Anketörlerle söyleşi: “Yaptığın iş de okuduğun okul da garanti sunmuyor” -

Günümüzde araştırma şirketlerinden reklam ajanslarına, partilerden bankalara kadar pek çok büyük kuruluş anketlere başvuruyor. Peki üzerine analizler, planlar, taktikler geliştirilen bu anketleri kimler üretiyor? Anketler hangi koşullarda gerçekleştiriliyor?

Anketörlük genç emek gücünün yoğunlaştığı önemli iş alanlarından biri. Özellikle öğrenci işi olarak görülüyor ve bu anlamıyla da geçici, güvencesiz, fiziksel enerji gerektiren koşullara sahip olduğu zımnen kabul ediliyor. Ancak bunların ötesinde, sirkülasyonun çok yoğun olduğu emek yoğun bir alan. Sokakların arşınlandığını, yüz yüze ilişkiler gerektiren, dolayısıyla “duygusal emek” de içeren bir iş sahası.

Pek çok genç, imalat işlerinden rahat olduğunu düşünerek anketörlüğü tercih etse de, hem insanlarla girilen gergin ilişkiler hem de güvencesiz şartları yüzünden anketörlük oldukça stresli bir iş. Üst sınıf site ve apartmanlarda emekçiler doğrudan sözlü ve fiziksel şiddete maruz kalıyor. Bazı anket formları hayatında hiç anket yapmamış insanlarca tasarlanmış gibi. Anket paralarını kesmek için her tür bahaneyi sıralayan patronlar yol ve yemek parasından da kaçınmaya çalışıyor. Kısa süre önce Af Örgütü’nün “Yüz Yüze” çalışanlarının gerçekleştirdiği direniş, bu alandaki genç işçilerin yaşadığı güvencesizliği gözler önüne sermişti…

Biz de hem çalışan hem okuyan iki genç anketör arkadaşımızdan deneyimlerini dinledik. Farklı sektörlerden genç emekçilerle sohbetlerimiz devam edecek.1

Merhaba arkadaşlar, kendinizi tanıtır mısınız?

Aslı: Açık lise okuyorum, bir senedir anket işlerine gidiyorum. Ailemin durumu çok iyi değil, bir de bende gereksiz bir gurur var. On üç – on dört yaşından beri kendimi aileme yük gibi hissediyorum, arada restoranda, fabrikada çalışıyorum. Şu anda anket benim velinimetim gibi. Anket olursa yaşıyorum, çünkü harçlığım oluyor. Kimseye bir şey söylemek, bir şey istemek zorunda kalmıyorum.

Yılmaz: Üniversite öğrencisiyim, ben de 5 senedir anket yapıyorum.

Peki anket işini tercih etmenin nedeni nedir Aslı?

Aslı: Şu anda YGS’ye hazırlanıyorum, hafta içleri ders çalışıyorum. Anket işinin parası o kadar kötü değil, otuz-kırk liraya çalışmıyorsun. Yetmiş-seksen lira artı yol parası veriyorlar. Yemek parası da verseler daha iyi olur aslında, yemeğe epey para gidiyor çünkü. Devamlı pozitif olmak zorundasın bir de tüm zorluklara rağmen. Bu sırada karnın aç olmazsa daha iyi oluyor.

Sen nasıl başladın Yılmaz?

Yılmaz: Lisedeyken sayım işlerine gidiyorduk arkadaşlarla, o çok daha lanet bir işti. Üniversitede “anketör aranıyor” ilanı gördüm internette ve baktım yapabiliyorum, devam ettim. Sektörde çok çakal firma var. Mesela adam diyor ki: Bilmem kaç kiloluk IKEA kataloglarını taşıyacaksın yanında, onları apartmanlara dağıtırken verdikleri tablete şu şu bilgileri gireceksin, tabletinin de asla şarjı bitmeyecek. On beş gün çalıştın, on altıncı gün gelmedin diyelim, “O zaman çalıştığın on beş günün parasını da vermiyoruz,” diyor aynı adam.

Bu işte kimler çalışıyor?

Aslı: Anket işini genelde öğrenciler yapıyor, orta yaşlılar çok az. Bir de hep yeni kişiler geliyor. Şu an iş yaptığımız şirkette tanıdığımız, devamlı gelip giden on kişi vardır ancak. İş sırasında elenenler de oluyor. Yılıyorlar, bırakıyorlar.

Yılmaz: Anketörlük bir meslek değil ve giderek böyle işler de artıyor. Belli ölçüde güvenceler sunan işler de giderek dönemselleşiyor veya tekstilde olduğu gibi yevmiyeli çalışma yaygınlaşıyor. Örneğin dedemi, onun yaşıtlarını düşündüğümde, altmışlarda gelmiş Dersim’den, deri atölyelerinde çalışmaya başlamış Kazlıçeşme’de. Çalışmış, evini yapmış vesaire. Hem maddi bir kazanımı olmuş hem de manevi olarak bir kazanımı var, işi sayesinde dünyada bir yeri olmuş. Şimdiyse geleceği olmama hali çok yaygın, gittikçe de yayılıyor. Yaptığın iş de okuduğun okul da sana bir garanti sunmuyor.

Haftada kaç gün iş oluyor?

Aslı: Ben genelde hafta sonu çalışıyorum, ama her Cumartesi-Pazar iş olmuyor. Örneğin iki hafta üst üste Cumartesi-Pazar çalışıyoruz, sonrasındaki haftalarda iş olmuyor. Düzenli değil. Hafta içi iş çıktığı çok ender oluyor.

Sahaya çıktığınızda bir günde kaç anket yapmanız bekleniyor?

Aslı: Bir zarfta 18 tane anket formu oluyor, bir anket formunda 60-70 soru var. Tabii bu şirketten şirkete değişiyor. Bulunduğun ortam sıkıntılıysa, mahalle seni kabul etmiyorsa, kapısını çaldığın kişiler senden hoşnut olmadıysa “sokak izni” veriyorlar, sokaktan geçenlerle veya esnafla yapıyorsun.

İşin zorlukları neler?

Aslı: İlk zamanlar herkes şaşırıyordu, hiç tahmin etmedikleri kadar hızlı bitiriyordum işi, ama son zamanlarda anket yaparken bayağı bayağı “Yeter artık” filan modundayım. Eskiden hemen hemen çaldığım her kapıda anket yapabiliyordum. Ta ki Ataköy’e gidene kadar. Ataköy’deki siteleri gördüğümde “Mükemmel yer ya, bir sitede bitiririm zarfı” dedim. Sonra bir siteye girdim ve ilk kapıda aldığım tepki şu oldu: Kadın sinirli bir sesle “Kim o?” dedi. Sevecen bir şekilde “Filanca şirketten geliyorum, kısa bir anketimiz var” dedim. “Sen kimsin, niye geldin Pazar günü, kapımı niye çalıyorsun, polisi çağıracağım” diye saymaya başladı, cinnet geçirdi resmen. Afalladım, neye uğradığımı şaşırdım. “Tamam hanımefendi, kusura bakmayın” dedim, geçtim gittim.

Sonra başka bir kapıyı çaldım, o kapıda da ayrı bir olay. Bu sefer konuştuğum kadın şüpheleri olsa da anket yapmayı kabul etti. Daha ikinci soruyu, yaşını sorarken, kapının arkasından kocası fırladı, meğerse orada bekliyormuş: “Yaşını niye soruyorsunuz, ne yapacaksınız, hırlı mısınız hırsız mısınız?” diye bağırmaya başladı, elimden anket formunu çekip yırttı! “Beyefendi,” dedim, “geldiğim yer belli, yaka kartıma bakabilirsiniz.” “Yok, yaka kartı filan anlamam” deyip güvenliği çağırdı. Güvenlik gelene kadar iki üç kapı daha çaldım ve yine reddedildim.

Sonra güvenlik geldi, beraber çalıştığım arkadaşımla bana “Çıkın, insanları tatil günü rahatsız ediyorsunuz” dedi. Ben de amacımın kimseye rahatsızlık vermek olmadığını, anketör olduğumu, işimi yapmaya çalıştığımı söyledim. “Yok, ben anlamam” filan derken birden kolumdan tuttu adam, ben de tepki gösterdim doğal olarak. Bayağı bir bağrış çağrış oldu. Sonra çıktım ordan, toplamda sadece bir kişi anket yaptı benimle galiba.

Yılmaz: Bir de kötü tepki aldığında şöyle yapmak zorundasın: “Yapmayacağız!” diye bağıran adama “çok teşekkür ederim,” deyip ayrılıyorsun. “Kusura bakmayın, zamanım yok” diyene “siz kusura bakmayın” diyorsun. Mesele sadece şu kapıda anket yapabilecek miyim değil, girdiğin apartmanda kalabilmek de. Seninle anket yapmayanın suyuna gitmek zorundasın, “burada anket yapamazsın, çık apartmandan” diyebilir çünkü.

Bu işin zor tarafı hep insanlarla muhattap olmak. Çaldığın kapıyı açan adam veya kadının bir dakika önce ne yaşadığı tam bir piyango. Bana el kaldırmaya çalışan da oldu, tehdit eden de, apartmandan atan da. Dışarıdan çok rahat bir iş gibi gözüküyor, kendi kendinin patronu gibi mahalleye gidip anket dolduruyorsun, filan. Halbuki anket sırasında ve sonrasında işleyen bir sürü denetim mekanizması var. Serbest filan değilsin yani.

Mütevazı mahallelerde iletişim kurmak daha kolay diyebilir miyiz?

Aslı: Orta halli mahallelerde ve gecekondu mahallelerinde çok iyi oluyor, ankete aç oluyorlar neredeyse. Görüşlerini açıklayabilecekleri birileri geldiği için mutlu oluyorlar. Ama Atakent, Ataköy gibi üst sınıf, sitelerle dolu mahallelere gittiğimizde binadan içeri girmek ayrı sıkıntı, içeride anket yapabilmek ayrı sıkıntı. Sanki dünyayı onlar koruyormuş gibi davranıyor insanlar, anlayamadığım bir ego var hepsinde. Örneğin Atakent: Sokak anketi yapmak için bile çok kötü. Sokakta adam yok, insanlar ya evde ya AVM’de. Herkes arabasıyla gidip geliyor. Kimle anket yapacağım orada ben, güvenlikle mi!

Yılmaz: “Yoksulu yine yoksul anlar,” meselesi ankette son derece geçerli. Aynısın çünkü aşağı yukarı. Bazı mahallelerde hala apartman kapıları aralıktır mesela. Öteki yandaysa bahçesine bile şifreyle girilen evler var. Adamın kaybedecek şeyi var yani, bizim gibi değil. Bizim eve hırsız girdi ben çocukken, adam beş lira bile bulamamış, sinirinden bütün evi dağıtmıştı mesela. Öyle anlatayım.

Yemek – yol masrafı sıkıntı oluyor mu?

Aslı: Mesela Beylikdüzü’nün uç kısımları veya Büyükçekmece’de bakkal bile bulamıyorsun kimi zaman. Karnımızı doyurmak için önceden bisküvi alıyorduk yanımıza bu tip mahallelere gideceğimizde.

Yılmaz: Yemek yiyecek bir yer bulursan da çok pahalı oralarda.

Aslı: Çok pahalı ama bulursan pahalı. Çoğunlukla bulamıyorsun. Ayrıca yol parası da dert. Tamam, yol parasını veriyorlar ama ücretinle beraber iş bittikten on gün sonra veriyorlar. Dolayısıyla cepten harcamış oluyorsun. Bana Cumartesi-Pazar para lazım, yol parasını önden vermeliler.

Yılmaz: Bir şirket yol parası dahi vermiyor. Paranı da proje bittikten yirmi-yirmi beş gün sonra veriyorlar. Diyelim proje iki haftalık, sen ilk hafta çalıştın. İkinci haftayı da katarsan bir aydan fazla beklemen gerekiyor. İnsan ne zaman ne alacağını bildiği bir işe gitmek ister, hele böylesine hiçbir teminatın olmadığı bir meslekte.

Nasıl bir denetleme mekanizması var anket işinde?

Aslı: Anketini yaptın, şirkete teslim ettin diyelim. Zaten sana verilen adres formunu doldurmuş oluyorsun, hangi adreslerde anket yaptığın orada yazıyor. Bu adreslere, dairelere gidip anket yapılıp yapılmadığını soruyorlar. Para da buna göre veriliyor ya da verilmiyor.

Yılmaz: Ben kontrol de yapıyorum. Aslında en önemli meselelerden biri bu kontrol. Seninle beraber çalışan, tanıdığın veya tanımadığın, insanları denetlemiş oluyorsun. En azından ilk başladığımda, yani otomatiğe takmadan önce, ahlaki, duygusal bir yükü oluyordu. Kontrol ettiğin kişinin çalışmamış olabileceği ihtimali çok yorucu bir ihtimal. Ama şu var: Ahlaki değil filan deyip yine yapmaya devam ediyorsun, ama “Bırakıyorum lan” deyip gitme hakkın var sonuçta. Bu da şunu gösteriyor: Dünyadaki parametreler yanlış olduğu için, bir şekilde para kazanmak istiyorsan o çarka dahil oluyorsun.

Diyelim ki kontrol sırasında bir arkadaşın anketi yapmadığını anladın, ne yapıyorsun?

Yılmaz: Olabildiğince korumaya çalışıyorum arkadaşları. Ama belli durumlarda korumanın olanağı da yok, kararı zaten ben vermiyorum, şirket veriyor. Birini koruyabilmem için çaba harcamış olması lazım: Adam mahalleye bile gitmemiş, internetten bakmış sokak isimlerine, formu doldurmuş. Apartman adı vesaire de uydurmuş. Öyle bir apartman ne yazık ki yok o sokakta. Yedinci daire demiş, ev iki katlı. Sallıyorsun, bari gerçekçi salla.

Ahlaki yük dediğim durumu aşmamı sağlayan şeylerden biri, elimden geldiğince çalışanları düze çıkarmak üzere kontrol yapıyor olmam. Çünkü bence insanların bu kadar çok çalışması saçma; birisi kendisine verilen mahalleye gidip anket yapmamış olsa bile para kazansın yani. En azından bu şekilde işçi kardeşine yamuk yapmamış oluyorsun.

Bazı anketleri pratikte uygulamak çok zor deniyor.

Aslı: Ben işten önceki akşam anket formunu incelerim, sorulara bakarım. Şu sonuca vardım: Orada yazılanları kelimesi kelimesine okuyarak asla anket yapamazsın. Girişinde bir yazı var zaten üç dört satır: “İyi günler. Birkaç dakikanızı alacağım…” filan. Bu girişi aynen tekrar edersen adam “Ne diyon?” der, sen paragrafı bitirmeden gider.

Geçen Denizköşkler mahallesinde çalışıyordum. Çok ümitsiz gitmiştim oraya, ama bayağı iyi geçti, iki buçuk saatte zarfı bitirdim, anketi teslim ettim. Anket banka anketiydi, bankalarla ilgili sorular soruyorduk. Otuzuncu sorunun içinde bir otuz tane daha, filanca bankayla ilgili soru var; tablolu soru. Anket yaptığım kişilerden çoğu “Ben bir kere bile o bankaya girmedim” dedi, ben de boş bıraktım doğal olarak. Oraları sallasam paramı alacağım, ama sallamadığım için şirketten paramı vermediler. Burda benim hatam ne, ben niye paramı alamıyorum? “Yapabileceğimiz bir şey yok, oranın boş olmaması gerekiyordu” dediler. Fatura bana kesildi yani.

Yılmaz: Bu işin başındaki insanlar “anket nasıl yapılır” konusunda hiçbir bilgisi olmayan insanlar. Hayatlarında hiç anket yapmamışlar veya bir iki kere öylesine dolanmışlar yıllar önce altlarında arabayla. Pratikte bu işin nasıl cereyan ettiğini bilmiyorlar. Bu büyük bir eksiklik. Kalkıp arkadaşlarımın parasını kesmeleri değil, kendi eksikliklerini tamir etmeye çalışmaları gerekiyor.

Yapılması sıkıntılı anketler denk geliyor mu?

Yılmaz: Kesinlikle banka anketleri.

Aslı: Banka anketleri çok zor oluyor, çünkü insanın bir tek hesap numarasını sormuyoruz neredeyse. Çok derine iniyoruz: “Hangi bankalarda hesabınız var, kredi aldınız mı?” Adam der ki: “Sana ne! Hangi bankada hesabım varsa var…” Çoğu zaman böyle tepkiler geliyor zaten. Ben de “Ben anketörüm abla/abi, ne yapabilirim, harçlığımı kazanıyorum” diyorum. Kızamıyorum, haklılar çünkü. Biri benim evime, kapıma kadar gelecek, diyecek ki “Hangi bankada hesabın var?”

Aslında siyasi anketler de zor oluyor. Genelde AKP’liler korkmadan söyleyebiliyorlar düşüncelerini. Bazıları direkt “Recep için ölürüz!” diye giriyor muhabbete. Bir kere AKP’li bir kadınla anket yaparken “Neden AK Parti’ye oy veriyorsunuz?” sorusuna geldim; kadının yanında da maksimum dört yaşında bir çocuk var. Soruyu sorunca çocuk “Recep Tayyip Erdoğan!” diye bağırdı. İçim acımıştı artık.

Yılmaz: HDP’li ve CHP’li mahallelerde daha rahat ediyorum. Dersimliyim deyince bütün kapılar açılıyor. Mesela Nusaybinli bir aile beni evlerine davet etti. Kahvaltı hazırlandı, çaylar dolduruldu, epeyce muhabbet ettik. Çıkmaya yeltenmesem beni bırakacakları yoktu sağolsunlar. Anket sırasında olumlu bir ilişki kurduğumuz insanlarla sonrasında bir yerde oturup muhabbet etmek iyi oluyor. Anketten daha hoş bir şey. Bir nevi kişisel anketimi yapıyorum anket sonrasında. Tabii bazı insanlar da çok sıkıyor. Sen soru soruyorsun, o soru hakkında yarım saat felsefe yapıyor, hayatını anlatıyor filan. Ama işte bu işin yapılabilmesinin koşulu da bu biraz.

1 Kısa süre önce de genç garson dostlarımızla sohbet etmiştik: http://baslangicdergi.org/guvencesiz-isler/

Bulunduğu kategori : Sınıf Hareketi

Yazar hakkında

İlgili Yazılar