ABD Ön Seçimlerinde Sona Doğru – Arif Sırrı Özçelik -

ABD’de Kasım 2016’da yapılacak başkanlık seçimleri öncesi adayları belirlemek için ön seçimler devam ediyor. Geçen hafta Pazartesi günü yapılan Indiana ön seçimleri sonrasında, Cumhuriyetçi partinin ikinci ve üçüncü sıradaki adayları yarıştan çekildiklerini ilan etti. Boylece Donald Trump’ın Cumhuriyetçi başkan adaylığı kesinleşmiş durumda. Demokratlar cephesinde ise oldukça ilginç ve beklenmedik bir yarış sürüyor. Bir tarafta daha önce 2008’de Obama ile başkanlık için yarışıp kaybeden Hillary Clinton, diğer tarafta ise beklenmedik bir ivme kazanan ve Amerikan standartlarına göre radikal denilebilecek bir söylem ile yarışan Bernie Sanders olmak üzere iki adaylı bir yarış devam ediyor.

 

Bu yazıda esasen Bernie Sanders’ın yarıştaki varlığını, yakaladığı “momentum” ve temsil ettiği siyasi talepleri biraz ele almaya çalışacağız.

 

Sanders, Vermont adında küçük bir eyaletin bağımsız olarak seçilen kongre üyesi ve 1990 yılından beri bu eyaleti temsil ediyor. 2016 başkanlık seçimlerine ise Demokrat Parti’nin aday adayı olarak katıldı. Aday adaylığı açıklandıktan sonra (2015 Ocak) bir çok ankette ulusal çapta Clinton karşısında pek de şansı yokmuş gibi görünüyordu. Ama kampanya çalışmaları ilerledikçe bu makas kapanmaya başladı.

 

Sanders en başından beri kampanyasını iki şey üstüne temellendirdi. Birincisi ABD seçim sisteminde özellikle belirli sermaye gruplarının bir araya gelerek oluşturdukları fonlar (ing. super pac) vasıtasıyla istedikleri adayların kampanyalarını desteklemelerini ve bu yolla Amerikan halkının iradesini yönlendirmelerini eleştiren bir çıkış yaptı. Kendi kampanyasını tamamen gönüllülerin katkılarıyla ve bağışçılardan topladıkları para ile fonlayarak yaptığını belirtirken, bu fonlamanın kişi başı ortalama 27 dolara geldiğini de yoğun bir şekilde dile getirdi. Bu konu aslında Sanders açısından kurumsallaşmış siyaseti (ing. establishment politics), yani Amerikan Kongresi, zengin sermaye grupları ve Wall Street arasında anlaşmalı giden geleneksel siyasi ilişkileri kitlelelere teşhir edebilmenin bir aracı oldu. İkinci olarak Sanders aslında milyonlarca insanı, birbiriyle dayanışmaya, sokakta kampanya için bilfiil katkı koymaya çağırarak, oy verecek seçmenlerin sandıklara gitmesini sağlayarak mobilize etmeye çalıştı. Bu mobilizasyon insanların siyasete olan inançlarını, kendi eylemlerinin bir değişime yol açabileceğine dair umutlarını yeniden ortaya çıkardı. Özellikle Sanders’ın ön seçimlerde aldığı oyların %80 gibi bir oranla genç seçmenlerden geliyor olması, umudun taşıyıcısı olma iddiasının bir noktaya kadar karşılık bulduğunu gösteriyor.

 

Sanders kendine açıkça demokratik sosyalist diyor. İlginç bir şekilde çoğunluğun tüyleri diken diken olmuyor! Belki de kampanyanın en önemli katkılarından biri artık Amerikan siyasetinde bu terimin belirli bir kesim tarafından açıkça dillendirilmeye başlanmış olmasıdır. Kendine model olarak İskandinav ülkelerini aldığını belirtiyor. Üniversitelerin parasız olmasını, öğrencilerin mezun olduktan sonra borç olmadan hayata katılmalarını savunuyor. Sağlık hizmetlerine, gelirine bakılmaksızın herkesin erişebilmesi gerektiğini ilan ediyor. Asgari ücretin saatlik 15 dolara çıkarılmasını vaat ediyor (2015 itibariyle federal asgari ücret 7.25 dolar idi), sendikaların daha güçlü ve çalışanların çalıştıkları yerlerde daha aktif, daha örgütlü olması için çalıştığını söylüyor. Küresel ısınmaya karşı aktif tutum almayı vaat ediyor.

 

Sanders aynı zamanda öğrencilik yıllarında sivil haklar mücadelesinde yer almış, ırkçılık karşıtı mücadele içinde bulunmuş hatta bu sebepten gözaltına alınmış biri. Hapishanelerin siyahi ve latino nüfus ile dolmuş olmasının özellikle o kesimlerin yoksullaştırılmasıyla ilgisi olduğunu söylüyor.

 

Sanders kampanyası sosyal ve görsel medyayı da oldukça başarılı kullanıyor. Yayınlanan videolarda işlenen konular hem kampanyanın dillendirdiği bir çok konuyu iyi işliyor, hem de gönüllülerin mobilizasyonunu göstermesi açısından da bilgi veriyor. Sanders kampanyasının bugüne kadar izlediği yöntem ve ortaya çıkan çalışmalar ile Türkiye’de 6 Haziran seçimlerinde 10danSonra gibi seçim kampanyaları arasında bağlar kurmak oldukça mümkün.

 

Sanders kampanyasının öne çıkardığı bu konular hem seçmenlerde karşılık bulmuş hem de Clinton kampanyasını rahatsız etmiş görünüyor. Clinton kampanyası şimdilik Sanders’ın yarattığı rüzgardan pay kapmak adına zaman zaman söylemlerini “daha sol” bir çerçeveye oturtmaya çalışsa da tam olarak kendilerini bu yönden kabul ettirebilmiş değiller. Gelinen noktada ise artık Trump karşısında Clinton’ın adaylığının daha iyi bir şansı olduğunu, bu parti içi yarışın partiye zarar vermeye başladığını öne sürüyorlar. Oysa son anketlere göre ulusal çapta Sanders’ın adaylığının Trump karşısında Clinton’dan daha fazla kazanma şansı var.

 

Demokratların ön seçim sistemine göre parti aday adaylarına verilen oylar kadar bir de belli sayıda “süper delege” konumundaki partilinin doğrudan adaylara verdiği destek başkan adaylığı seçiminde rol oynuyor. Bu süper delegelerin ezici çoğunlugu baştan beri Clinton’a destek veriyorlar. Ancak geleneksel olarak sandıklardan çıkan oy dağılımına göre tercihlerini değiştirebiliyorlar. Sanders kampanyası bu noktada süper delegelere dönük çağrılara da başlamış görünüyor. Ki aslında bu delegelerin oyları göz ardı edildiğinde %42 – %35 gibi bir farkla Clinton önde gidiyor. Dolayısıyla Sanders her şeye rağmen sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğini söylerken haklı görünüyor.

 

Trump ve Sanders kampanyalarının her ikisinin de bu kadar ilgi görmesinin olası nedenleri hakkında biraz daha düşünmekte fayda var. Son ekonomik krizden sonra kurumsallaşmış siyasete, elitlere olan, özellikle çalışan ve orta sınıflardaki öfke bir şekilde kendini ifade etmiş gibi görünüyor. Trump nezdinde bu öfke asgari ücretin düşürülebileceğini söyleyen, yabancı düşmanı ve reality show kıvamında birine doğru yönelirken özellikle genç nüfus içerisinde bu öfke geleceğe dair umudu dillendiren, politik bir devrimden bahseden Sanders’a yönelmiş durumda. Demokratlar cephesinde sonuç ne olursa olsun, Sanders kampanyasının şimdiden bir dönüşümü başlattığını söylersek herhalde yanlış olmayız. Sanders’ın başkan adayı olmaması durumunda, kampanya ile beraber ortaya çıkan enerjinin ve kitlesel dayanışmanın ise nasıl devam edeceği ya da hangi formda (ABD siyasetine eklenebilecek yeni bir parti?) devam edeceği gibi konuların tartışılması olası görünüyor.

 

Demokrat Parti Ulusal Anketleri – http://elections.huffingtonpost.com/pollster/2016-national-democratic-primary

Bernie Sanders Kampanyasınin Tartıştığı Konular – https://berniesanders.com/issues/

Demokrat Parti Ön Seçim Bilgilendirme – https://en.wikipedia.org/wiki/Democratic_Party_presidential_primaries,_2016

 

Bazı Kampanya ve Gönüllü Videoları:

 

Yeni yaratılan gelirler %1’e değil %99’a gitmeli – https://www.youtube.com/watch?v=PewCSYS6a6s

Polis tarafından öldürülen Eric Garner’ın kızı Sanders’ı desteklediğini açıklıyor – https://www.youtube.com/watch?v=Syln8IkOIqc

Son ekonomik krizin sorumlularının kurtarılması ve Wall Street’in siyaset üstündeki etkisi – https://www.youtube.com/watch?v=z4kcH42oxYw

Bir gönüllü tarafından hazırlanmış bir çalışma (“rakiplerin parasına karşılık sizin birliğiniz var”) – https://www.youtube.com/watch?v=30kl5D5nUNA

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar