‘Bize birşeyler açıklayan adamlar’ – Maral Jefroudi -

1898 Mayıs’ında Rosa Luxemburg Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Ignaz Auer’ın evine gider. Polonya doğumlu, doktora tezini Polonya’nın endüstriyel gelişimi üzerine yazan, Polonya Sosyal Demokrat Partisi kurucularından Rosa, Auer’e kapıdan girer girmez meseleye girmemek için ‘Almanya’ya yeni geldim, Polonya’daki harekete epeyce şahit oldum ve seçimler hakkında pek bir çalışma olmadığını düşünüyorum, her şey uyukluyor sanki’ der. Auer onu ‘Yanlış bu’ (‘Das ist falsch’) diye yanıtlar, dakikalarca süren uzun bir söylev çeker. Auer sözünü bitirdiğinde Rosa sakince ona ‘Bana yeni hiçbir şey söylemediniz. Bu konuda sizden çok daha bilgiliyim, zira Polonya’daki yoldaşlarla doğrudan temas halindeyim’ der. Gelişinin sebebinin Polonya’daki hareket hakkında şikayet etmek olmadığını, Almanya vatandaşlığı aldığını ve partinin çalışmaların katkıda bulunmak istediğini anlatır.[1]

Rosa’nın uğraşmak zorunda kaldığı bu tavrın istisnai olduğu söylenemez. Bu yazı da bu tavra dair bir ihtiyaçtan doğdu. Yollarımızın sıklıkla kesiştiği bazı erkeklere bir derdi anlatma ihtiyacından, toplumsal ve siyasal mücadelede yanyana durdukları kadınların üzerinde kurdukları baskının bir biçimin altını çizmek niyetiyle yazıldı. Biz kadınların hergün karşılaştığı, çok iyi tanıdığı ve üstesinden gelmek için başka bir işe yönlendirebileceği gayret ve zamanı harcadığı bir sorunu tartışmayı, örnekler vermeyi amaçlıyor.

Amerikalı yazar Rebecca Solnit’in 2008 tarihinde yayınladığı Bana Birşeyler Açıklayan Adamlar [2] başlıklı denemesinin yarattığı tartışma sonrasında bu dizginlenemeyen özgüvenin yarattığı kadınlara sürekli birşeyler açıklama haline karşılık gelen bir kelime üretildi: Mansplaining. Mansplaining İngilizcedeki erkek (man) ve açıklama (explain) kelimelerinden türetilen bir sözcük. Kelime Solnit’e atfedilse de, yazar yalnızca ilham kaynağı olduğunu belirtiyor. Türkçede henüz İngilizcede olduğu kadar yaygın kullanılmıyor. Terimin dolaşımda olan açüklama, sikzah ve erkekleme gibi birkaç Türkçe biçimi var. Ben söz konusu tavrın içerdiği iktidar kurma halini daha iyi yansıttığı, eylemin kimi tezahürlerinin barındırdığı diklenme ve böbürlenme fiillerine benzerliği nedeniyle erkeklenme sözcüğünün terimin Türkçesine daha uygun olduğunu düşünüyorum.

Erkeklenme yeni bir fenomen değil, aksine hep yaşanan bir sorunun tanımlanması ve adının konulması. Bu tanımlama çabası yalnızca entelektüel bir ihtiyacın giderilmesi anlamına da gelmiyor. Belirli bir üretim ilişkisinin sömürü biçiminde tanımlanması, belirli bir uluslararası ve ulus ötesi ilişki formunun emperyalizm biçiminde tanımlanması, belirli bir ayrımcılık ve baskı biçimin ırkçılık biçiminde tanımlanması gibi sorunun adını koymak failleri tanımlama ve çözüm yollarının bulunması yönünde bir adım teşkil ediyor. Bu tanımlama ve tanıma meselenin kişisel bir mevzu olmadığını da ortaya koyuyor. Dahası sorunu tanımlama bu iktidar ilişkilerinde ezilen tarafta olanların durumu anlamlandırma adına kendilerini suçlamalarının önünü de kesebiliyor. Zira maruz kalınan yok sayılma, küçümsenme, önemsenmeme hali toplumsal ve tarihsel bir sürecin ürünü. İyi ve kötü erkekler arasındaki bir ayrımla, ya da ‘bazı erkeklerin’ tavrıyla ilgili değil. Çekingen, sessiz, derdini anlatamayan kadınlarla hiç ilgili değil. Erkeklikle, erkekliğin toplumsal ve tarihsel kurgulanışıyla ilgili. Dolayısıyla bununla yüzleşilmediği takdirde bütün erkeklerin sorunu.

Erkeklenmenin birçok çeşidi mevcut. Konuşmaya başlarken bilgi birikimini bilmediğiniz bir kişinin sizden bir mevzu hakkında daha az malumat sahibi olduğunu düşünerek diyaloğa girmek bunlardan belki de en başta geleni. Konu atom fiziği gibi oldukça spesifik bir mevzu değilse ve siz de o konunun uzmanı değilseniz karşınızdakinin bir konu hakkında ne kadar bilgisi olup olmadığını bilemezsiniz. Toplumsal ve siyasi mevzularda daha konuşma başlamadan karşınızdakinden daha bilgili olduğunuzu varsaydığınızda ve bunun da sizin sözünüzü daha değerli kıldığını düşündüğünüzde muhatabınız ve sizin toplumsal konumunuza göre sorunun bir adı vardır. Bunu karşınızdakinin ten rengi ya da etnik kökeni yüzünden varsayıyorsanız yaptığınız ırkçılık, toplumsal sınıf farkı nedeniyle yapıyorsanız elitizm ya da sınıf ayrımcılığı, karşınızdaki sizden genç olduğu için yapıyorsanız yaş ayrımcılığı, karşınızdaki kadın olduğu için yapıyorsanız cinsiyet ayrımcılığı yapıyorsunuz demektir. Bu pozisyonlar genç kadınlar, genç işçi kadınlar, genç göçmen kadınlar örneklerinde olduğu gibi çoğu zaman çoklu biçimde çıkar karşımıza. Burada mesele sizin niyetiniz de değildir. Bu ilişkilenme biçimleri toplumsal süreçlerin sonucu olsa da, bu süreçleri tersine çevirmek bireysel önlemler de gerektiriyor.

Rebecca Solnit çalışma konusunu soran bir adama verdiği cevabın ardından adamın aynı konuda çıkan yeni bir kitaptan bahsettiğini aktarır. Bu Çok Önemli Adam’a göre bahsettiği kitap alandaki en önemli çalışmadır. Kitabın yalnızca New York Times kitap ekinde çıkan bir değerlendirmesini okumuş olması onu aynı konuda bir kitap yazan Solnit’e erkeklenmesini engellemez. Dahası bahsettiği kitap Solnit’in kendi kitabıdır!

Bu örneğin de gösterdiği gibi konuştuğunuz kişi bir konunun uzmanı ya da araştırmacısıysa, örneğin o konu hakkında bir kitap yazıyorsa ya da bir çalışma içerisindeyse ve sizin o konuda aynı seviyede bir çalışmanız yoksa size danışmadığı müddetçe, özellikle de onu detaylı olarak dinlemeden, ona çalışması hakkında tavsiyeler vermek de erkeklenmenin başka bir biçimi.  Herhangi bir konuda araştırma yapmakta olan, örneğin tez yazmakta olan kadınlar bilir, çalışma konularını öğrenince mutlaka bilmeniz, okumanız gereken O Kitabı öneren Çok Önemli Adamlar vardır. Okuduğunuz onlarca kitap değil O kitaptır bilmeniz gereken; velev ki adını duymamışsanız karşınızdakinin gözünde bütün uzmanlığınız berhava olur.

Bir de diyalog halinde olduğumuz kişiye doğru yolu gösterme kaygısından bahsedelim. Erkeklenmenin sık görünen hallerinden biridir. Karşınızdakinin argümanına ya da basit bir ifadesine karşı çıkmadan önce, hele de mevzu güncel bir konuysa, onun da benzeri diğer argümanlardan haberi olabileceğini, onlara rağmen farklı bir sözü olabileceğini düşünmemek ve ona herkesin bilebileceği ve ulaşabileceği bilgilerle doğruyu göstermeye kalkmak. Sosyal medyada yaşanan tartışmalarda sıklıkla görünen bir sorun. Teknolojinin gelişimiyle çoğalan internet siteleri, bloglar ve hatta internet gazeteleri birçok yazının herhangi bir denetleme sürecine tabi olmadan basılmasını kolaylaştırdı. Bu yazılar sosyal medyada paylaşıldıkça itibar kazanıyor. Böylelikle araştırmacı erkeklenme uzmanları temelsiz özgüvenlerini internette rahatça bulabilecekleri yazılarla desteklemek konusunda herhangi bir zorlukla karşılaşmıyorlar. Aradığınızda Hitler’in Arjantin’de 1984 yılında öldüğüne dair yazı da bulursunuz, dünyayı Rothschild ailesinin yönettiğini de, Suriye’deki Esad muhaliflerin yalnızca cihatçılar olduğunu da. Karşıdaki kişinin fikrini daha tam olarak dinlemeden, ne dediğini varsayarak, “çürütmek” için kaynak sıkıntısı yoktur.

Bir diğer nokta sisteme muhalif erkekler için geçerli. Sistemin içinde olmayı reddetmek bazılarınca yalnızca kendilerine has bir tutumdur. Tutunamadıklarından, çarkın içine girmek istemediklerinden bahsederler. Ancak eleştirdikleri sistemin var ettiği düzenin elitlerini referans almaktan çekinmezler. Karşılarındakinin kendi reklamını yaparak akademide bir koltuk, gazetede bir köşe kapmak sevdasında olmayabileceğini düşünmezler. Başka türlü bilgi üretme ve paylaşma biçimlerinin olabileceğini, uzman titriyle orada burada görünmenin herkes için bir gereksinim olmadığını anlatmak zordur. Kadınlar da oyunun kurallarını reddedebilir. Başka bir dünya başka türlü ilişkilenerek, başka türlü konuşarak, başka türlü bilgi üreterek mümkündür, tüm kesişimleriyle iktidarı yeniden üreterek değil. Kadınlar titrlerinden azade varolmayı seçebilir ve bu ne onların uzmanlığına halel getirir ne de söylediklerinin itibarını azaltır.

Erkeklenme kavramına karşı en çok dile getirilen eleştiri bu davranışların yalnızca erkekler tarafından gerçekleştirilmiyor olduğu. Bu önermenin Tansu Çiller ve Margaret Thatcher isimlerinin kadınların siyasete katılımına örnek olarak verilmesinden bir farkı yoktur. Bu yazı tarihsel ve toplumsal olarak belirlenen toplumsal cinsiyet rollerinin inşa sürecini incelemiyor, o konuda yeterince değerli çalışma mevcut. Ancak bahsettiğimizin biyolojik cinsiyetle sınırlanan bir mesele olmadığını vurgulamak gerekiyor. Hanımağalar, kendilerini kurtaran kadın CEO’lar, Çiller, Thatcher ve erkek egemen kapitalist sistemin yeniden kuruluşuna su taşıyan birçok cis[3] kadın bu bahsettiğimiz ilişki formlarında yer alabilirler. Buna rağmen istatistiksel olarak toplantılarda sözü kesilen, söylediği ‘duyulmayan’, söyledikleri ancak başka biri daha tekrarladığında dikkate alınanlar kadınlar. Hali hazırda toplumsal ve tarihi sebeplerle politik ve akademik tartışmalarda erkeklerden sayıca daha az varolabilen kadınlar bir de kendilerinden sürekli şüpheye düşürülerek, her söyledikleri sorgulanarak ve söyledikleri önemsenmeyerek susturuluyorlar.

‘Her kadın bilir neden bahsettiğimi’ der Solnit. ‘(Daha az bildikleri) varsayımıdır her alandaki kadınların hayatını zorlaştıran, onları sözlerini söylemekten alıkoyan ve söyleyebildiklerinde de seslerinin duyulmamasına sebep olan. Bu varsayım sokakta uğradıkları taciz gibi yaşadığımız dünyanın onlara ait olmadığını göstererek genç kadınları sessizliğe sürükler. Bize kendimizden şüphe duymamızı ve sınırlarımızı öğretirken erkeklere desteksiz aşırı özgüvenlerini deneyimlemeye yol verir.’

Toplumsal ve siyasi tartışmalarda kadınların önlerinde engel olmamak yalnızca formel eşitlik sağlamaktan değil o aşırı özgüvenlerin nereden geldiğini sorgulamaktan ve onu bireysel olarak törpülemekten de geçer.

 

[1] The Letters of Rosa Luxemburg, derleyenler Georg Adler, Peter Hudis ve Annelies Laschitza, Verso Yayıncılık, 2013.

[2] Kitabın orjinalini Men Explain Things To Me başlığıyla Haymarket Books yayınladı. Türkçesi Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar ismiyle 2015 yılında Encore yayınlarından çıktı.

[3] Cinsiyet kimliği ve biyolojik cinsiyetlerinin örtüştüğü bireyler.

Bulunduğu kategori : Mor ve Gökkuşağı

Yazar hakkında

İlgili Yazılar