Emeğin, kentin, yaşamın yıkımına karşı birleş! -

Bu sene 1 Mayıs gerçek anlamda kritik öneme sahip. Toplumsal muhalefet güçlerinin derlenmesi ve özgüven biriktirmesi açısından bir dönemeç teşkil ediyor: Zira 24 Haziran sonrasında, sandık sonuçları ne olursa olsun gireceğimiz zorlu süreç için emeğin acilen kuvvet inşa etmeye ihtiyacı var.

Bir yandan, konfederasyonların biz sıradan emekçilerin gündeminden bağımsız politik hesaplarla, 1 Mayıs’ı Maltepe dolgu alanında kutlama kararı vermesi, ülkede tırmanan otoriterizm karşısında atılan en büyük geri adımlardan birini teşkil ediyor. Tam bir kent suçu oluşturan bu dolgu alanında 1 Mayıs’ı ilk ve son kez kutlayacağımızı umut ediyoruz: Kapitalizme karşı sınıf mücadelesi ekoloji mücadelesinden -ha keza kadın, gençlik, ezilen halklar mücadelelerinden- bağımsız değildir; ayrılmaz bir bütün teşkil eder.

Öte yandan, bu olumsuz başlangıca rağmen 1 Mayıs’ı emek güçlerinin birleşme, derlenme günü yapmak bizlerin elinde. Karşımızda, meşruiyetini her adımda giderek yitiren, hegemonik rıza üretme kapasitesi zayıflayan bir otoriter rejim mevcut. 7 Haziran’dan beri başkanlık sistemi için istediği onayı bulamayan, kaderini inişli çıkışlı dönemlik olaylara, operasyonlara bağlayan, hırçın bir iktidar söz konusu. Gücü giderek zor üzerine dayanıyor; ayakta kalmasının son tahlilde temel nedeni karşısındaki toplumsal muhalefet güçlerinin sokakta, okulda, işyerindeki… dağınıklığı.

1 Mayıs’tan 24 Haziran seçimlerine giden süreçte, bir kez daha, sosyalist solun aşağıdan birlik zeminlerini zorlaması elzem olacak. Park forumları ve 10danSonra gibi uğraklardan geçip Hayır Meclislerinde gelişkin ifadesini bulan meclis tipi özörgütlenmeler bu dönemde değerli bir rol oynayabilir. Bugün geldiğimiz noktada seçim konusunda çok sayıda meclis, platform, inisiyatif… olduğunu görüyoruz. Süreç her sol ekibin kendi meclisini -hatta örneğin kendi kadın meclisini- inşa etmesi şeklinde zuhur ediyor: Oysa meclis kavramı tam da farklı eğilimlerin birey hukuku temelinde ortaklaştığı en geniş kitle örgütlenmesine işaret eder. Bu tür ayrı inisiyatiflerin merkezi düzeyde olamasa bile yerel, sektörel düzeylerde biraraya gelmesini genelde hayat dayatıyor: Bu süreçte de öyle olması umut edilir. HDP’nin aday olarak Selahattin Demirtaş’ta karar kılması ise, bu aşağıdan dinamizme ülke çapında yankısını verebilir.

Seçimler ülkenin politizasyonu açısından bu bağlamda son derece önemli olsa da, hükümetin 7 Haziran ve 16 Nisan’da yenilgisini nasıl zafere çevirdiğini ve son seçim yasalarının şaibeye nasıl kapı açtığını düşününce, dostlarımızı tamamen seçime kilitlemenin büyük bir vebal taşıyacağını atlamamamız gerekli.

Gezi ile sokağı ve ardını görmüş, 7 Haziran ile temsili demokrasinin sınırlarını fark etmiş, 15 Temmuz sonrası ve 16 Nisan’da bir kere daha hukukun nasıl işle(me)diğine tanık olmuş kesimlere seçimlerden sonrasına işaret eden politik bir hat ve adres göstermek temel bir siyasi sorumluluk.

O yüzden asıl, seçim sürecinin ardından, gücümüz ölçüsünde ortak zeminler inşa etmek göreviyle karşı karşıya olacağız: Taşeron emekçilerin mücadeleleri, şekerde özelleştirme ve NBŞ belasına karşı direniş, kadınların patriyarkal baskının bin bir veçhesine karşı dinmek bilmez isyanından yola çıkarak… Sol ve toplumsal muhalefetin tüm renklerinin ortak talep etrafında beraber hareket ettiği, İstanbul Üniversitesi’ndeki #ÜniversitemeDokunma direnişi, gelecek için bugünden bir işaret fişeği adeta.

1 Mayıs’ta emeğin tüm renkleriyle sokağa!

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında