AfD’nin yorulmadan zaferi, yerinde sayan sol ve göçmenlerin geleceği -

Türkiye’den de hiç olmadığı kadar ilgiyle izlenen Almanya seçimlerinin asıl galibinin yüzde 12,6 oy alan AfD olduğu ortada. Seçimler öncesi ve sonrasında konuştuğum birçok Türkiyeli, ırkçıların bu yükselişinin Alman devleti ve müesses nizamının gözetimi altında yaşanan bir gelişme olduğu için çok da telaşlanacak bir olay olmadığını, sistemin yeni gelen göçmenlere gözdağı ve göçmen akışına ciddi sınırlamalar getirme yönünde bir mesaj olarak okumak gerektiğini söylüyor.

Bu tür aşırı sağ gruplar içindeki adamlarının Alman derin devletinin her zaman göçmen politikasının daimi bir parçası olduğunu söyleyen Türkiye kökenliler, “AfD’nin yükselişinin bize etkisi sınırlı olur, ama yeni göçmenlerin hayatları bir süre zorlaşacak; saldırılara uğrayabilir, ayrımcılık ve dışlamaya maruz kalırlar,” diye düşünüyorlar. Bu görüşler belli ölçüde komplocu ve işlevselci tınılar taşısa da, seçim öncesi ve sonrasında pek çok kişi tarafından dile getirilen görüşler olduğu için analiz yaparken üzerinden atlanmaması gereken şerhler diye düşünüyorum.

AfD’nin yorulmadan zaferi

Sonuçlara bakıldığında yeni göçmenlerin varlığıyla ırkçı tepki arasında bir asimetri de dikkat çekici. AfD’nin yükselişi en fazla yeni göçmenin yerleştiği Batı ve Kuzey şehirlerinde görece düşük kalırken, daha az göçmenin barınabildiği Doğu-Orta ve Güney Almanya’da (Brandenburg, Maklenburg, Thüringen, Saksonya, Baden-Würtemberg, Bavyera -Münih Bölgesi hariç-) çok daha yüksek olmuştur. Yani sonuçlar, yeni göçmenler bir yana Alman olmayanları bile yaşam alanına kolay kolay kabul etmeyen sağcı-muhafazakâr bölgelerde mevcut bulunan dışlama ve ayrımcılığın, son dört yıldaki yoğun göçmen akışı ve İslami terör öcüsüyle siyasi ifadesini bulmasıdır.

Ekonomi rayında gitse de yaşanan hızlı demografik değişim, öteden beri soy faşizmin güçlü olduğu yerlerde kapitalizmin kaybedenleri düşük gelirli işçiler ve işsizler kolayca ırkçı-ayrımcı demagojilerin peşine takılmaktadır. Bu o kadar kolay olmuştur ki AfD birçok yerde, 24 bin oy alan MLPD kadar propaganda yapmadan oylarını yüzde 4,7’den 12,6’ya çıkarmıştır. İşçi ve işsizler dışında AfD’nin bu seçimlerde daha yüksek oy aldığı profil orta yaşlı, orta eğitimli erkeklerdir. Orta yaşa denk gelen 35-44 arası kesimle ilgili ilginç bir nokta da SPD, Yeşiller ve Sol Parti oylarının en düşük seviyede olduğu bir yaş grubu olmasıdır.

Göçmen politikasına düzeltme hamlesi

Sağın geleneksel olarak güçlü olduğu yerlerde, Alman işçi ve işsizlerinin önemli bir kısmının havada kaptığı demagojiye göre, yaşanan geçim sıkıntısı, yükselen kiralar ve işsizlik gibi sosyal sorunların nedeni, Ortadoğu’dan yeni gelip ülke kaynaklarından faydalanan, dili-kültürü-görünüşü farklı, içinde potansiyel teröristler barındıran kitledir. Bu göçmenler kümesi zaman zaman Türkiye kökenlileri kapsayacak kadar genişlese de öfkenin fiili nesnesi Suriye ve Iraklılar gibi gözükmektedir.

Dolayısıyla seçimlere yeni mülteci dalgası damgasını vurmuştur. SPD’nin beklenen, CDU/CSU’nun beklenmeyen düşüşü de 2013-2017 arasındaki Büyük Koalisyon’un liberal göçmen politikasına dönük bir düzeltme hareketi olarak görülmektedir. Bu düzeltme hareketinin gerçek öznesinin ne kadar devlet aklı, ne kadar AfD’yi yükselten sosyal tepki ve korkular olduğunu bilmek güç olsa da, CDU/CSU’nun üst katlarından daha ilk günden itibaren göçmen politikasında ciddi bir politika değişikliğinin olacağı yönünde mesajlar verilmeye başlanmıştır.

Solun tıkanıklığı

Sosyalist sol açısından, gerek seçim programı, gerek doğu Almanya’da büyük merkezlerde birinci ya da ikinci parti olması, gerekse de Türkiyeli sol kesimler ve Kürt hareketiyle olumlu bir rezonans tutturabilmiş olması nedeniyle Sol Parti üzerinde biraz daha durmak gerekir.

Demokratik Almanya Cumhuriyeti‘nin sosyalist kadroları, sol sosyal demokratlar, Marksistler, liberter sol gibi geniş sayılabilecek bir yelpazeyi barındıran Sol Parti‘nin parlamentarizm dışına çıkıp, sosyal hareketlerle ilişkiler kurduğu, sosyal mücadelelere öncülük ettiği söylenemez. Bu nedenle de oylarında ufak bir yükseliş olsa da Doğu bölgelerinde 300 binden fazla destekçisini AfD’ye kaptırması, geleneksel rakibi olan SPD onca oy kaybı yaşarken, sosyal demokratlara sırtını dönenlerin 500 bine yakınının AfD’ye, 860 bininin Yeşillere kaymasını engelleyememesi görece bir başarısızlık bile sayılabilir. Merkez sağ ve solun asıl rakibi olarak girdiği seçimlerden 5. parti çıktığı koşullarda aşırı sağcı AfD’nin çok fazla efor sarf etmeden yakaladığı zafer, gerek örgütsel işleyiş, gerekse de ideolojik-kültürel hegemonya bakımından Sol Parti‘nin sınırlı bir alana sıkışıp kaldığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Burjuva temsili demokrasisinin mevcut sınırlarını zorlamayan, bu anlamda yakın dönemki bir doğrudan demokrasi zemini olarak mahalle forumlarından doğan Podemos Partisi, Fabianizmle akraba “Momentum” denilen modelle İngiltere İşçi Partisi’nde politika üretimi sürecini partinin solundaki entelektüeller ve aktivistlere açarak görece demokratikleştiren Jeremy Corbyn liderliğinden öğrenme gibi bir kaygı gütmemesi, ülkedeki en dinamik ve yaygın gençlik örgütlenmesi Antifa’yla iyi ilişkiler kuramaması gibi nedenlerle parlamentarist bir büro partisi görüntüsü vermesi, Sol Parti‘nin belli eşiklerde yükselememesinin başlıca nedeni gibi gözükmektedir.

Yine, bir sol parti belli gericilik dönemlerinde istediği ivmeyi yakalayamayabilir. Siyasette hiç bir şeyin garantisi olduğunu söylemek mümkün değildir ancak yanı başımızda güçlü yeni yordamlar boy veriyorsa, onlardan öğrenip, siyasal temsilci-seçmen ayrımını yıkan bir yola girmek bütün sol partilerin sorumluluğudur. Gerisi ise konformizmden başka bir şey değildir.

Büyük kentlerde Antifa protestoları

Seçim gecesinin sol açısından önemli bir olayı da seçim sonuçları açıklandıktan sonra Berlin başta olmak üzere parlamento dışı anti-faşist grupların düzenlediği protesto eylemleriydi. “Bütün Berlin AfD’den Nefret Ediyor” ve “Nazi Propagandasına İzin Yok“ sloganlarıyla AfD merkezi önünde yapılan eylem, partinin kutlama yapmasını, yöneticilerinin balkon konuşması yapmasını engelledi. Berlin dışında, ülkenin en büyük ve gelişkin şehirleri olan Köln, Hamburg, Frankfurt, Münih ve Düsseldorf’ta da Antifa grupları; seçim gecesi AfD’yi ve onun yükselişinin arkasındaki göçmen karşıtlığını, Alman sağında bile yakın döneme kadar bir tabu olan Nazi dönemiyle barışma eğiliminin bu denli güçlenmesini ve bu partiye izin verdiğini iddia ettikleri Alman müesses nizam güçlerini protesto etmiş oldu.

Uzun yıllardır Almanya’da yaşayan Türkiyeli dostlarım her ne kadar “Almanya seçimlerindeki yeni gelişmelere çok da kulak asma, düzenin sahipleri bugün AfD’nin önünü açar, yarın isterlerse onları iki-üç hamleyle yalıtıp, kriminalize eder ve marjinalleştirir” deseler de, AfD’nin kolayca kriminalize edilmemek için azami dikkati gösterdiği fikrindeyim. Çok fazla ortalarda görünmemek de büyük ölçüde bununla alakalı görünmektedir. Bir önceki seçimde sempatiyle andıkları Naziler konusuna bu sefer hiç girmemeye çalıştıkları, daha çok “Almanya’nın yeniden ülkem olmasını istiyorum,” gibi yuvarlak, genel geçer milliyetçi söylemlerle herkesin bildiği sırrın üzerine ince şallar atarak yürümelerini de bu tutumla ilişkilendirebiliriz.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar