başlangıç yazıları n. 8: iki seçim ve bir “yıldönümü” ne yapmalı? -

 

Sosyalistler açısından yerel seçimlerden çıkartılması gereken temel sonuç, memleket sathında sosyalist hareketin bir siyasal aktör olarak neredeyse silinmiş olduğunun – kim bilir kaçıncı kez –  tasdik edildiğidir. Fakat “öznel koşullar” ne kadar olumsuz olursa olsun, Türkiye’nin içinde bulunduğu “nesnel koşullar”, bütün siyasal aktörler kadar sosyalist hareket için de yeniden toparlanmak için kimi olanaklar sunmaya devam ediyor. Türkiye, tarihinin en ciddi siyasal rejim krizlerinden birinin içinde ve bu kriz yine Türkiye tarihinin en büyük anti-otoriter, demokratik ayaklanmasının üzerinden bir yıl dahi geçmeden ortaya çıkmış durumda. Arka arkaya gelecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler bu siyasallaşma içinde, hatta bu siyasallaşmayı yükselterek gerçekleşecektir. Sosyalist solun bu süreçte ortak ve birleşik bir mücadele perspektifiyle, bağımsız ve mevcut saflaşmaları dağıtmaya yönelik bir siyasal hat-program oluşturamaması, kurulmakta olan “yeni Türkiye”nin siyasal alanında yerinin olmadığını ilan etmesi anlamına gelecektir.

2015 seçimlerine kadarki süreçte sosyalist solun inşasına zemin teşkil edecek birleşik eylem zeminlerinin yaratılması mümkündür. Kısa, orta ve uzun vadeli olarak, birbirlerine zemin ve dayanak oluşturulabilecek, birbirini besleyebilecek üç süreci kolektif olarak örgütleyebiliriz.

kısa vade: 31 mayıs ve gezi’nin yıldönümü: Önümüzde hayli uzun geçeceğe benzer bir yaz var. Bu siyasallaşmış süreci taşıyabilmek için sosyalist solun ortak bir inisiyatif geliştirmeye, birleşik eylem zeminleri inşa etmeye cüret etmesi gerekiyor. Son bir yılın kolektif siyasallaşma dalgasına bütünlük, tutarlılık ve bir genel doğrultu sağlayacak yolları denemekten kaçınmamalıyız. Gezi isyanının yıldönümü, bu direnişten esin alan belli talepler etrafında ortak, birleşik ve yaygın bir siyasal faaliyet için pekâlâ bir vesile olabilir. Önümüzde bir aylık bir zaman dilimi var. Gezi’nin moral meşruiyetini arkasına alan yaygın ve birleşik bir siyasal kampanya, şu son bir yıl içerisinde bir biçimde sokağa çıkmış kitlelere yeniden özgüven kazandıran bir mecraya dönüşebilir. Bir hafta, belki on güne yayılmış, birleşik bir siyasal kampanya olarak örgütlenmiş ve Gezi’nin ifadesi olduğu talepleri güncelleştirip yeniden dolaşıma sokan bir “yıldönümü”, seçim sonrasında atalete sürüklenen sokak hareketini yeniden canlandırmak açısından uygun bir fırsat. Bu bağlamda, “Gezi’nin yıldönümünde bir başka Gezi yaratma” fantezisinden azade olarak, Gezi’den arda kalanı anlamlı bir sürece kanalize ederek popüler bir “öfke günü” örgütlemenin peşinde olmalıyız.

Bu nedenle bu süreci popüler bir anti-otoriter anlayış üzerinden düşünmeliyiz. Dar anlamda sokağa, yani koşullarını polisin ve muktedirlerin belirlediği bir kavgaya mahkûm olmayan; basit, anlaşılır ve sahiplenilebilecek talepleri içeren ve polisle karşı karşıya gelmenin dışında da popüler katılım biçimleri öneren bir tarzı kitlelere sunmalı ve bu süreci örgütlemeliyiz.

orta vade: cumhurbaşkanlığı seçimleri: Cumhurbaşkanlığı seçimi AKP açısından siyasal rejimin ve devlet aygıtının otoriterleşmesi sürecinin bir aşaması olarak görülüyor. Bunun karşısında anti-otoriterizm, demokrasi ve iktidarın sınırlandırılması taleplerini somutlamak ve bunun sözcüsü olmak gerekiyor. Aday tartışmasını ön plana alarak daha baştan ayrım ve anlaşmazlıkları göze almak yerine, demokratik, sosyal ve anti-otoriter talepler üzerinden solun ortak, birleşik bir kampanya yürütme zeminini kurmak sadece seçim dönemi değil, sonrası için de sosyalist solun memleket siyasetinde dikkate alınabilecek bir politik pozisyon alabilmesi için temel sağlayabilir.

Dönemin demokratik taleplerinin oluşturulması için dahi solun ortak aklını ortaya koyacak iletişim ve dayanışma zeminlerine ihtiyaç vardır. Bu taleplerin ortaya çıkarılması için yaygın, solun tüm kesimlerine açık, yapılandırılmış toplantılar düzenlemeyi önümüze koyabiliriz. Oluşturulacak somut, kolay anlaşılır sosyal ve demokratik talepler etrafında yaygın ve birleşik bir kampanyanın imkânlarını zorlayabiliriz. Bu süreci “AKP’yi geriletebilecek aday profili” tartışmasıyla geçirmek, siyasal saflaşmanın tıpkı yerel seçimlerde olduğu gibi sistem içi kanallara sıkışmasına neden olacak. Dolayısıyla seçimi, Gezi’nin işaret ettiği talep ve özlemlerin potansiyel adayı tartışmasına evriltmek gerek. Bu süreci örgütlemeyi, bunun propagandasını yapmayı, buna yönelik popüler araçlar oluşturmayı birincil görev kabul ederek, sandıkta bir aday gösterme veya adaylardan birini destekleme olasılıklarını bu birincil göreve endeksli olarak düşünmeliyiz.

uzun vade: 2015 seçimleri: 2015 seçimlerine de müşterek talepler etrafında şekillenen bir siyasal programı hedefleyerek hazırlanabiliriz. Sosyal taleplerin ön plana çıktığı, bu taleplerin özneleriyle solun birleşik gücü arasında somut bağların geliştirildiği ve en nihayetinde ortak adayların belirlenerek seçim çalışmasının örgütlendiği bir yıllık bir süreci, Eylül’den itibaren önümüze koyabiliriz.

Sosyalist sol bu üç süreci de programatik bir yönelimi içerecek, popüler bir sokak siyaseti çerçevesinde örgütlediği takdirde yeniden bir siyasal referans noktası olma hüviyetini kazanabilir ve uzun bir süredir mustarip olduğu parçalı yapısının ortaya çıkardığı sorunları aşma konusunda adımlar atabilir.

Kendimizi programatik doğrultuda ve sokakta örgütlemek hedefiyle gerçekleştireceğimiz böyle bir süreç, gerek Kürt hareketi ile gerek sosyal demokrasinin mevcut halinden memnun olmayan kesimler ile daha gerçek, daha etkin bağlar kurma şansımız da ortaya çıkar. Zira siyaset tabelalar ve muteber isimleri bir araya getirmekle değil; belirli bir fikre, o fikir çerçevesinde ortaya konmuş bir programa ve o program üzerinden kitleler nezdinde bir referans olabilme kapasitesi ile ilgili bir pratiktir.

Böyle bir pratiği örgütleyebilir ve kendi kaderimizi yeniden elimize alabilir. Aksi halde tarihin mevcut gidişatı sosyalist sol açısından hiç de iç açıcı bir görünüm ortaya koymamaktadır.

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar