batılı güçlerin nükleer program çözümü: abd/iran ilişkilerinde değişimin başlangıcı mı? – fahrang morady -

 34 yıl sonra, Cenevre’deki sıkı pazarlıklar sonucunda, İran ve ABD uzlaşmaya doğru adım attı. Bu sonuca, 24 Kasım’da, İran’ın ağır ambargo uygulamasına yönelik “mütevazı gevşemeler” karşılığında nükleer programı durdurmayı kabul etmesi ile ulaşıldı. Bu durum, savaş tehlikesini ve ABD öncülüğündeki batılı güçlerin askeri müdahalesi ihtimalini şimdilik ortadan kaldırdı.

İki tarafın da sergilediği u dönüşü tesadüf değildi. Amerika’daki gözlemcilere göre; Washington ve Tahran bir yıldan uzun süredir, ilişkilerindeki pürüzleri gidermek için pazarlık ediyordu. Pragmatist Hasan Ruhani’nin 2013 seçimlerindeki ezici galibiyeti bu süreci hızlandırdı. Her ikisi de muhafazakâr sağda yer alan Muhammed Bagir Galibaf’ın % 16,6 ve Said Celili’nin % 13,3’lük oyuna karşı Ruhani’nin ilk turda % 50,7 ile kazandığı zafer, rejimin bütününe yönelik yankılanan bir mesaj niteliğindeydi. Muhafazakâr sağın aksine, Ruhani hemen Batı ve komşu Arap ülkeleriyle, özellikle bölgedeki jeopolitik rakibi olan Suudi Arabistan ile temas kurdu.

Cumhurbaşkanı olarak görevi devralan Ruhani’nin hükümeti, neredeyse iflas etmiş bir ekonomi ile karşılaştı. Ambargonun felce uğratan etkisi; % 40’ı aşan enflasyona, işsiz sayısının 4 milyonu geçmesine, 2012’den bu yana % 100’ün üstünde devalüasyona ve ağırlıklı olarak ham petrol ihracatına dayanan ekonomide petrol ihracatının günde 1 milyon varilin altına düşerek % 40 azalmasına yol açtı. Bu bölgesel krizin üstüne, İran’ı en önemli müttefiklerinden birisini kaybetme riski ile karşı karşıya getiren Suriye’deki iç savaş, ülkeyi hem ekonomik hem de politik açıdan sıkıntıya soktu.

ABD’nin yaklaşımının değişmesinin gerisinde ise Suriye veya İran’a yönelik bir askeri müdahale için içeride destek bulmasının zorluğu ve uzun vadede yüzünü Basra Körfezi’nden dünyanın hızla büyüyen ekonomik coğrafyası olan Hint Okyanusu ve Pasifik Asya’sına dönmesi yatıyor.

ABD, asker ve donanmasının % 50’sini Asya’da (Çin, Hindistan ve Japonya) tutmaya kararlı görünüyor. Bu da, Ortadoğu’daki fiziksel askeri güçlerinin sayısını azaltacağı anlamına geliyor. Bunun gerçekleşbilmesi için de bölgedeki tansiyonun normale dönmesi gerekiyor. Bu bağlamda, bölgedeki tansiyonu azaltmak isteyen ABD açısından İran ile köprüler kurabilmek dışlamak istemedikleri bir ihtimal haline geliyor. Gerçekten, “terörle mücadale” dönemi olarak adlandırılan son yıllardan bu yana Suudi Arabistan gibi müttefikleri çözümden çok sorun yarattılar. ABD, Ortadoğu ve Asya Pasifik’teki uzun vadeli çıkarları için İran’la daha iyi ilişkileri desteklemeye karar vermiş görünüyor.

Kuzeyde Orta Asya’ya güneyde Basra Körfezi’ne yakın olan İran’ın jeopolitik konumu, ülkenin bölge istikrarı açısından özel bir pozisyona sahip olmasına yol açıyor. ABD – İran ilişkilerindeki rahatlama, İslam Cumhuriyeti’ne hem güvenlik hem de bölgede güçlü bir ülke olma açısından meşruiyet sağlayacaktır. Aslında, İslam Cumhuriyeti’nin nükleer kapasitesini arttırmasının sebeplerinden birisi, bu kapasiteyi ABD’nin tehditlerine karşı savunma mekanizması olarak kullanmaktı. ABD ile İran arasındaki pazarlık muhtemelen İran’ın nükleer enerji programındaki rahatlama ile birlikte güvenlik sağlayacak ve ülkenin bölgesel bir aktör olarak rol oynaması ile sonuçlanacaktır.

ABD aynı zamanda İran’ın bölgede nükleer program geliştiren tek ülke olmadığının da farkındadır. Aslında, Pakistan ve İsrail halihazırda nükleer programa sahip, Rusya da Türkiye’nin nükleer program geliştirmesine destek veriyor.

Katı muhafazakârlık hala en önemli ekonomik ve politik güç sahibi iken, İslam Cumhuriyeti liderlerinin ABD – İran ilişkilerinde normalleşme sağlayabilmesi en azından kısa vadede pek olası görünmemekte İslam Cumhuriyeti devriminin, rejimi 34 yıldır ayakta tutan temel dayanağı, anti-Amerikancı olmasıdır. Ortadoğu’da istikrarlı bir İran, ABD açısından Asya’ya konsantre olma fırsatı sağlayacak ancak bu durum potansiyel olarak İran/Çin ilişkilerinin aleyhine gelişecektir. Tahran’ın Asya’dan uzaklaşması umulmaktadır. ABD açısından, İran’la ilişkilerdeki rahatlama İsrail, Suudi Arabistan ve olasılıkla Türkiye’yi düşman etme potansiyeline sahip, ancak Ruhani hükümeti bu ülkelerin olası endişelerini gidermeye kararlı. Ruhani ve Rafsancani bölge ülkeleri ile sıkı çalışma içinde olmayı istediklerini defalarca belirttiler. Aslında, İran Dışişleri Bakanının Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Türkiye’ye yakın zamanda gerçekleştirdiği ziyaretler bu yaklaşımın yansımalarıdır.

Sonuç olarak, ABD – İran ilişkilerindeki rahatlama, muhafazakâr sağ politikalarda kademeli bir azalma görebilecek olan genç İranlılar için bir alan açacak ve özgüvenlerini arttıracaktır. İranlılar, son 34 yılda defalarca kanıtlandığı için, pragmatist bir makyaj yapmış olsa bile İslam Cumhuriyeti’ne güvenemeyeceklerini bilmekteler. Tahran – Washington ilişkilerinde devam edegelen gerginlikteki rahatlama, savaş tehlikesini ortadan kaldırdığı ve sürekli kriz halinde olan bölgede görece bir istikrar sağladığı için, şimdiden sıradan İranlılara umut vermiştir.

——

* Fahrang Moradi, İngiltere’deki Westminister Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde ders vermektedir.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar