın olduğu bir yer olsun istiyorum.

Satın alma ciddi bir yükselme şansı, iyi bir maaş alma şansı sunmuyor. Benim istediğim kendi işimin patronu olmak; dükkanı sabah istediğim saatte açayım, akşam istediğim saatte kapatayım.

*

Not: Çizimler arkadaşımızın orijinal desenleridir.

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında

İlgili Yazılar