7 Haziran Seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’ni Destekliyoruz -

 

Seçimler sosyalist sol açısından netameli süreçler olagelmiştir. Siyasal ve toplumsal güç dengelerinin önemli bir ögesi olmamamıza rağmen –belki de olmadığımız için- seçim tartışmaları kısır çekişme ve pazarlıkların konusu halinde ilerlemiştir. Seçimlerde devamlı suretle solun gündemine gelen Kürt Özgürlük Hareketi ile kurulacak ilişkinin niteliği meselesi, öyle görünüyor ki bu seçimlerin de ana konularından biri haline gelmiş durumda.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce Başlangıç olarak şöyle demiştik:

“Türkiye kapitalizminin ve Türkiye dış politikasının coğrafi yeniden yapılanması bölgeye doğru açılıyorken, Ortadoğu coğrafyasında yüzyıllık sınırlar değişir hale gelmişken; başka bir deyişle Kürdistan’ın da içinde bulunduğu geniş coğrafya devrimci siyaset açısından giderek stratejik bir önem kazanırken, sosyalist solun Kürt Özgürlük Hareketi ile ilişkisini bu hususlardan hareketle stratejik düzeyde yeniden güncellemesi gerekir. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettiğimiz üzere, Kürt Özgürlük Hareketi’nin örgütsel ve politik bazı pozisyonları sosyalistler tarafından eleştirilebilir, eleştirilmelidir de. Eleştirel bir yoldaşlığın zeminlerini inşa etmektense, Kürt Özgürlük Hareketi’yle giderek daha fazla mesafelenmek, Türkiye ve Ortadoğu halklarının özgürlük ve eşitlik mücadelesi açısından hayırlı sonuçlar üretmeyecektir.”

Bu seçim sürecine de bu temel stratejik noktadan hareketle yaklaşıyoruz. Fakat bunun yanı sıra başka kritik hususların olduğu da çok açık.

Ana gövdesini Kürt Özgürlük Hareketi’nin oluşturduğu Halkların Demokratik Partisi’nin seçimlere parti olarak girme kararı konusunda –bazı medya liberallerinin olmaya çalıştıkları gibi- akıl verici pozisyonda olmak bizim harcımız değil. Bu harekete bazı “gizli gündemler” atfederek yarattıkları puslu hava üzerinden solu ulusalcılığa çekmeye çalışanlarla da herhangi bir akli veya ruhi rabıtamız yok. Bu nedenle bizler açısından mesele sadedir:

Ana akım muhalefet partilerinin yegâne oyun planlarının oy oranlarını korumak veya birkaç puan yukarı çekebilmek olduğu bir seçimde iki ana aktör vardır: AKP ve HDP. AKP açısından seçimler kritik önemdedir. Başlarındaki tiran özentisi kişi, alınacak oy oranına göre kendi şahsı özelinde bir şeflik düzeni kurma niyetinde olduğunu açıktan beyan etmektedir. Bu niyetin AKP içerisinde bazı çatlaklara yol açmış olduğu bugünden gözlemlenebilse de, ancak AKP’nin seçimlerde geriletilmesi bu çatlakları harekete geçirecek, tiran ile şürekâsının gerileme dönemi başlayacaktır. Bu gerilemeyi sağlayabilecek yegâne gelişme diğer ana aktörün, HDP’nin barajı geçerek meclise girmesidir. Bu hem aritmetik olarak böyledir hem de acil ve yakıcı nitelikteki sosyal ve demokratik taleplerin yaygınlaştırılmasına vesile olacak bir seçeneğin güçlenmesi anlamına geleceği için.

AKP’yi durdurmak, geriletmek ve en nihayetinde AKP şahsında cisimleşen neoliberal otoriter düzeni yıkmak gibi bir amacımız varsa, bu mücadelenin seçim uğrağındaki ifadesi HDP’nin 12 Eylül’den kalma yüzde 10’luk seçim barajını aşmaya dönük ortaya koyduğu mücadeleyi sahiplenmektir. Sosyalistler açısından bugünün görevi, bu ihtimali kuvveden fiile çıkarmak için çaba sarf etmektir. Bunu yapmaksızın “sandığa karşı sokak” çağrıları yapmak ve seçim sürecinde görünmez olmayı seçmek –en iyi niyetli ifadeyle- ciddiyetsizlik anlamına gelecektir. “Somut durumun somut analizini” şiar edinen tüm sosyalistleri bu apolitik tutumdan bir an önce sıyrılmaya davet ediyoruz. Zaman “baraj aşılır mı, aşılmaz mı” hesapları yapmanın değil, aşılması ve tarihin çöplüğüne atılması için var gücümüzle çalışmanın zamanıdır.

AKP düzeninin yıkılması, mevcut toplumsal ve siyasal güç dengelerinin anlamlı bir şekilde ezilenler lehine bozulması elbette ki esas olarak bu seçimlerin sonucunda gerçekleşmeyecektir. Bu seçimler sonucunda AKP gerilese bile, bu partide cisimleşen neoliberal otoriterliğin yıkılması meşakkatli bir mücadele sürecini gerektirecektir. Bu nedenle sosyalistler seçim sürecini, seçim sonrasında sürdürecekleri mücadelenin siyasal ve toplumsal ayaklarını inşa ederek değerlendirmelidirler.

HDP’nin barajı geçmesi ve meclise girmesi için çaba sarf ederken, neoliberal otoriter temelde inşa olan güç dengelerini emekçiler ve ezilenler lehine değiştirecek, onların kolektif özgüvenini, siyasal gücünü ve eylem kapasitesini artıracak toplumsal, iktisadi ve siyasal taleplerin propagandasını yapmak, bu talepler etrafında giderek aşağıdan birleşik toplumsal muhalefet cepheleri örmek mümkündür. Seçim sürecini, sosyalist hareketin seçim sonrası döneme daha donanımlı ve hazırlıklı girebilmesini sağlayacak zeminleri ve araçları kurmak için vesile kılmak gereklidir. Bizim için seçimlerin sunduğu fırsat, bir ortak mücadele programına da işaret edecek talepler çerçevesinde ortak siyaset ve eylem üretebilme kanallarının yaratılabilmesidir.

Böylesi bir süreç seçim sonrasında daha baskıcı bir hâl alacak olan iktidar mekanizmasına karşı verilecek mücadele açısından gerçek bir toplumsal muhalefet cephesinin oluşmasının önünü açacaktır. Üstelik meclise girebilecek HDP grubu üzerinde, onunla dayanışma halinde bir toplumsal muhalefet baskısı oluşturacak zemini bugünden inşa etmenin yolu da budur. Bu minvalde HDP’yi de buna yönelik bir adım atmaya ve aday listelerini toplumsal mücadele ve direnişlerin temsilcilerine şeffaf, demokratik ve katılımcı yöntemler üzerinden açmaya davet ediyoruz. Seçim kampanyasının parti dışı inisiyatif ve zeminlere açılması, HDP’nin kendi dışındaki muhalefet odakları ile ittifak ilişkilerinin geliştirilmesine ve güçlendirilmesine katkı sunacaktır.

Başlangıç olarak tüm sosyalistleri, HDP’nin ortaya koyduğu barajı yıkma hamlesine omuz vermeye ve bu süreci toplumun tüm ezilenlerine seslenen acil nitelikteki demokratik, toplumsal ve ekonomik talepler etrafında şekillenecek aktif bir kampanya olarak örgütlemeye çağırıyoruz.

 

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar