Bir OHAL hatırası -

Olay geçtiğimiz hafta meydana geliyor. OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’na ihraç oluşumla ilgili itiraz dilekçemi teslim etmeye gidiyorum.

Valilikte diye biliyorum. Değilmiş. Hemen yanındaki Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde kurulmuş. Ben ki şikayetçi olmak için bile gittiğim karakollarda heyecanlanıp ter basan insan bu kez, “devlet bana terörist diyor ama ben değilim” demek için Eminönü’nün yolunu tutuyorum. Hatta Emniyet’e yaklaşırken, polisle konuşma pratiği kazanmak için olsun yoldaki bir polise iki adım ötedeki binanın girişini soruyorum. İlk iletişimi sorunsuzca kurmuş oluyorum, olacak bu iş galiba.

Kapının önündeyim, derin nefes. Çantayı o aletin içine koyuyorum, ben de aramadan geçiyorum, inşallah ötmem, sonra arayacak üstümü falan. Yok neyse öten bir şey yok, hatta iksreyden geçen çantamla da pek ilgilenen yok. Turnikelerin önündeki masaya gidiyorum. Kimlik falan bırakacağız herhalde. O sırada arkamdan benim yaşlarımda (ve tabii ki benden yaşlı gösteren) bir adam geçiyor, “OHAL için ne taraftan” diye soruyor. “İkinci soldan merdivenlerden çıkıyorsun” diyor polis. Kimliğim elimde bakakalıyorum. Turnikeden serbeste geçiyor benden yaşlı gösteren abi, ben de peşinden. İçeride sersem biçimde oraya buraya bakarken, “bu taraftan galiba” diyor abi, “duvarda yazıyor”. Her tarafa OHAL komisyonu bürosunu gösteren oklar yapıştırılmış. Tam merdivenleri çıkıyorum, “Nüfus cüzdanı fotokopisi mecburi”. Çıkışta bir fotokopici varmış. Hadi tekrar çıkıyorum, küçük bir fotokopi dükkanı. Camında “OHAL Komisyonu dilekçesi çıktısı alınır” yazısı.

Neyse fotokopiyi halledip, bu kez daha bir özgüvenle giriyorum tekrar binaya, turnikeye tenezzül etmeyip yandaki açık bölümden geçiyorum hatta. Yukarı varıyorum, 15-20 kişi sırada. Nasıl işliyor diye bakarken, bir amca (o benden büyük, kesin bilgi) “önce numara alıcan” diyor. Bakıyorum sağda bir numaratör, amca “yok o değil” demeye çalışırken ben alıyorum numaramı, ama evet o değilmiş. Sol tarafta bir tane daha var, bantla bir A4 yapıştırılmış, üzerinde “OHAL” yazıyor. Hedefe yaklaşıyorum galiba.

Tüm bu kolaylaştırıcı tedbirlere rağmen terlemem geçmiyor. İçeri girince muamele nasıl acaba? Sosyal medyadan terörist ve Ergenekoncu olduğuma dair, dekanlık destekli bir kısım öğrenci tarafından yapılan gönderiler hakkında şikayetçi olmak için birkaç yıl önce Emniyet’e gittiğimde, Osmanlı turalı yüzüklü memur beyler tarafından sanık sandalyesine oturtulmuştum da. Pek hazzetmemiştim.

Kapının önünde iki masa var, “Kurumsal” ve “Bireysel”. Kafam karışır gibi oluyor ama yok yok ben bireyselim, orda sıkıntı yok. Sıram gelince evraklarımı kontrol ettirip içeri gireceğim. O sırada yirmi yıldır görmediğim bir lise arkadaşıma rastlıyorum, avukatmış, müvekkili adına gelmiş, o “Kurumsal”cı. “Sen bu yaz Datça’da mıydın, gördüm galiba?”. “Aaa evet”. Tüm Türkiye gibi. O sırada İstanbul Üniversitesi’nden KHK’lı arkadaşlar geliyor, 5-6 kişi. Barkın aralarında, o da Galatasaray’dan, alt devrem. Üç mektepli oluyoruz böylece OHAL bekleme salonunda. Kendimizi saymayı severiz, garip bir şey. Salondaki “yazın Datça’ya gidenler” kümesi kesin daha kalabalıktır. Neyse, deneyimli olarak işlemlerin nasıl yürüdüğünü anlatıyorum arkadaşlara. Bensiz de yapabilirlerdi herhalde ama olsun kendimi iyi hissediyorum, heyecanım azalıyor.

Sıram geliyor, heyecan yükseliyor. Bireysel masasına gidiyorum, evrak kontrolüne. Nüfus cüzdanım biraz yıpranmış olduğu için tedirginlik var bir miktar, daha sabah başka bir iş için gittiğim noterde, “bu olmaz, ehliyet var mı yanınızda” demişti benden genç bir abla. Ama buradaki abi problem çıkarmıyor, bir iki imza eksikmiş onları atıp içeri giriyorum. 5-6 masa var, boş olanına oturtuluyorum. Karşımdaki bey nispeten sempatik görünüyor. Bizim bir sivil vardı okulda, beyaz saçlı, onun sempatik görüneni. Dilekçemi alıp bakıyor, okuyor da hatta. İsmimin anlamını sorduktan sonra sohbete devam ediyor:

O: Babanın adı Z. A. mı? Nerede çalışıyor?
Ben: Evet. X’de çalışıyor.
O: Hmm. Benim tanıdığım bir Z. A. vardı yıllar öncesinden, Sarıyer’den ülkücü bir siyasetçi. Ama o Y’de çalışıyor, o değildir.
Ben: Değildir, muhtemelen.

Neyse, abi dikkatlice okumaya devam ediyor.

“Doçentlik n’oldu peki?”. “Jürim belli olmuştu ama iptal edildi işte”. Kafayı şöyle hafiften bir sallıyor. Biraz daha yüz bulsam yedi yıldır verilmeyen yard.doç.’luğumu ve eski dekanlarımı anlatmaya başlayacağım.
Yine okuyor.

“Çalışman ilginçmiş ama, bastırdın mı bunu?”. Hangisinden bahsediyor acaba. Tolkien hakkındaki değildir herhalde, sol liberal aydınlar mı? Soruyorum. “Sürrealizm üzerine olan, bayağı ilginç görünüyor”. Bilmeyenler için, (hâlâ nasıl olduğunu çözemediğim biçimde) TÜBİTAK bursuyla Fransa’da yaptığım “Sürrealist Söylemde Sihir, Ütopya ve Kutsiyet” konulu doktora sonrası araştırmamdan söz ediyor. İlgisini çekmiş. “Çalışmalar devam ediyor” diye yanıtlıyorum.

“İyi polisi mi oynuyor acaba” diye düşünüyorum. O halde kötüsü nerede? Belki de kötüsü zaten KHK’lara imza atan. Yahut master falan yapmış, uzak değilim bu işlere demeye çalışıyor. Ya da belki sözümona terörle mücadelede kantarın topuzunun kaçtığının farkına varmış, empati kabiliyeti gelişkin bir polis (olur mu olur). Akşenerci mi acaba? He polis mi ondan da emin değilim bu arada. Bu her şeyi açıklayabilir.
Bu arada bakıyorum, ofisteki masalarda sadece bizimkiler var. İyice bir rahatlık geliyor. Benim abiyi de bizden saysak daha kalabalığız hatta. Okumaya devam bu arada. Bir hayli ilgili. Son sayfayı da çeviriyor: “Dilin de iyimiş, cümleler güzel bağlanmış, edebiyatçılık da var galiba?”. “Mesain kaçta bitiyor, bir kahve içelim istersen” diyeceğim neredeyse. “Pek değil ama belki bir gün yönelirim”le yetiniyorum.

Evet işlemlerim bitmiş, kimliğimi geri verip vermediğinden emin oluyor. Bana verdiği “Alındı” evrağının üzerindeki sayıları açıklıyor ve sürecin sonraki adımlarını anlatıyor. Vedalaşıp çıkıyorum. Herkesin işi bittikten sonra, her işi biten Türk-iyeli gibi çaycıya doğru yollanıyoruz.

İşte böyle. Sana terörist deyip seni işinden koparan, özlük haklarını yok edip ikinci sınıf vatandaş haline sokan devlete “yanılıyorsun ben terörist değilim” deme işlemlerinin herhangi bir devlet dairesindekinden farksız yürüyor oluşu, olağan bir vatandaşlık işlemi halini almış olması OHAL uygulamalarına dair yeterince şey anlatıyor galiba.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında