Başka bir dünyanın mümkünlüğünde: Veganlık – Arzu Ekşi, Selin Görkem -

Vegan olmak “zor” değildir. Sanılanın aksine kolaydır, hesaplıdır, keyiflidir ve en önemlisi adildir, gerekli olandır.

Vegan olmaya karar verirken; sahiplendiğimiz, sokaklarda dillendirdiğimiz, pratiğe dökmeye çalıştığımız ve savunduğumuz kelimelere göz attık: Cinsiyetçilik, Ayrımcılık, Eşitlik, Adalet vb… Kullandığımız bu kelimelerin aslında bir şekilde birbiri ile bağlantılı olduğunu ve biri olmadan diğerinin eksik kalacağını fark ettik. Bu çembere göz atıldığında “Ben veganım” demek türcü olmamak demektir. Türcü olmamak demek ayrımcılığa karşı olmak demektir. Ayrımcılığa karşı olmak demek cinsiyetçiliğe karşı durmaktır. Haliyle bu denli birbirine bağlı olan kelimeleri veganlar olarak bizler hayatımızın temel taşları olarak görüyoruz ve birbirinden ayrı siyaset yapmıyoruz.

Veganlığı, kendi bireysel haklarımız üzerinden değil hayvan hakları ve bedenin sömürülmemesi üzerinden kuruyoruz. Bu yüzden veganlığı feminist bakış açısı ile tartışmayı ve feminizm/veganizm ilişkisinin bir aradalığını savunuyoruz. Çünkü bu ikilide ortak ve esas kavram: ayrımcılık yok, eşitlik var! Peki ama neden?

Hayvanlar, kurumsallaşmış sömürüye uğrayarak acı çekiyorlar, katlediliyorlar. Dişi hayvanlar; suni döllenme, memelerinin istismar edilmesi, yavrularından zorla koparılması gibi türlü türlü zulüm ve şiddete uğrayarak önümüze süt, yumurta ve peynir olarak servis ediliyor. Erkek hayvanlar ise sperm ‘donörleri’ olarak zorla çiftleşmeleri sağlanıyor. Çoğu zaman doğan erkek hayvanlar etinden, sütünden faydalanılmadığı düşüncesiyle doğar doğmaz öldürülüyor. Daha fazla hayvan üretilsin, servise sunulsun diye yapılan bu suni döllenmeler tecavüzdür diyoruz. Tam da bu durum eril tahakkümdeki kadın-erkek sabit ikilisinde kadının tecavüze uğramasının normalleşmemesi için elimizden gelen ne varsa aynı şeyi hayvanlar içinde yapmak zorunda olduğumuzu gösteriyor.

Politika, medya, gündelik hayat gibi diğer tüm alanlarda kadınlar sadece sömürüye uğramıyor aynı zamanda hayvansılaştırılıyor.(ateşli piliç, vahşi kısrak…) Bu benzetmeler dışında yapılan yemeklere kadın bedeninden isimler takmak da bir başka benzer örnektir.(kadınbudu köfte, dilberdudağı tatlısı…) Erkek egemen sistemin içerisinde kadınlar, translar ve hayvanlar arasında hiç fark yok. Haliyle vegan olmak; canlılar arasında eşitliği istemektir. Karşı çıktığımız bu düzen içerisinde eşit zeminde yaşamayı savunmaktır.

Gündelik yaşam pratiğimizin en önemli eylemliliği; hayvanları ve hayvansal ürünleri sömürü nedenleri olarak görmemek… Bu ilke doğrultusunda çevremizdeki herkese “gelin bu mücadeleyi birlikte yürütelim” diyoruz. Öğretilmişliklerimizi, alışkanlıklarımızı ve kolaycı tutumumuzu değiştirmek mümkün. Peynir yemeden de kahvaltı yapılabiliyor, yün giymeden de kış geçiyor.

Başka bir dünyanın mümkünlüğünü savunanlar olarak bu topraklarda yaşayan bütün canlıların yaşam hakkını savunmamız elzemdir. Sesimizi yükseltiyoruz ve “sömürünün, ezilmenin ve baskının her türlüsüne karşıyız” diyoruz!

 

Bulunduğu kategori : Kızıl-Yeşil

Yazar hakkında

Son Yazılar
Yayın Politikamız
“Öğrenci Dayanışması” 6. sayı çıktı: Organize oluyoruz! -

Devrimci hareketin fikri dağınıklığı haliyle gençlik hareketine de sirayet etmiş durumda. Üniversite mücadelesi cılız, dağınık ve motivasyonsuz bir dönemden geçiyor. Fikri dağınıklığı gidermeden mücadele alanlarında güçlenmek, pratik mücadele içerisinde yoğunlaşmadan fikri dağınıklığı aşacak bir ufuk geliştirmek söz konusu değil. Bu nedenle işimiz sanıldığından daha zor. Siyasi bir içeriği olmadan içi boş ‘’sokak ve direniş’’ çağrıları yapmak, gerçekliği görmezlikten gelip oyalanma ve bekleme stratejileri üretmek artık...

Devamı ...