Bir varmış bir yokmuş, bir GSMH varmış… – Koray Yılmaz -

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, insan evladına gizemli mi gizemli bir hal gelmiş. Daha önce neye inanıyorsa reddetmeye, neyi yapıyorsa yapmamaya, nasıl yapıyorsa değiştirmeye başlamış, hülasa nasıl yaşıyorsa insan evladı artık başka türlü yaşamaya başlamış. Bir devrim mi desem, bir alt üst oluş mu sarıvermiş insanların etrafını. İyi desem iyi değil, kötü desem kötü değil, bir hal gelmiş insanların üzerine.

Kimisi çok zenginleşmiş, çok mutlu, kimisi her şeyini yitirmiş çok üzgün. Daha önce hiç olmadığı kadar çalışmaya başlamış insanların bir kısmı ama nasıl olduğu bilinmez bu çalışanlar değilmiş zenginleşenler, çalışanlar çalışmayanlara göre, “masal bu ya”, gittikçe daha da fakirleşmişler. Ama dünya da değişiyormuş bu arada “sanki görünmez bir el” yordamıyla “her şey buharlaşıyor” ve sonra yeniden kuruluyormuş, “şeytan bile kıskandıracak bir hızla”. Büyük büyük binalar çıkmış karşısına insanların, sanki soğuk havalarda aldığı nefesini dışarı veren ejderhalar gibi dumanlar saçıyormuş etrafa. Kulakları sağır edercesine bağıra bağıra hep aynı şeyleri yapan adına makine denen şeyler çıkmış ortaya, insanları “kendisinin bir uzvu haline getirmiş” sanki “canlılarla beslenen ölü” bir canavara dönüşmüş eski metal yığınları bu “modern zamanlar”da. Hatta bilmeden bazı insanlar bu canavarın ölü olduğunu kırarız kolunu bacağını diyerek savaş açmışlar, belki ona belki de kendilerine.

İnsanlık hayrete düşmüş bu eşi benzeri olmayan şeylerle karşılaşınca. Bir kısmı atılmış öne, oh ne güzel demiş hayranlıkla, nasıl da artıyor zenginlik, nasıl da çoğalıyor her şey. Sırrını çözmek lazım demişler, eğer sırrını çözersek bu acayip işin kesin daha da zenginleşiriz. Kabul etmiş diğerleri ama demişler zenginlik güzel de acaba nasıl paylaşıyoruz bunları. Aramaya başlamışlar zenginliğin sırrını ve daha sonra paylaşımın kurallarını. İnsanlara bakmışlar tek tek kimde bu işin sırrı? Anlamışlar sonra çalışanlar var ya işte onlar yaratıyor bu zenginliği, olmazsa onlar ne bu koca ejderhaya benzer binalar ne de ölü canavarlar yaramaz pek bir işe. Ama zenginliği yaratanların neden bu kadar fakir kaldığını çok da anlamamışlar. Sakallı, nur yüzlü bir bilge açıklamış sonra olanları. Neyse, diğerleri gelmiş sonra aman demişler ses etmeyin, anlarlarsa bu çalışanlar tüm bu zenginliğin kaynağı onlar, yanarız. İsterler sonra kendi yarattıklarını.

Ama olmaz ya, yayılmaya başlamış bu laflar, çalışanlara kadar ulaşmış. Çalışanlar ve olan biteni anlamak için kafa yoranlar sormaya başlamışlar böylece yüksek sesle, çalışanlarsa eğer bu zenginliğin kaynağı, hani zenginlik nerede, neden bu kadar yoksuluz biz diye? Bu nur yüzlü bilge çekmiş bu işin başını. Paniklemiş diğerleri, atılmışlar bir süre sonra ortaya, yok demişler sizin bir ayrıcalığınız bu zenginlik yaratmada, biz de katlanıyoruz çabaya, olmalı illa ki bunun da bir mükâfatı, çok da inandıramamışlar çalışanları, aynı mı demiş onlar da çabalarımızın karşılığı. Evirmişler, çevirmişler türlü türlü bahaneler bir de zengin olmanın ayrıcalıkları, çalışanları düşürmüş zenginliğin yaratılmasında diğerlerinden hiçbir farkı olmayan basit bir faktöre. Demişler her faktör katılıyor zenginliğin üretimine ve alıyor katkıları nispetinde bir karşılık e sonuçta da artıyor zenginlik, sen az alıyorsan eğer az katkı yapıyorsundur napalım. En çok nur yüzlü bilge kızmış bu işe, uzun uzun anlatmış herkese böyleyken böyle. En önemlisi de demiş ki inanmayın siz bu vülgerlere, takılmayın sadece görünüme, anlamaya çalışın görünenin arkasındakini, ücretin, fiyatın, kârın, rantın ölçmeden önce büyüklüğünü, anlamanız lazım ne olduklarını. Olmasa çalışanlar kim nasıl yaratırmış zenginliği, asıl unsurudur zenginliğin çalışanlar, sakın unutmayın bunu.

Durmamış diğerleri ölçmeye odaklanmışlar yalnızca büyüklükleri. Gel zaman git zaman unutulmuş ölçülenin ne anlama geldiği, konuşulur olmuş yalnızca büyüklükleri. Çok saygın bir iş haline gelmiş ölçmek. “Ölçemezsen yönetemezsin” demiş biri. “Ölçemezsen ölçülebilir hale getir” demiş diğeri. “Verilerle konuşun arkadaşlar”, “Rakamlar konuşuyor beyler” gibi mütehakkim edalar, düşünmeden söylediklerini gerçeklik sanmış verileri. Büyük büyük analizler yapılmış bu sayılarla, verilerle, sorunlar tespit edilmiş, çıkarımlar yapılmış çözümler aranmış onlarla. Velhasıl anlaşılacağı zannedilmiş aslında anlaşılması gerekenlerle. Anlamadan muhtevasını, kumaş bilmez, insan tanımaz terziye dönmüşler.

Sonra bir gün isyan etmiş sayılar üç demiş ki ben bundan sonra beşim. Sıfır demiş ki sıkıldım ben etkisiz eleman olmaktan ben de katkı yapacağım toplama. Sonsuz demiş ki ben ilk olmak istiyorum zaten ne kadar sondayım onu bile anlamadım, bir demiş hayır ben yine bir olacağım. Karışmış ortalık ve bir tartışma almış yürümüş peki ne yapacağız biz şimdi demişler bu ölçüp biçenler, her şey değişti, dün üç olan bugün beş, dünkü iki bugün dört. Her şey birbirine girmiş, dün şu kadar zengindik, bu durumda bugün bu kadar fakiriz, ya da dün şu kadar tasarruf ediyorduk, yatırım yapıyorduk ah hiç yetmiyordu zenginleşmeye oysa bugün anladık ki aslında çok da sıkıntı yokmuş tasarrufta, yatırımda, daha zenginmişiz aslında.

Herkes şaşkın, herkes bir hile bulma peşinde bir bilge vardı bir soralım demişler, çağırmışlar sakallı bilgenin ruhunu, gelmiş bilgenin ruhu ve demiş ki onlara bir hile var evet bu işte ama biliyor musunuz hile nerede, hile politik ekonomiden (political economy) iktisada (economics) giden o uzun ve hayli ince formalist bilimci anayolun ara sokaklarında, yanıtları hoşunuza gitmediği için soru sormaktan vazgeçtiğiniz yerlerde. Siz demiş sakallı bilge, üç müydü, beş miydi uğraşacağınıza, üç olan, beş olan nedir önce bakın bir ona. Hiçbir şey anlamamış ölçüp-biçenler, zaten bu adam hep böyle garipti demişler ve düşmüşler yine günlük telaşlarına: Dolar artmış, faiz yükselmiş, borsa stabil, falan, filan…

Üç elma düşmüş bu masaldan yeryüzüne ama bu kez üçü de üçün, beşin peşine fazla düşüp, muhtevayı unutarak, matematiksel tutarlık peşinde koşarken anlamı ve gerçekliği bir yana bırakarak ve garibim ve çok değerli matematiğe platonik bir aşkla sahip olmadığı kesinlik yükünü yükleyerek kocaman ve kusursuz analizler yapan, yaptığı analizi mümkün kılan temel kuramsal-kavramsal arka plan hakkında yeterince ya da hiçbir şey bilmeyen, bu konudaki kadim tartışmalardan habersiz iktisatçıların başına.

Sahi biz ne kadar büyüdük?

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar

Son Yazılar
Yayın Politikamız
“Öğrenci Dayanışması” 6. sayı çıktı: Organize oluyoruz! -

Devrimci hareketin fikri dağınıklığı haliyle gençlik hareketine de sirayet etmiş durumda. Üniversite mücadelesi cılız, dağınık ve motivasyonsuz bir dönemden geçiyor. Fikri dağınıklığı gidermeden mücadele alanlarında güçlenmek, pratik mücadele içerisinde yoğunlaşmadan fikri dağınıklığı aşacak bir ufuk geliştirmek söz konusu değil. Bu nedenle işimiz sanıldığından daha zor. Siyasi bir içeriği olmadan içi boş ‘’sokak ve direniş’’ çağrıları yapmak, gerçekliği görmezlikten gelip oyalanma ve bekleme stratejileri üretmek artık...

Devamı ...